11 Kasım 1918… I. Dünya Savaşı’nı sona erdiren anlaşmanın yıldönümünü kutlamak üzere geçtiğimiz hafta dünya liderleri Fransa Cumhurbaşkanı’nın daveti üzerine Fransa’da toplandılar.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, törende yaptığı konuşmada, dünya liderlerine milliyetçiliği reddetmeleri çağrısında bulunmuştur. Milliyetçiliği "vatanseverliğe ihanet" diye tanımlayan Macron, "Bizim çıkarlarımız önce gelir ve diğerlerine aldırmayız' diyerek, bir ulusun en değerli şeyini söküp atıyorsunuz, ahlaki değerlerini" demiştir. Bravo Macron’a, ama şunları da sorsak;
- Türkiye’nin AB’ye girmesine takoz olan zihniyetin başı sizsiniz.
- NATO’da Türkiye’ye din ve iman açısından bakıp destek vermeyen sizsiniz.
- Fransız toplumu, bireysel olarak yabancıların haklarına çoğunlukla duyarlı kalsa da
konu siyasal katılıma ve kamu kurumlarında istihdama gelince tavır değişiyor. Avrupa Konseyi İnsan hakları Temsilcisi Nils Muiznieks tarafından kaleme alınan ve “Fransa’da ayırımcılık ve nefret söyleminin artış gösterdiği” rapor bunun en güzel örneği ve Fransa’ya karşı "ayırımcılık ve nefret söyleminin Fransa'da artış gösterdiği" uyarısı olarak kabul edilmelidir.
Raporda, 2014 yılının ilk yarısında Yahudilere yönelik saldırıların iki misli arttığına, bu ülkeden İsrail’e göç eden Yahudi sayısının üç kat yükseldiğine, Müslümanlara yapılan saldırılarda özellikle kadınların hedef seçildiğine yer verilmektedir.
Fransa’nın göçmen ve mülteci yasalarındaki karışık kurallara eleştiriler yöneltilen raporda, bu konudaki kural ve ilkelerin “Fransa’nın uluslararası taahhütlerine uygun olmadığı uyarısı yapılmıştır.
Raporda ayrıca Fransa’nın ağırlamayı taahhüt ettiği belirtilerek 500 Suriyeli göçmenle ilgili sözünü tutması ve daha fazla göçmeni ülkeye kabul etmesi, Calais kentindeki göçmenlerin durumunun da iyileştirilmesi talep edilmiş ve Romanlara ve özürlü kişilere yönelik ayırımcı ve hoşgörüsüzlük içeren davranış ve politikalar eleştirilmiştir.
Bunlar “ayırımcı milliyetçilik” alanına girmiyor mu?
Trump’tan Macron’a
ABD Başkanı, Fransa Cumhurbaşkanı’na posta koymuş. “Biz olmasaydık siz bugün Almanca konuşuyor olacaktınız” demiş.
- Macron için böyle bir söz, Fransa’da söylenirse Fransız halkı yaralanmıştır.
- NATO İttifakı içinde ABD ile birlikte bugün Fransa ve Almanya da bulunmaktadır.
Almanya’yı saldırgan bir kefeye koymak Sn. Merkel’i de üzmüştür.
Batı dünyası ve ABD şimdiye kadar böylesine bir gerginlik yaşamamış, kırılma noktasına gelmemiştir. Kimisine -Türkiye gibi- fiilleriyle, kimisine –Almanya-Fransa- zikirleriyle, kimisine de fikirleriyle kırıcı davranmak, Trump’a nasip olmuştur. El âlem Avrupa ordusu deyince neden bozuluyorsun o zaman? Kopmayı sen yarattın.
*** *** ***
Suudi Arabistan yetkilileri
Suudiler, gazeteci Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayında başlangıçtan beri kıvırıp duruyorlar. Soruşturma amacıyla bize gelen Suudi başsavcı, ülkesine gittikten sonra olayı aydınlatmak yerine kimleri nasıl kurtaracağının hesabını yapıyor.
Bayrağında Allah’ın ismi yazan, bu ismin altında şeriatı temsil eden kılıç resmi bulunan tek ülke Suudi Arabistan’dır. Bu ülkenin savcısı, Allah’tan korkmak yerine Prens’ten korkmayı tercih ediyor.
Dünyanın gözleri önünde bir insan katledildi, doğrandı ve cesedi bir şekilde yok edildi. Ey başsavcı! Sen kul hakkı nedir, bir Müslüman’ı öldürmek ne anlama gelir, adalet terazisini doğru kullanmayanın Allah katında cezası nedir, bilir misin? Nasıl vereceksin bunun hesabını?
Sen Prens’i kurtarmak pahasına onun danışmanı olan Kahtani’ye ve diğer dört kişiye suçu yüklemeyi tercih ediyorsun. Birkaç Müslüman’ı daha yeniden katlettireceksin. Bu vebalin altından nasıl kalkarsın bilmiyorum; ama seni öbür tarafta Prens de kurtaramayacak…