SON DAKİKA
reklam
reklam

Refahın kötü yanları

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 22 Ekim 2018, Pazartesi - 11:08   Okunma Sayısı:

 

Dünyayı tüm canlılarla paylaşıyoruz. Yoksa dünya tek başımıza var olduğumuz bir yer değildir ve istediğimiz gibi de kayıtsız kalamayız.  Ekonomik gelişmeyi maksimize etme yarışına dönen uygarlık anlayışı ile daha yüksek refah adına doğaya yapılan bilinçsiz müdahaleler çoğu zaman artık yaşamın sürdürülemeyeceği alanlar bırakıyor geriye. 

Doğadan güzelliklerin yok oluşu

Konstantinopolis, batı Pasifik’e kadar uzanan farklı yerlerden gelen egzotik ot ve baharatların buluşma noktasıydı. Bizanslı baharat tüccarları, bu malları genel olarak satmakla zenginleşmiş; ama aynı zamanda yurt dışına da ihraç etmişti.

VI. Leo saltanatı (886-912), sırasında yazılmış. Eparkhos’un kitabı, baharat dükkânlarının yerlerinin “aromanın esintiyle (Mesih’e ait) ikona ve... Kraliyet Sarayı’na doğru yükselerek sürükleneceği şekilde” düzenlendiğini belirtmiştir.

Daha önce de yazmıştım, dünyanın dördüncü büyük gölü Aral’ın, daha çok pamuk ve pirinç yetiştirme uğruna gölü besleyen nehir sularının bilinçsiz kullanılması sonucu yok olma noktasına geldiğini... Yalnızlaşan ve kirlenen gemiler bu hiçliğin ortasında bir zamanlar su olduğunu anlatan tek kanıt, zamanın kırıldığı noktada bir iz. 

Sessiz fısıltılar

Sonsuzluk, zamana direniyor ve bize sessizce fısıldıyor önceden var olanı.  Tıpkı çölleşen göl yatağındaki midye kabukları, suyu olmayan yüzme havuzları, balığı olmayan konserve fabrikaları, kumulsuz kalan kasabalar, köyler, hayalet limanlar gibi...

Çukurova’nın, Pamukova’nın, Menderes Havzası’nın verimli alanları, Nevşehir’in bağ ve özleri bugün yerlerini taş yığınlarına terk etmiş vaziyettedir. Ve sanki hayatın nasıl yaşanacağına dair doğru bildiklerimizi yeniden gözden geçirmemizi haykırıyor hep bir ağızdan...

Doğayla ilgili her fotoğraf sergisini mutlaka geziyorum. Bazen izlediklerimden ürperti duyuyorum. Resimlerin anlatmak istediklerine kulak verirken hepsinin dertli olduğunu görüyorum. Bunu düşünürken güneyimizdeki topraklarda da bir başka güzelliğin yok olduğu aklıma geldi.

 

Irak ve Suriye topraklarında teknolojinin insanlardan aldıkları

Günümüzde teknoloji en üst seviyede… Yaşantımızda onun da büyük payı var, kazandırdıkları ve bizden aldıklarıyla. Körfez Savaşı ve II. Savaş’ta Irak’a bombalar atıldı. Yaklaşık dört beş yıldan beri de Suriye toprakları havadan dövüldü. Roketler, havanlar, tahrip kalıpları…

Atılan bombalar bir sürü kimyasal karışımları içeriyor. Belki bazıları radyoaktif madde yüklü… Bu iki ülkenin toprağının kimyasal yapısı bozuldu. 10 sene sonra insanların kanında orantısızlıklar, mide ve solunum sistemlerinde bozukluklar, sinir sistemlerinde çöküntüler olursa şaşmamak gerekir… Japonya’da hâlâ sakat doğumlar olduğunu unutmayalım.

Toprak bozulur da hava bozulmaz mı? Her gün uçakların, gemilerin yakıt depoları dolup dolup boşalıyor.  Nakil vasıtalarının kurşun bileşimli egzos gazları, süzülmeden atmosfere salınıyor, fabrikaların baca gazları, kullanım sonrası kontrolsüz şekilde araziye atılıyor, tıbbi atıklar hem havayı hem de yer altı su kaynaklarını kirletiyor.

Kendi ve ilgililere soru soruyorum 

Kirlenen her şey yalnızlaşıyor, ıssızlaşıyor. Onları yalnız bırakıp ıssız’a itmesek de güzelliklerini korusalar? Öyle ya dostlar birbirlerini arar, yalnız bırakmazlar. Ekonomik gelişmeyi maksimize etmek yarışına dönen uygarlık anlayışı ile daha yüksek refah adına doğaya yapılan bilinçsiz müdahaleler, çoğu zaman artık yaşamın sürdürülemeyeceği alanlar bırakıyor geriye.

Bir başka olumsuzluk ise, uçakların havaalanlarına iniş-kalkış yaptıkları rotalar… Gerisinde sıcak egzoz gazının -50, -60 derecelerde buluşmasıyla beyaz izler bırakan uçakların üzerinden geçtiği mekânlar, mahalleler, bahçeler ve tabii ki insanlar.

Tonlarca egzoz gazının aeresol halde bu varlıkların üzerine yağdığını, geleceklerini karartacağını, hastalıklara yol açacağını düşünüyor musunuz? Antalya, Ankara, İstanbul üzerinde inip kalkan uçakların yarattığı tahribat ve hastalık oranları bilimsel olarak ele alınmış mıdır, alınmakta mıdır?

Kanser patlamalarından söz ediliyor; ama tedavisinde sadece ilâçlar veya yöntemler dile getiriliyor. Hazırlayıcı sebepler arasında bu sıcak, kurşun bileşimli gazların etkisi araştırılıyor mu?

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam