Bu hafta sonuyla beraber İstanbullu sinemaseverlerin yoğun ilgi gösterdikleri İKSV tarafından düzenlenen,İstanbul’da 5 Ekim ile 14 Ekim tarihlerinde yapıldıktan sonra Ankara ‘da 12-16 Ekim; İzmir’de ise 19-23 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek olan Filmekimi’yle Ekim ayı sinema severler için renkli ve farklı geçiyor. Bu sene için önereceğimiz bir liste hazırladık. Gecen senelerden farklı olarak rakamla değil; karışık sırayla yayınlıyoruz. Bu arada bazı filmlere biletler tükenmiş olabilir. Bu konuyla ilgili araştırma yapmanızı öneriyoruz. Asako: Bu film için sevilen yönetmenin Happy Hour’dan beş yıl sonra sinemaya dönüşü demeliyiz. Cannes’da prömiyerini yapan Asako 1&2’de birbirine son derece benzeyen iki adama âşık olan bir kadının hikâyesini anlatıyor. Tomoka Shibasaki’nin romanından uyarlanan filme adını veren Asako, önce genç ve karizmatik Baku’yla, ondan ayrıldıktan yıllar sonra da onun çok benzeri başka bir adamla birlikte oluyor. Baku yeniden hayatına girmeye çalışınca Asako, hem duygusal hem de zihinsel çelişkilerin ortasında kalıyor. Yeni dalga esintili Asako yılın en çok merak edilen ve övülenlerinden. İmgeler ve Sözcükler: Jean-Luc Godard’ın sinema tarihindeki yerini en iyi bizim gibi sinemacılar iyi bilirler. Jean-Luc Godard’ın son filmi İmgeler ve Sözcükler de ustanın sözünü sakınmadığı bir çalışma. Godard’ın kendi sesiyle "Savaş geldi" diyerek başlattığı, bazılarına göre "gözlere ve kulaklara hitap eden bir şiir" bazılarına göreyse "bir korku filmi kadar güncel ve dehşet verici" olan İmgeler ve Sözcükler, aynı zamanda büyük ustanın gözünden dünyanın hâlini anlatıyor. Müze: Tarihler 25 Aralık 1985’i gösterdiğinde hırsızlar Meksika Antropoloji Müzesi’ne girdiler ve ülkenin en değerli hazinelerini alıp götürdüler. Bu müze, Meksika’nın en saygın, en bilinir, neredeyse kutsal mekânlarından biriydi. Bu olay, tarihin en büyük müze soygunlarından biriydi. Yetkililerin soyguncuları uzun süre bulamadı, zaten ipucu da yoktu. Yıllar sonra, müzeyi talan edenlerin 30’lu yaşlarında iki veterinerlik fakültesi öğrencisi oldukları anlaşıldı. Alonso Ruizpalacios’un birçok festivalde ödüllendirilen Güeros’tan sonra çektiği ilk film olan Museo, Meksika’nın bu en kötü şöhretli soygununu içeriden bir bakış açısıyla anlatıyor. Filmde başrollerden birini üstlenen Gael Garcia Bernal aynı zamanda filmin yürütücü yapımcılarından. Üç Hayat: İran sinemasının ustalarından olan Jafar Panahi’nin Cannes’da dünya prömiyerini yapan son filmi sosyal medyanın İran’daki popülerliğinden yola çıkıyor. Sanatçı, kendini ve ailesini bir sosyal medya olayının tam merkezine yerleştiriyor ve hem sanat dünyasını hem İran toplumunun huzursuzluğunu keskin gözlemciliğiyle mercek altına yatırıyor. Panahi, İran-Türkiye sınırında, ailesinin memleketi olan Azerice konuşulan köylerde çektiği Üç Hayat’ta film çekmesi yasaklandığı için intihar eden bir kızın mesajını instagram üzerinden alan ünlü yönetmen olarak kendini oynamakta. Kefernahum: Lübnanlı yönetmen Nadine Labaki’nin yine Karamel’i gibi son derece dokunaklı son filmi, 12 yaşındaki Zain’in kısacık hayat hikâyesini anlatıyor. Ailesinden sadece sevgi gördüğünü, bunun dışında hep ihmal edildiğini söyleyen, nüfusa kayıtlı bile olmayan Zain, Beyrut’un en fakir mahallelerinde bazen tek başına, bazen mülteci bir kadının sıcak kucağında hayat mücadelesini sürdürüyor ve sonunda anne-babasını mahkemeye veriyor. The House That Jack Built: Flimekimi 2018 programının en çok dikkat çeken işlerinden birisi de 2013 tarihli Nymphomaniac’tan sonra ilk kez yepyeni bir çalışmayla karşımızda olacak olan Lars Von Trier’in en son çalışması olan The House That Jack Built. Film parlak oyuncu kadrosuyla göz kamaştırırken dehşet verici hikâyesi ve görselliğiyle izleyicileri ve eleştirmenleri ikiye böldü. Her filminde izleyiciyi zorlayan Von Trier, Cannes’da dünya prömiyerini yapan son filminde çıtayı da iyice yükseltti. Film, 1970’lerde başlayıp, bir seri katilin 12 yıl boyunca işlediği korkunç cinayetleri katilin gözünden takip ediyor. (Devamı yarın)