SON DAKİKA
reklam
reklam

Unutulanlara ilâveler devam ediyor İlâve – III -

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 11 Kasım 2018, Pazar - 00:48   Okunma Sayısı:

İspanya’da 8 Kasım 2015’te işlenen 48 kadın cinayetinde 48 kadın hayatını kaybetmesiyle başlayan yürüyüşe ben de yazılarımla katılmıştım. Kadın hakları konusunda yazılar yazmaktan geri kalmak istemeyişime rağmen olay sayısına yetişemiyorum. Töreleri köhnemiş, çağa ayak uyduramayan bizim gibi toplumlarda bu kadar olay olmasını neye bağlayabiliriz?

 

Olay üstüne olay

Ekranlarda kocası olacak herifler (!) tarafından dövülen kadınların görüntüleri veriliyor. Konuşurken ağlıyorlar. Sebeplerin çoğu kadının tek taraflı tavrından yani korkusundan kaynaklandığı için net olarak ortaya çıkmıyor. Daha geçen hafta yaşlı bir adamın bile eşini dövdüğünü ve eşinin konuşmasına bile fırsat vermediğini izlemiştik.

Yüzü gözü yara bere içinde çocuklarının önünde dövülen ve hakarete uğrayan, yerlerde sürüklenen, tekmelenen bu zavallı kadınların günahı nedir? Ekonomik olarak ayaklarının üzerinde duramamış olmak!

Bir işi, bir mevkii olsa o herifler böyle davranabilirler mi? Bazı hanımların abileri varsa kocalarının karşısına dikilebiliyor ve kardeşinin dövülmesine engel olabiliyor. Baba evine kaçmak da kurtuluş değil. Bir süre sonra kocası buraya da gelip yapacağını yapıyor.

Öldürülen kadınlara isnat edilen suçlamalar bakın: Kocası olacak ruhsuz herife sadakatsizlik, dayak yemekten ve hakir görülmekten kurtulmak için ayrılmayı istemek, başkasıyla yakınlaşmasından şüphelenilmek vb…

Bu suçların cezalandırılmasında önde gelen faktör namus anlayışı ve töre cinayeti ise cezanın indirime sokulmasında ana etken “mahkemeye karşı saygın görünüm” veya “pişmanlık duymak” şeklinde açıklanabilir.

Adalet sistemimizdeki zafiyetten herkes söz ediyor; ama düzeltilmesi için kimse tedbir almıyor. AİHM kararları bize rehber olamıyor.

 

Mahkemeye düşenler

Son olarak şarkılarıyla herkesi büyüleyen Sıla Gençoğlu, oyuncu Ahmet Kural’dan dayak yediğini iddia ederek mahkemeye başvurmuştur. Sonucun ne olacağını hepimiz göreceğiz. Huylu huyundan vaz geçer mi sözünün etkinlik derecesini de göreceğiz tabi…

Olaylar bununla kalmayacak, bir gün duymasak bir gün yine kadın dövülmesi veya cinayeti haberiyle irkileceğiz, infiale kapılacağız. Çoğumuz zanlı için “Allah seni kahretsin” türünden serzeniş veya bedduada bulunacağız. Bu infial birkaç gün sürecek ve yerini bir yenisi alacak…

Bizler şehirde gezerken, işimize giderken veya parkta otururken yine dövülen ya da hakaret edilen kadın ve ağlayan çocuklar göreceğiz.

Heyecanını kontrol edemeyen ve bir kadının dövülmesini yiğitliğe sığdıramayan heyecanlı gençler, kadını döven yaratığı dizlerinin üzerine çökertecek; ama başı derde girecek. Kadın ölse önemli değil (!) ya döven adam ölürse? O gencecik yiğit delikanlı hapislerde sürünecek…

 

Şimdiye kadar alınan önlemler

Bu ülke kanunsuz değil… Elbette kanunlarımız var. Ancak bir yerde de uygulamalardan kaynaklanan zafiyet mi var acaba? Konunun görüşülmesi için bir toplantı düzenleniyor, belki o arada fail herif yakalanıyor. Ama ne oluyorsa tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor.

Hatta hatırlarsınız tecavüz olayları nedeniyle bile resmi ağızlarda bugüne kadar neler konuşulmadı ki?

Hadım etmekten idama kadar neler dile getirilmedi ki? Sonuç: Boş lâflarla boşa geçirilen zaman ve cesaretlendirilen yeni barbarlar…

Bu olayları önlemek kolaydır. Karar vericilerin, uygulayıcıların ve yasa yapıcıların dik duruşlu ve takipçi olması, adam kayırmadan ve merhametten uzak tavır alması, savunucuların “mangıra mütemayil” olmaması yeterlidir.

Sonuçta

Ülkemizde hep havanda su dövüldüğü için bugünlere geldik. Bu ülkede kendi yasalarımız mı, töreler mi yoksa AB yasaları mı uygulanıyor. Hukuk sistemimiz karmakarışık. Herkesin kendi başına otorite olduğu, kimseye hesap sorulamadığı, istifa müessesesinin çalışmadığı, yapanın yanına yaptıklarının kâr kaldığı topraklarda yaşıyoruz.

Lise çağında veya yüksek tahsil gören nice kızımız, bu ülkeye okumuş insanların yararlı olacağına ve gerekliliğine inanmıştı. İnsanî duyguları yüksek ve insanlık için çırpınıyorlardı. Kader diyemeyeceğim umursamazlık çizgisi, çoğu kızımızın ve kadınımızın hayatını, yakınlarının ocağını söndürdü.

Burada devlete düşen bir iki katil bozuntusunu cezalandırmak olmamalı… Din adamı da olsa kadını küçük görenleri, sistemin defolu kafalarını (!) karşısına almalı ve aksayan tarafları hemen onarmalıdır. Dar kafalı, sığ görüşlü bozuk ambalâjlı tipler mahkûm edilmelidir. Kendilerini topluma adayan sanatçılarımıza burada da büyük görevler düşmektedir.

Şefkati, analarımızdan, sevgiyi ve inceliği sanatçılarımızdan öğrenmek zorundayız. Umarım cana yönelik, hepimizin içini burkan, bizi dünya âleme rezil eden bu olaylar unutulmaz, unutturulmaz ve faillerinin defterleri mutlaka dürülür.

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam