SON DAKİKA
reklam
reklam

Atatürk ve Hatay Cumhuriyeti (l)

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 11 Kasım 2018, Pazar - 00:42   Okunma Sayısı:

Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete intikalinin 80.Yılı vesilesiyle sevgi, saygı ve rahmetle anıyoruz. Atatürk’ün bizlere gösterdiği yol; bilim, insanlık ve uygarlık yoluydu ; vatandaşlarının huzur ve refah içerisinde , insanca yaşadıkları tam bağımsız ve aynı zamanda dünya nezdinde saygın bir yeri olması gereken Türkiye Cumhuriyeti’ydi. Evet, geçen zaman içerisinde belirli mesafeler kat edilmiş olsa bile daha gideceğimiz çok yolumuz olduğunu görüyor ve onun bize bıraktığı en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti’ni daha ileriye taşıyacağımız inancını taşıyarak yola devam ediyoruz. ************************************************** Yıl 1938. Atatürk’ün sirozla mücadele ettiği bu dönemde Tayfur Sökmen’e verdiği sözü bir an bile unutmadı. Daha doğrusu, her şeyi ile Türk olan ,yine farklı kültürlerin ve toplulukların bir birbirleriyle beraber ve kardeş olduğu Hatay’ı ve Hataylıyı hiçbir zaman unutmadı. Savaştan yeni çıkmış genç Cumhuriyet’in biraz kendine gelmesini bekledi. Bir yandan dünya durumu öte yandan iç durum, bunu gerektiriyordu. Ayrıca zamanı ve imkânları da kollamaya mecburdu. 1936 seçimlerinde, Tayfur Sökmen’i Antalya’dan bağımsız milletvekili seçtirir. Yakınları: “Niçin Adana veya Antep değil de Antalya” diye sorarlar. Atatürk: “Günü gelince (L) harfi yerine (K) harfini koyacağız. Böylece Antalya Antakya olacak” der. Bu sıralarda İstanbul’daki “İskenderun ve Antakya Muavenet-i içtimaiye Cemiyeti”nin ismi değiştirilir; “Hatay Hakimiyeti Cemiyeti” olur. Atatürk, Cemiyetin bir şubesini de Dörtyol’da açtırtır. Bu şube, Antalya bağımsız milletvekili olan Tayfur Sökmen Bey’e bir konuşma yaptırtır. Fransızlar bu konuşmadan çok gocunurlar. Atatürk’e: “... Hududumuzda bir milletvekiliniz halkı aleyhimize kışkırtacak şekilde bir konuşma yapmıştır. Bu, dostluğa aykırıdır” diyerek şikâyet ederler. Atatürk de: “O milletvekilimiz bağımsızdır. Anayasa’mız, bağımsız milletvekillerine, istediği yerde, istediği şekilde konuşma hakkı vermektedir” karşılığını verir. 1936’da durumu değerlendiren, ünlü siyasî tarihçilerimizden olan Prof. Dr. Fahir Armaoğlu: da konuyla ilgili olarak şu tespitleri yapmıştır: “... Suriye’ye bağımsızlık veren ve Suriye ile Fransa arasında ittifak kuran 1936 Anlaşmasında, İskenderun Sancağı hakkında hiçbir hüküm yoktu. Yani Fransa, Suriye’den çekilirken, Sancak üzerindeki yetkilerini Suriye’ye terk etmekte idi. Bu vesile ile Türk Hükümeti de durumu kabul etmedi. Milletler Cemiyeti’nin toplantısı sırasında, Eylül ayında, Cenevre’de Fransa ile yapılan görüşmeler müsait bir gelişme göstermeyince, 9 Ekim 1936’da Fransa’ya verdiğimiz resmî bir notada, Suriye’ye yapıldığı gibi, İskenderun Sancağı’na da bağımsızlık verilmesini istedik.” “... Türkiye’nin güvenliğini gaye tutan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış istikameti bizim daimi prensibimiz olacaktır” diyen Mustafa Kemal Atatürk ömrü boyunca da : “... Komşularıyla ve bütün devletlerle iyi geçinmek Türkiye siyasetinin esasıdır” görüşüne daima sadık kalmıştır. O, hayatı boyunca samimî ve gerçek bir barış istemiştir Haksızlıklar nerede olursa olsun, daima onun karşısında yer alırdı. Onun içindir ki: “... Türk Cumhuriyeti’nin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta sulh, cihanda sulh gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refahı ve ilerlemesinde en esaslı etken olsa gerektir. Buna elimizden geldiği kadar hizmet etmiş ve etmekte bulunmuş olmak bizim için övünülecek bir harekettir”der. Her işin iyi niyetle girişilecek görüşmelerle halledilebileceğine inanırdı. Nitekim: “... Milletlerarası anlaşmazlıklar, ancak iyi niyetle ve umumî menfaat adına, karşılıklı fedakârlık yoluyla halledilir” demiştir. (Devamı yarın)

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam