Eski sadrazamlardan biri, oğlunun tahsil ve terbiyesi işiyle meşgul olmayı lalasına bırakmıştı. Bir gün aklına geldi de lalaya sordu:
---Oğlumun en iyi öğrendiği ders hangisi? Lala hiç tereddüt etmeden:
---Binicilik, deyince sadrazam sebebini sordu. Lala da izahat verdi:
---Efendim, öteki derslerde mahdum-u aliniz dersini bilmeyince hocaları cesaret edip seslerini çıkaramıyor, hatasını yüzüne vuramıyorlar. Ama binicilikte bir hata etti mi, bindiği at derhal kendisini yere vuruyor.
** ** **
Tokat’ın köylerinde nazarlık olarak at ve eşek nalı sıkça kullanılır. Nalın bulunmadığı durumlarda nal şeklindeki madenlerden ya da üzerine mavi boncuk yapıştırılmış plastik nallardan yararlanılır. Bunlar genellikle evlere, arabalara asılır.
Eşek veya at nalları da birkaç boncukla beraber hayvanların boyunlarına takılır. Adana, Mersin, Hatay, Şanlıurfa ve Gaziantep illerinde evlere at nalının asıldığı görülür. Nazarlık olarak kullanılan nal, şekil bakımından kimi zaman kaşlarla beraber bir göze benzetilir. Dolayısıyla kem gözlerin bakışını kendi üzerine çekerek nazarı önlediğine inanılır.
** ** **
Ahlat mezarlığını üç kez gezdim. Buradaki mezar taşları Arap harfleri ama farsça tamlamalarla yazılmış olup okunması oldukça zordur. Osmanlı toprakları üzerinde konuşulan dilleri gözümüzün önüne getirirsek karşımıza epeyi bir dil çıkar.
Cami ve medreselerde yazılı kitabelerin ayet ve hadisler başta olmak üzere daha ziyade Arapça ağırlıklı, mezar taşlarının Kafkas ve İran taraflarından getirilen taş ustaları nedeniyle özellikle Fatih’ten sonrasıyla Farsça ağırlıklı, tekke kitabelerinin ise Türkçe ağırlıklı yazıldığını söylemek mümkündür.
Günümüzde okul eğitim programlarına alınıp alınmaması tartışılan Osmanlıca gibi bir dilin, belki Arapça’nın daha kolay öğrenilmesine katkı sağlayabileceğini düşünebiliriz. Göz ardı edilmemesi gereken husus küresel camia ile buluşmanın ve iletişim kurmanın zor olup olmadığıdır. Pozitif bilimler alanında geçerli olabilirliği de tartışılabilir.
** ** **
Bir gün deli hastanesinde kum taşınıyormuş. Doktorun birisi delinin birine el arabası vermiş. Deli ortalıkta el arabasını sürerken buna da kum taşıtmışlar. Ertesi gün deli arabayı ters döndürülmüş şekilde sürüyormuş. Doktor bunu görünce,
---Evlâdım o öyle sürülmez çevir de sürsene, der. Deli de çıkışır.
---Enayi miyim ben? Dün öyle sürdüm de kumun hepsini bana taşıttılar.
** ** **
Koymak ve kaymak... İki ahlaksız fiil… Ne zaman nerede kullanılacağını bilmeyenler için güç durumda kalmayı gerektirebilir, mahcubiyete neden olabilir. Dozu fazla ise dayak yemeyi bile gerektirebilir. Günlük hayatımızda da çok kullanılır. Özellikle alt kültür seviyesindeki insanlar tarafından sık kullanılır. Hatta müteahhit bazı kişiler tarafından tercihen güç ve büyüklük vesilesi olarak kullanılabiliyor.
** ** **
Şimdi deliler hastanesinde sınav yapıyorlarmış. Delileri sormuşlar, “hanginiz kapı deliğinden geçersiniz?” diye. Herkes ben geçerim derken biri “ben geçemem” demiş. Doktorlar şaşırmış, bu hasta iyileşmiş demişlerdi diye kendi aralarında konuşmaya başlamışlar. Bir doktor,
---Sen söyle bakalım evlâdım, niye geçemezsin?
---Delikte anahtar var da ondan…
** ** **
Trende uyuyordu. İneceği durak anons edildiğinde uyandı. Kapılar kapanmak üzereydi Uyku sersemliğiyle kapalı kapıya yöneldi. Kapı açılmadı diye yumruklamaya başladı. Oysa diğer yandan inmesi gerekiyordu ve kapı açıktı. Gençlerden biri bağırmaya başladı
---Uyan artık be abi!