SON DAKİKA
reklam
reklam

Yemen’den Büyük Zafer’e! (I)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 1 Kasım 2018, Perşembe - 10:15   Okunma Sayısı:

 

Bir partinin öne çıkarılması için bir partinin küçük düşürülmesi adettendir ülkemizde. Bir de bu ülkede bağıranı dinlerler. İnönü’ye sataşmak moda haline geldi. Atatürkçü, Kemalist, Cumhuriyetçi, laik(çi) gibi tanımlar ve ayırımcı tavırlarla bu noktaya adım adım gelindi. Özellikle İsmet Paşa, parti genel başkanlığı öne çıkarılarak itibar kaybına uğratılmak istenmektedir.

Ekranda tartışma

Televizyon kanallarından birini izliyorum. İsmet Paşa’nın Lozan görüşmelerinde yaptıklarından çok yapamadıklarını (!) tartışıyorlar. Lozan ile Ankara arasındaki telgraf teatilerinden İsmet Paşa’nın hiçbir şeye karar veremediğini ve her şeyi Ankara’ya sorduğunu ya da M. Kemal’in onu kendi arzuları doğrultusunda kullandığını (!) konuşuyorlardı.

Ege Adalarının tek kurşun atmayan Yunanlara verilmesi, Meis Adası’nın İtalyanlara bırakılması, İstanköy Adalı bir dışişleri mensubumuzun kendisiyle tanışmak istemesi karşısında bağırması vb konuları ballandıra ballandıra anlatıyorlardı.

İsmet Paşa’nın kişiliği

İsmet Bey’in çocukluk ve gençlik yıllarına girmeden mesleğe girişiyle başlayalım isterseniz? 1906 yılında kurmay yüzbaşı olarak Edirne’deki topçu tümenine tayin edilmiştir. 1910 senesinde henüz 27 yaşındadır. Trakya’da yapılan ordu manevrasında süvari tümeninin kurmay subayıdır. Almanya’da birçok manevraya katılmış olan Osmanlı Genelkurmay Başkanı İzzet Paşa, kırmızı süvari tümeninin harekâtını beğenir ve İsmet Bey’i takdir eder.

1910 yılında Yemen’de büyük bir isyan çıkar. İzzet Paşa, 15 Şubat 1911 tarihinde büyük bir kuvvetle Yemen’e gönderilir. Kurmay heyeti içinde Kolağası İsmet Bey de vardır. O tahsilini Almanya’da ikmal etmemiş, her karış toprağı Türk şehitlerinin kanlarıyla sulanmış Yemen çöllerinde çetin gerçekler karşısında görgüye, bilgiye ve ilgiye dayanan çabalarla yetinmiştir.

Bu sırada İtalyan Harbi çıkmış, bir İtalyan filosu Yemen kıyılarını abluka altına alarak Hudeyde’yi bombalamıştır.    

Terfi edecekler listesine İzzet Paşa, İsmet Bey’in terfiini yazmak istemiş; fakat her defasında İsmet bey sildirmiştir. Son terfi planlamasında İzzet paşa, ismet Bey’i gizli olarak yazmıştır. Bir hatıratında İsmet Bey, “Ben istemem, bana zorla rütbe verirler” demiştir. 26 Nisan 1912’de binbaşılığa yükseltilmiştir.

Balkan Harbi’nin çıkması üzerine İstanbul’a çağırılmış, 11 Şubat 1913’te Büyük karargâh-ı Umumi’nin I. Şubesinde görevlendirilmiştir. 2 Aralık 1914 günü ilan edilen genel seferberlik ile I. Ordu Kurmaylığına atanmıştır. 12 Aralık 1916’da Kafkas cephesindeki yararlılıkları nedeniyle altın harp madalyası almıştır. 20 Mayıs 1917’de Filistin cephesinde 20’inci kolordu Komutanlığı yapmıştır.

16 Mart 1920’de Anadolu’ya geçmiştir. I. ve II. İnönü muharebelerinde komutanlık yapmış ve tuğgeneralliğe yükseltilmiştir. 10 Kasım 1921’de garp Cephesi kuvvetleri iki ordudan meydana gelmiş ve iki ordu da İsmet Paşa’nın komutanlığına verilmiştir. 9 Eylül’de kazanılan zaferden sonra rütbesi korgeneralliğe yükseltilmiştir.

 

II. Dünya Savaşı yılları

Türkiye’nin, II. Dünya Savaşı’nda takip ettiği temel politika, Mihver ve Müttefik devletlerin Türkiye’yi kendi taraflarına çekmek için yaptıkları baskı politikasını uzlaşı ile atlatma çabası olmuştur. 

Savaşın başlaması ile iç ve dış ticaret durgunlaşmış, Türkiye’nin ekonomik sorunları büyümüş, üretim düşmüştür. Üretici kesimin silahaltına alınması bu durumda etkili olmuştur. Türk ordusu savaşın hızla gelişmesi ile seferberlik durumuna geçmiştir.

İnönü, dış gelişmeler karşısında aceleci olmamış ve Mihver Devletler ile İttifak devletlerinin Türkiye’yi savaşa dahil etme baskısına karşı zaman kazanmaya çalışmış ve muhataplarını oyalamayı başarmıştır.

Türkiye, Montreux Boğazlar Sözleşmesi sonrası İngilizlere daha yakın davranmayı ulusal çıkarları bakımından faydalı görmüştür. Almanya ise; Fransa ve İngiltere’nin Türkiye’yi  “Barış Cephesi” içine alma müzakeresinden rahatsız olmuş ve dışişleri görevlisi Von Papen’i Ankara’ya elçi olarak atamıştır.

22 Haziran 1941‘de Almanya’nın Rusya’ya saldırısı ile savaş, Türkiye‘nin en önemli gündemi haline gelmiş ve Türkiye her iki ülkeye karşı tarafsızlığını bildirmiş, 7 Aralık 1941‘de ABD‘nin savaşa dahil olmasıyla savaşı mihver devletlerin kaybedeceği tezi güçlenmiştir. 1942 yılında savaş daha da yoğunlaşmıştır. Türkiye, taraflardan birinin saldırısına uğramamak ve olası bir saldırıya karşı hazırlıksız yakalanmamak için askeri tedbirlere ağırlık vermiştir.

(Devam edecek)

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam