Amerikan New York Times gazetesi, Kaşıkçı'nın evlilik başvurusu için gittiği İstanbul Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda ortadan kaybolmasının Suudi Arabistan'ın Türkiye ve ABD ile ilişkilerinde tansiyonu yükselttiğini yazan bir makale yayımlamıştır.
Olay Amerikan kamuoyunda daha insancıl yönleriyle ele alınmakla birlikte Amerikan yönetimi daha hesapçı yaklaşım göstermekte ve daha temkinli açıklamalar yapmaktadır. ABD’nin Yemen ve İran konusunda sergilediği tavırlar ortadayken başka türlüsünü de beklemek zaten eşyanın tabiatına aykırıdır.
ABD-Suudi Arabistan yakınlığı
Donald Trump yönetimi, İran’ı sıkıştırma planında Suudi Arabistan ile yakın iş birliği yapmaktadır. Bu yılın içinde Suudi Arabistan Hava Kuvvetlerine sattığı uçaklar, mühimmat ve silahlar iki devletin ordusuna yetecek ölçüde… Herhalde bunları keyif için satmadı. Kendi yapacağı harekâtın –zor ihtimal olsa da- mali portesini oluşturmuş oldu.
Suudilere de Yemen tiyatrosunu ihaleye vermiş, Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmakla meşgul ettiriyor. Bayrağında Allah’ın adı yazan tek ülke Müslümanlara kırıcı davranışlar, cinayetler ve operasyonlar içinde…
Amerikan New York Times gazetesinde çıkan bir yazıda "Kayıp Gazeteci Davası, Trump'ın İran'ı Sıkıştırma Planını Engelleyebilir" başlığıyla yayımlanmıştır. Beyaz Saray’dan bazı yetkililerin açıklamalarına dayanılarak yazılan makalede, “Trump yönetiminin 5 Kasım’da İran’ın tüm petrol ihracatını durduracak sert önlemler almayı düşündüğü bir dönemde Suudi Arabistan’ın, Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayında ana fail durumunda olmasının kendileri için kötü bir zamanlama olduğunu söylediği” kaydedilmiştir.
Hesaplar değişken
Trump yönetimi, İran'a karşı planlanan kapsamlı ambargo stratejisinin işe yaraması için İran'ın petrol satışlarını engellemeyi, küresel fiyatları yükseltmeden petrolün dolaşımını sağlamayı ve İran Körfezi’nde İran’ı kuşatma altına alacak yeni bir politika üzerinde çalışmayı hedef olarak belirlemiş ve Suudi yönetimiyle yakınlaşmıştı.
İran’ı köşeye kıstırma planı uygulanırsa Suudilerin petrol gelirlerinde ciddi bir artış olması beklenmekteydi. Trump’ın siyasi tartışmalara doğrudan ve keskin şekilde girmesinin frenlenmesi gerektiği beyaz Saray tarafından bu amaçla değerlendirilmektedir. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, aceleci bir tavırla Suudi Arabistan’ı ziyaret etmiştir.
Suudi Arabistan bir çelişki
Yemen halkına dünyayı dar getiren Suudi uçakları, insan haklarını savunan az bir kitlenin dışında kimsenin de pek umursamaması karşısında operasyonlarını gönül rahatlığıyla (!) yürütmektedir. ABD olarak sen, İran’a hem terörist devlet diyeceksin hem de Suudi Arabistan’ın yaptıklarını görmek istemeyeceksin.
Amerikan Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Richard N. Haass, “Bir ülkeye hem ambargo uygulayıp hem de beraber çalışabilmek özel bir durum gerektirir. Suudiler Yemen’de çocukları bombalarken, muhaliflere ve gazetecilere korkunç şeyler yaparken İran’ın davranışları üzerinde odaklanmak hiç de kolay değil” yorumuyla konuyu bir kez daha teyit etmiştir.
Bu davranışları İran işlese belki de hemen tepelenirdi.
ABD’nin İran stratejisi tehlikede
Makalede, "Trump yönetiminin 5 Kasım'da İran ile dolar üzerinden para transferi dahil petrol ticaretine girme, ülkede proje finanse etme ve yatırım yapma gibi birçok alanda iş tutan tüm şirketlerin ABD ile iş yapmasını yasaklamasının beklendiğine” yer verilerek “bu yaptırımlar ile ABD Suudilerle ortak bir cephe oluşturarak İran’ı Ortadoğu’daki bütün istikrarsızlıkların müsebbibi olarak göstermeye çalışacaktı” değerlendirmesinde bulunulmaktadır.
Kısaca anlatmak gerekirse, İsrail’in güvenliğini her zaman ön planda tutan ABD, şimdilik İran’a doğrudan müdahale yerine İran’da iç karışıklıklar çıkarma ve çeşitli terör eylemleri gerçekleştirme şeklinde uygulamalara girecektir.