Bu hafta sizlere edebiyatımızın büyük üstadlarından İbn-ül Emin Mahmut Kemal İnal’ı takdim edeyim
İbn-ül Emin, İstanbul doğumludur. Mülkiye’de ve Hukuk Mektebi’nde okumuştur. Özel olarak dinsel bilimler, hat sanatı, hadis, Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenmiştir. Türk ve İslam Eserleri Müzesini kurmuş, emekliliğine kadar müzenin müdürlüğünü yapmıştır.
Hiç evlenmemiş, bütün ömrünü Türk ve İslam Eserlerinin ortaya çıkarılmasına vermiştir. Gelecek kuşaklara binlerce sayfalık bizi biz yapan kaynakları cömertçe hazırlamıştır. “Her fert, kendini beğendiği gibi eserini de beğenir. Bu beşeriyetin muktezasıdır. Benim de beğendiğim eserlerim vardır. Onlar henüz yazamadıklarımdır” demiştir.
Anlatımlar
Ahmet Hamdi Tanpınar (23 Haziran 1901-24 Ocak 1962), onun hakkında bakın ne diyor:
“İbnülemin, tanıdığım en müthiş hafızadır. Sorduğumuz her tarihi şahsiyetin bütün hayatını, doğum gününden ölüm gününe kadar rakam ve hadise yanlışı olmadan öğrenirdiniz. O, yalnız Türk aydınlarının değil, Avrupa’nın da saydığı ve tanıdığı sağlam bir selâhiyetti…”
İbnülemin’in lâfını hiç esirgemediği söylenir. Bir aralık kendisini her gün ziyaret etmeye gelen şair Florinalı Nazım’a şu kıtayı yazmış:
Bir takım lâf ile teşviş-i huzur
Etme ey şair-i bî şi’r-i şuur
Her dakika bana gelmektense
Yılda bir kendine gelsen ne olur?
Bir ramazan gecesi nefis Türk yemekleri ikram edilen Necmeddin Molla bey’in Cihangir’deki konağında Üstad iftardan sonra tuvalete gitmek ister. Hizmetçi kendisini götürür ve kapıyı açar. İbnülemin ilk defa gördüğü bu alafranga tuvalet karşısında telâşla geri dönerek hizmetçiye seslenir:
---Nereye gidiyorsun beni bu acaip yerde bırakıp da? Gel ne yapacağız beraberce karar verelim.
Son asır Türk şairlerinin hayatlarını kaleme aldığı günlerde hal tercümeleriyle fotoğraflarını istediği şairlerin ihmal etmesinden sıkıntı yaşadığı belli ki, “İhtiyarlardan taleb-i mal, gençlerden taleb-i visal edercesine niyaz ediyoruz” demiştir.
İbnülemin Mahmut Kemal, 87 yıllık hayatının okumak, araştırmak ve yazmakla geçirmiştir. Hasis denecek kadar eli sıkıdır. Yemez içmez, giyimine kuşamına para harcamaz bir yapısı vardır. Bir ömür boyu sabır ve cömertlikle topladığı kitaplarını üniversiteye, biriktirdiği altınları yalnız hayır işlerine bağışlamıştır.
Kendi eliyle hazırladığı vasiyetnamesinde Zeynep Kâmil Hastanesine 100 altın, Gureba Hastanesine 80 altın, Verem Hastanesine 60 altın, Darülaceze’ye 80 altın bırakmıştır.
Asıl büyük ve eşsiz mirası Tarihçe-i Evkaf ve Tercüme-i Ahval-i Nuzzar, Osmanlı Devleti’nde Son Sadrazamlar, Son Hattatlar, Son Asır Türk Şairleri, Hoş Sada gibi 21 ciltlik eseridir. Onu bütün cepheleri, Bütün hizmetleriyle birkaç sütuna sığdıramayız. İki büyük sanatçımız Süleyman Nazif ve Yahya Kemal bakın iki mısraya nasıl sığdırmışlar:
Hezar gıpta o devr-i kadim efendisine
Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine!
Büyük üstada rahmetler diliyoruz.