Anadolu’dan birçok uygarlığın gelip geçmesini zenginlik kabul ediyor ve bu uygarlıklara ait çok sayıda buluntunun ele geçirilmiş olmasını avantaj görüyor olsak da, Avrupa ülkelerinin yüzölçümleri ve sahip oldukları müze sayısıyla ülkemizdeki müzeleri mukayese ettiğimizde istenen seviyede olmadığımızı söylememiz gerekiyor.
Topraklarımızda özellikle 19’uncu yüzyıldan itibaren müsaadeli ve müsaadesiz şekilde kazılar yapılmıştır. Çıkarılan çok sayıdaki eserin büyük kısmının kaçak, bir kısmının da müsaadeli şekilde yurt dışına çıkarıldığı bir gerçektir.
Çanakkale muharebelerinin devam ettiği 1915 yılında bile Fransız askerleri tarafından kazı yapıldığı ve I. Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılından 1923 yılına kadar 765 mezarın tespit edildiği (İ.Ö. 7’nci yy - Roma İmparatorluk dönemini içeren), 1500’e yakın buluntunun ise Paris Louvre ve İstanbul Arkeoloji Müzelerinde olduğu tespit edilmiştir.
Avrupa’da Rönesans ile başlayan “müzecilik” anlayışına biz ancak üç asır sonra sahip olabilmişiz. Bu nedenle İstanbul Arkeoloji Müzesi, her üç kıtada var olmuş çok sayıdaki uygarlığa ait eseri bulundurması bakımından önemlidir. Ayrıca dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alacak ve çağdaşlarıyla boy ölçüşebilecek nitelikte belki de birkaç müzemizden birisidir.
Eski eser konusunda daha yeni yeni bilinçlenen Türk insanı, her konuda arayış içinde olduğu gibi geçmiş uygarlıkların tapularını müzelerde görmek ve bu sayede başka kültürlerle buluşmak isteğini de ısrarla sürdürmektedir. İstanbul’daki Arkeoloji Müzesini, bu istek ve ihtiyaçlara cevap verebilecek bir zaman tüneli olarak gördüğümü söyleyebilirim.
Göbeklitepe
Şanlıurfa 12 bin yıllık insanlık tarihinin merkezinde bulunuyor. Harran Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Önal, “Yapılan jeofizik çalışmalarında en az 15 tane daha mega anıtsal tapınak ve 200’den fazla dikili taşın höyük içindeki toprağın altında olduğu tespit edildi. Arkeolojik kazılar önümüzdeki yıllarda da devam ettikçe yeni yapılarla karşılaşacağız" demiş ve Göbeklitepe’nin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmasında emeği geçenlere teşekkür etmiştir.
Göbeklitepe’nin dünyanın en önemli yerleşim birimlerinin başında geldiğini vurgulayan Önal, Türkiye’nin bulunduğu coğrafi konum itibariyle insanlık tarihine ışık tuttuğunu, tarih boyunca medeniyetlere beşiklik ettiğini ifade etmiştir.
Göbeklitepe’de meydana çıkan törensel yapıların, tapınakları inşa edenlerin yaşadığı mekânların ve onlara ait yaşantıların bulgularına henüz ulaşılamamış olması kazılara karşı ilgiyi daha da arttırmaktadır.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Göbeklitepe’ye yönelik uluslararası tanıtımları daha da artırarak sürdüreceklerini umuyoruz.
Sonuç
Seçilerek, bakım ve onarımları yapılarak müzeye alınan eserlerin saklanması, sergilenmesi ve tanıtım koşulları her gün daha da iyiye gitmektedir. Müze olarak kullanılan yapının eski eser olması belki bir mahzur olarak görülebilir.
Eserlerin korunması ve bakımı için yapılacak her türlü ekleme, tadilât veya yüzey değişikliğinin binanın orijinal halini tırmalayacak olması, bu mahzurun temel öğesi olarak en baştaki yerini alacaktır.
Her türlü eski eserin restorasyon çalışmasında titizlik, şefkat ve mevzuata uygunluk esas alınmakta ise de genel olarak müzelerde görevlendirilen kişiler memuriyetin kendi standartları içinde görevlendirilmekte sadece “serbest ve yasak” kavramları içinde hareket edebilmektedir.
Objelere gösterilen hassasiyetin insanlara da gösterilmesi, sevgi ve nezaket kurallarına son derece riayet edilmesi prensip kabul edilmelidir.