SON DAKİKA
reklam
reklam

İran, destekçileri eski düşmanları

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 1 Ekim 2018, Pazartesi - 10:05   Okunma Sayısı:

 Geçmişte İran-Rus ilişkileri

Coğrafyanın Hazar’ın güneyindeki bölümüne tüm servet ve güzelliklerini bahşettiği ülke… Bu kadar güzellik ve servet de tabii ki sineklerin dikkatini çekecektir. İran’ın Kafkaslara yerleşmek isteyen Rusya ile ilk temasları 1804-1813 yılları arasında olmuş ve dokuz yıllık çarpışmalı dönem Rusya’nın galibiyeti ve Gülistan Antlaşması ile sona ermiştir. Bu antlaşmayla İran Gürcistan’da Rus hâkimiyetini kabul etmiştir.

Bir başarı elde ettiğini ve avantaj kazandığını gören Ruslar bir süre sonra ikinci savaşı başlatmışlar ve İran’ı yine mağlup etmişlerdir. 1828 yılında imzalanan Türkmençay Antlaşması ile bu kez de Azerbaycan,  Rusya ile İran arasında paylaşılmıştır.

20’nci yüzyılın başlarında 1901 yılında İran topraklarında petrol bulununca İngilizler devreye girmiş ve Ruslarla rekabete başlamışlardır. II. Dünya Savaşı yıllarında Almanların petrol bölgesini ele geçireceği kaygısıyla Rus ve İngiliz birlikleri İran’ı işgal etmişlerdir.

 20’nci yüzyılın getirdikleri

1979 yılında İran İslam Devrimi gerçekleştirilmiş, ancak Rusya-İran ilişkilerinde bir gelişme olmamıştır. Dini liderler, ABD ile ilişkileri kesmişler, İran’daki askeri üsleri kapatmışlardır. Hatta ABD ve İran hayatî düşmanlar olarak ilan edilmişlerdir. İran, Soğuk Savaş döneminden sonra Rusya ile yakınlaşmaya başlamıştır. 

Nükleer enerji konusunda Rusya’nın İran’a destek vermesi, İran’ın Kuzey Kore, Çin ve Rusya’dan silah satın almasıyla başlayan dışa açılım 1989 yılında geniş çaplı silah alımlarına dönüşmüştür. Bu gelişmeler, “ittifak” şeklinde algılayan ABD ve İsrail çok tedirgin olmuştur.

 Kurgulamalar başlıyor

Gelişmeler sonraki yıllarda da devam etmiş, ancak İran-ABD arasında karşılıklı meydan okumalar, tehditler ve küçük düşürmelerle dolu süreci de beraberinde getirmiştir. İran, böbürlenirken ABD’de kaygılar tetiklenmiştir. 

Günümüzden geriye yani İran İslam Devrimi’nin gerçekleştirildiği tarihe gidersek yaklaşık 40 yıl içinde çeşitli toplumsal olayların meydana geldiğini ve bu olayların içinde veya arkasında ABD’nin olduğunu görürüz. 

Halkın katıldığı protestolar, batık banka ve finans kuruluşlarında paralarını kaybeden mağdurlar ve tahrik edilen işsiz gençler Amerikan güdümlü planlamaların sonuçlarıdır. Toplumsal şikâyetler sürekli olarak gündemde tutulmuş, ülkeyi yöneten her iktidar itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır.

İran’da 2017 yılının son günlerinde Meşhed merkezli toplumsal hareketleri, birkaç gün içerisinde ülke geneline yayılmış ve İranlılar 2018’e gergin bir atmosferde girmişlerdir. Olayların bir anda patlak vermesinin nedenlerinden belki de en önemlisi protestoların ABD- İsrail-Suudi Arabistan cephesinin İran aleyhtarı tutumunu sertleştirdiği bir dönemde meydana gelmiş olmasıdır.

 

Olaylar zinciri

Amerikan gizli örgütlerinin devreye girmesiyle özellikle bölge ülkeleri arasında İran karşıtı bir algı yaratılmıştır. Aylardır işsizlik, yolsuzluk ve kamu hizmetlerinin yetersizliğinin protesto edildiği Irak’ın Basra kentinde İran konsolosluğuna saldırı yapılmıştır. Bu saldırı yaratılan İran karşıtlığının ilk basamağını oluşturmuştur.

ABD’nin BM Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Nikki Haley, İran’ın son günlerde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) füze saldırısı yaptığını ve 11 kişinin yaşamını yitirdiğini dile getirerek, İran’ın Irak topraklarına müdahalesinin BM Güvenlik Konseyinin dikkatinde olması gerektiğini belirtmiştir.

Haley, “İran’ın Irak'taki destekçileri açıkça eğitim alıyor ve Tahran’ın gönderdiği silahları kullanıyor. İran rejiminin bu destekçilere son günlerde balistik füze desteği yaptığı da gelen haberler arasında.” demek suretiyle de İran karşıtlığını körüklemiştir.

İran’ın Irak’taki hedefinin “Tahran'dan Akdeniz’e geçecek silah ve askerler için kendi kontrolünde bir merkez kurmak” olduğunu vurgulamak suretiyle Irak’ın da İran’ı tehdit olarak görmesine zemin hazırlamaktadır.

Son olarak Irak’a sınır Huzistan vilâyetinin merkezi Ahvaz’da Kutsal Savunma Haftası çerçevesinde düzenlenen askeri geçit törenine yaylım ateşi açılmasıyla 29 kişi hayatını kaybetmiş, 60 civarında insan yaralanmıştır.

Saldırıyı hükümet karşıtı güçlerle DEAŞ terör örgütü üstlense de üst düzey İranlı askeri yetkililer ABD, İsrail ve Suudi Arabistan destekli bölgesel ayrılıkçıları sorumlu tutmaktadırlar.

 

Sonuç

20’nci yüzyılın başlarından itibaren Orta Doğu’da başlayan İngiliz hâkimiyeti yerini Amerikan hegemonyasına bırakmıştır.  ABD, bölgede İran egemenliğine son vermek, İran’ın izlerini silmek, Suudi Arabistan’ın İran2a karşı kendi saflarında olmasını sağlamak ve vesayet savaşları çerçevesinde kendisine müzahir terör örgütlerini desteklemek gerektiğine inanmaktadır.

Gelecekte de Orta Doğu’nun huzur bulmasının mümkün olmadığı ortada…

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam