SON DAKİKA
reklam
reklam

Bir fikir ve bir gözlem

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 30 Ekim 2018, Salı - 10:08   Okunma Sayısı:

 

Fransız gazetesinde bir fikir

2010 yılında Fransız Le Monde gazetesinin muhabiri Guillaume Perrier, Türkiye’nin geleceği hakkında bir yazı yazmıştı. Okuduğum zaman kendime göre notlar almıştım. Yıllar sonra notlarıma göz attım. Yazıdan öncelikle bazı pasajları gözler önüne sermek istiyorum:

 

    “Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Bu ülke korkulduğu gibi, ırka

ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı. Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeye gidiyor. Cumhuriyet boyunca süren kültürel bölünme.“

Geçmişimizi iyi araştırmış, tahlillerini de bu esasın üzerine inşa ediyor olsa gerek.

Yazısına devam ediyor:

 

    “Bir yanda, ayakkabılarını sokak kapısı önünde çıkaran, kadınları başlarını bağlayan, erkekleri sokağa pijamayla çıkabilen, erkek çocukları kahveye giden, kız çocukları tam bir baskı altında yasayan, türkü ile arabesk arası bir müzikten hoşlanan, kitap okumayan, hiç dansa gitmeyen, hiç karı koca birlikte yemeğe gitmemiş ve hiç tiyatro seyretmemiş olan, eğitimsiz ve dini inançları kuvvetli, kalabalık bir kitle varken…”  diyor ve şimdi de ikinci grubu anlatıyor:

 

“… Diğer yanda kız lisesi-kolej yelpazesinde eğitim görmüş, en azından bir düğün salonunda ya da kolej partisinde dans etmiş, sinemaya giden, çok fazla olmasa da kitap okuyan, müzik zevki pop şarkılarla, klasik müzik arasında dolaşan, evi nispeten daha zevkli döşenmiş, kızlarının flörtüne göz yuman, kadınları modern görünümlü, şarabın kalitesinden pek anlamasa da, kadın erkek bir arada içki içebilen, gazetelere bakan, magazin haberlerini izleyen, kendini birinci gruba kıyasla çok gelişmiş hisseden, entelektüel düzeyi çok yüksek olmasa da, Bati standartlarına yakın bir grup var. Bu iki grubun yasam tarzı birbirinden kopuk…” 

 

Bir gözlem ve birliğin devamı

Bu ileri görüşlü (!) yazarın teşhislerinin sekiz seneden beri sonuç vermesini bekledim durdum. Türkiye çalkantılı badireler atlatmıştır; ama uçurumu gördüğünde hemen kendisini toparlamayı başarabilmiştir. İşte tahlil edilmesi gereken nokta budur. İçinde etnik yapıları, farklı kültürleri ve değişik coğrafi anlayışları barındıran Türk milleti bu ayrıştırma gayretlerine rağmen birliğinin bozulmamasını nasıl sağlıyor?

 

Bazı küçük çaplı kesimlerin terörü kurtarıcı olarak görmelerine, bazı insanların “vatan, millet, Sakarya” edebiyatıyla vatan sevgisini küçük düşürmelerine, bazılarının da milli değerlerimizi hafife almalarına rağmen mayamızın sağlam olduğu ve bazı kalemşörlerin tespitlerini dış görünüşe bakarak yaptıkları anlaşılmaktadır.

 

Oysa Türk gelenek ve göreneklerinin, aile bağlarının, geçmişteki mücadele destanları ve inançların da tam olarak incelenmesi gerekirdi... Dolayısıyla bu yazının işaret ettiği hususların sonucunu görmek isteyenler daha çook beklerler.

 

Demokrasi ve iktisadi durum 

Bu bölümü de aynı yazarın kendi sözleriyle sürdüreceğim.  "Demokrasi getireceğim" diye Irak’ı işgal eden bir ülke, dünyaya ve kendi kamuoyuna Türkiye’deki darbeyi niye desteklediğini açıklayamıyor. Ve Irak faciasından sonra ikinci bir zorlamayı gerçekleştirecek gücü de yok. İstese de istemese de darbeye karşı çıkacak. 

Silahını ve parasını Batı’dan alan bir ordu ve ülke, Batı’dan koptuğunda ne yapacak? 
Türk yetkililer, bunu düşünmüşler ve cevabını da bulmuşlardır. 

 

Türkiye, Rusya ve Iranla ortaklık kurmuş, savunmada ihtiyaç duyduğu harp silah, araç ve gereçlerini Rusya’dan temin etmeye başlamıştır bile. Silah temininden başka Rusya ve İran’ın elindeki doğal gaz, petrol ve nükleer güç, Türkiye’nin arkasında bir dayanaktır.

 

Bu dayanağın da dünyanın bütün dengelerini değiştirmeye yeteceği göz ardı edilmemelidir. Yine aynı yazarın deyimiyle Rusya, Türkiye ve İran’ın oluşturduğu gücün Ortadoğu’nun kontrolünü ele geçirmeye, Avrupa ülkelerini küçük kıtalarına hapsetmeye, Kafkasları, Afganistan’ı, Pakistan’ı kendi gücüne katmaya yeteceğini söylemek pek de abartılı söylem olamaz.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam