Filmin oyuncu kadrosunda seri katili canlandıran Matt Dillon’la beraber Bruno Ganz, Uma Thurman, Riley Keough de filmin diğer önemli isimleri olarak karşımıza çıkıyor. Çifte Hayatlar: Personal Shopper / Hayalet Hikâyesi ile cep telefonları ve sürekli bağlantı halinde olma durumunu gözlemleyen Olivier Assayas teknolojinin hayatımızdaki yerini bu sefer komedi diliyle sorgulamakta. Yayımevi yöneticisi Alain ile ünlü yazar Léonard’ın cağa ayak uydurma cabaları sinema severlere rahat iki saat geçirtecek. Juliette Binoche ile Guillaume Canet’in başrollerinde oldukları film dijital ekonomiyle dünyanın hızla değişiminin hayatlarımız üzerindeki etkisini edebiyat üzerinden mizahi ve ironik bir bakışla işliyor. The Man Who Killed Don Quixote: Efsane yönetmenlerden Terry Gilliam’ın kendisi de efsaneye dönüşen son filmi, bir tutku projesi; hiç dinmeyen temposu, yaratıcı olay örgüsü, dev oyuncu kadrosu, gözalıcı mekânları ve sıradışı mizah anlayışıyla tam bir Terry Gilliam başyapıtı. Cervantes’in başyapıtından esinlenen filmde Adam Driver kendini beğenmiş bir reklam yönetmenini, Jonathan Pryce ise kendini Don Quixote sanan bir adamı canlandırıyor. İkili, yıllar sonra yeniden karşılaşınca acımasız bir Rus oligark, ırkçı bir yapımcı ve eski aşkların da karıştığı, gerçekle hayalin, geçmişle günümüzün buluştuğu çağdaş bir Don Quixote hikâyesinin ortasına düşüyorlar. Filmin 1990’larda başlayan yapım süreci hastalıklar, davalar, finansman sıkıntıları, hatta sel baskını gibi çeşitli talihsizlikler yüzünden 2018’e kadar aksadı. "Yapılamama" hikâyesi 2002’de Lost in La Mancha adlı belgesele konu olan Don Kişot’u Öldüren Adam, dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin kapanışında nihayet yapabildi. Climax Çektiği filmlerle izleyicilerini sonuna kadar zorlayan yönetmen Gaspar Noé, Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün en iyi filmi seçilen Climax’te de bu kuralı bozmuyor. “Rüya ve kâbuslarını” perdeye yansıtan Noé, son filminin merkezine bu kez dansçıları yerleştiriyor. Dansçılar son provalarını yaptıktan sonra beklenmedik bir gelişmeyle Noé tarzı sürpriz, hazmı zor olaylar birbirini kovalıyor. Herkes Biliyor: Bir Ayrılık ve Satıcı’yla iki kez Oscar kazanan İran’ın usta yönetmenlerinden oln Asghar Farhadi’nin en yeni filmi olan Herkes Biliyor ; ilk kez Cannes Film Festivali’nin açılışında gösterildi. Ustalığını konuşturduğu ahlaki seçimler ve aile dramı alanına bu kez psikolojik gerilim ve gizemi de katan Farhadi’nin bu sekizinci uzun metrajlı filmi, Madrid’de geçiyor ve diyaloglarının tamamı İspanyolca. Herkes Biliyor’da, Buenos Aires’te yaşayan bir kadının çocuklarıyla birlikte İspanya’ya gidişi ve eski tanıdıklarının da karıştığı olayların ortasında kalışı anlatılıyor. Arakçılar: Japonya’nın uzun bir aradan sonra uluslararası festivallerde büyük ödüller almasına yol açan(Örneğin:Altın Palmiye) Hirokazu Kore-eda’nın bu yeni filmi yönetmenin sevilen tarzını yansıtan dokunaklı bir aile dramı. Filmin kahramanları, ufacık bir evde yaşayan ve geçinmek için süpermarketlerden yiyecek çalan bir aile. Sokakta terk edilmiş küçük bir kızı kendilerince evlat edinen aile böylece büyüyor, ancak bu iyilik cezasız kalmıyor. 1997’den bu yana Altın Palmiye kazanan ilk Japon filmi olan Arakçılar’ı Cannes ana yarışması jüri başkanı ünlü aktris Cate Blanchett, "oyuncuların performansları, yönetmenin vizyonuyla iç içe geçiyor" demişti. Whitney: Pop müziğin en sevilen ve tartışılan isimlerinden; 200 milyon albümle müzik tarihinin en çok satan kadın şarkıcısı, parlak kariyerine sinemayı da ekleyen skandalların kadını, henüz 48 yaşında ölen Whitney Houston’un trajik hikayesi Oscar’lı yönetmen Kevin Macdonald’ın gözünden beyazperdeye aktarıldı. Bu çok yönlü müzik belgeseli, yalnız yıldızın ölümünden kariyerinin neden yalpaladığına, geçmişinden yıldız oluşuna merak edilen birçok noktayı ele alıyor. Hiç gün yüzüne çıkmamış özel filmleri, ailesi ve en yakınlarıyla yapılan röportajlar, demo kayıtlar ve pek bilinmeyen sahne performanslarını bir araya getiren Whitney, sadece bu benzersiz sanatçının hayatına değil ABD müzik endüstrisine ve toplumuna de göz atıyor. Kings: Deniz Gamze Ergüven’in 2016 tarihli Mustang’ından sonra yapacağı yeni çalışmayı merakla bekliyorduk. Ergüven, Hollywood’da Halle Berry ve Daniel Craig’le çektiği yeni filminde kamerasını 1992’deki Los Angeles eylemlerine çevirirken toplumsal sınıfları birbirinden çok farklı olan iki karakteri odağına alıyor. İsmiyle Martin Luther King’e ve eylemlerin çıkış noktasındaki Rodney King’e gönderme yapan film, ABD toplumunun kalbinde açılmış bir yaraya umutla, iyimser taraftan bakıyor.