Gelibolu’da Ermeniler konusunda daha önce araştırma yapmış ve dergimizin bir sayısında yazı yazmıştım. Bu konuda teşvik edici mailler almamla birlikte farklı görüşleri olanlar fikirlerini ileri sürmüşlerdi. Bir konuda araştırma yapmak ve sonuçlarını okuyucularla paylaşmak, onların fikirlerinden de istifade etmek ve bu topraklarda yaşayan insanları daha iyi tanımak ne kadar güzel bir şey!
Bu sayıda ise geçmiş asırlarda öncelikle Trakya’da sonrasıyla Gelibolu’da yaşamış, Osmanlı toplumunun değerlerine katkıda bulunmuş ve bazı mesleklerin öne çıkmasında rolleri olmuş olan Yahudileri ele alacağız.
Gümrük resmi
Hicri 1147 (Miladi 1734) yılında Edirne’ye bağlı yerlerde tevabii kefere ve Yahudi cizyesinden Donanma-yı hümayun kalyonlarının peksimetleri hakkında bir fermandan söz edilmektedir. Fransız bayrağıyla sefer yapan Portekiz tüccarı durumundaki Yahudilerden yüzde üçten ziyade resm-i gümrük mutalebe olunmaması (talep edilmemesi) hakkında İzmir kadısına vesaireye hitaben ferman yazılmış.
Osmanlı uyruğundan olmayan Yahudi, Rum ve Ermenilerden bazıları, yanlarında götürdükleri eşyanın gümrüğünü vermemek için kendilerinin müstemen (yabancı) taifesinin vekilleri olduğunu, yanlarındaki eşyanın da onların malı olduğunu iddia ederlermiş. Edirne kadısına yazılan fermanda müstemen bayrağı altında gelen eşyadan sair reayadan ne veçhile (şekilde) gümrük alınmakta ise ol (o) veçhile resim (vergi) alınması emredilmiş.
Yeni mesleklerin farklı sorunları
Donanmanın iaşesini üstlenen Yahudi esnafından kalyonların bakımını da yapmaları istenmiş. “Bodrum’da yapılmakta olan bir kalyon için Gelibolu’daki Yahudi çivicilerden iki ocak demircinin gönderilmesi” emredilmiş olmasına rağmen Yahudilerden demirci esnafı olmaması nedeniyle Kıptîlerden gönderilmiş. Bu açıklamadan onarım ve yapım işlerinde Yahudi cemaatinin ne kadar önemli olduğunu öğreniyoruz.
David nam (adlı) Yahudi, “Ada-i Kebir” (Büyükada)’de sekiz bin kıyye* hamr’ın (şarap yapılmak üzere hazırlanmış üzüm) mürur-ı zamanla (zaman aşımı sonucu) sirke olmasından dolayı Deraliye (İstanbul)’de sirkecilere satılmak üzere kendisine iadesini talep etmiş. Bostancıbaşının ilâmıyla sirke olduğunun tebeyyünü (belli olması) üzerine nezaret altında İstanbul’a sevk edilmiş. İstanbul’a getirilen hamr’ın ledettetkik (incelendikten sonra) sirke olmadığı anlaşılmış ve denize dökülmüş. Tersane emini, tayfa ve mürettebatın bu haksızlığa sebep olduğunu öne sürerek hepsini hapsettiğini üst makamlara bildirilmiş.
Para hırsı düşmanlık kazandırıyor
Ticaretin olduğu yerde hırsızlık, gasp, talan ve yalanın olmaması mümkün mü? Mesudiye ve Nusretiye kalyonlarının onarımında çalışırken gemilerden bakır, çivi ve cıvata çalan burgucu Ali ve marangoz Hasan, çaldıkları malzemeyi hurdacı Yahudi Hayim’e satmaya başlamışlar. Sonunda hırsızlar yakalanmış. Kapudan Paşa’ya gönderilen fermanda hırsızlarla birlikte hiç suçu olmadığı halde Yahudi Hayim’in de cezalandırılması emredilmiş.
İstanbul bağlantılı posta vapurlarının gidiş ve dönüşlerinde taşıdığı posta, koli ve malların yanında uygun oranda yolcu kontenjanı da oluyormuş. Altın ticareti yapan, istihbarat faaliyeti için görevlendirilen kişilerle bazı bürokratlara da yolculuk imkânı sağlanırmış. Bu yolculuklardan birinde Cevani adındaki bir Kefalonyalı, altın ticareti yapan Yahudi’yi döverek altınlarını gasp etmiş. Yakalanamayınca kendisini Petroviç’in gizlediği ihbar edilmiş ve Petroviç’e de sürgün cezası verilmiş.
Casusluk ve istihbarat faaliyetleri
Osmanlı devletinin, Avrupa ordularındaki teknik gelişmeleri, denizcilik ve tarımdaki yenilikleri, devletlerarasındaki siyasi anlaşma ve ihtilâfları öğrenmek için casus kullandığını, bu konularda kendisine yöneltilen istihbarî nitelikteki veya yıkıcı bölücü çalışmalara da karşı koymaya çalıştığını biliyoruz.
İstanbul’a gelen ticari tekne ve gemilerin önemli uğrak merkezi ve çıkış noktaları Çanakkale ve Gelibolu limanlarıdır. Bu merkezler Osmanlı ajanları tarafından sıkı bir şekilde tarassut (gözetleme) altında tutulmuştur. Casusluk için Lehistan’a gönderilen bir Osmanlı Yahudisi, hazırladığı raporunu dönüşünde rapora dönüştürmüş ve sadrazama takdim edilmesini istemiş. İstihbarat gibi özel bir konuda dahi dil bilmeleri nedeniyle Yahudilerden istifade edilmesi Yahudilerin, bu topraklara ve değerlere bağlılığını göstermektedir.
Mihail namındaki (adındaki) bir başka Yahudi, Rus generali tarafından Osmanlı kara birlikleri hakkında istihbarat toplamak amacıyla casus olarak gönderilmiş. Konu açığa çıkınca istihbarat çarkı tersine çalıştırılmış ve Rus askerlerinin bulundukları mahal ve miktarlar hakkında kendisinden bilgi alınmıştır. Zengin ve kültürlü olan Yahudilerin bu şekilde istihdam edilmeleri konuyla ilgili yerinde bir örnektir.
İskenderiye’den hareket eden Sefain-i hümayundan (Padişah donanması) Riyale sefinesi (gemisi), Çanakkale ve Gelibolu’dan sıyrılarak İstanbul’a gelmiş. Limanda yapılan denetimler sonucu Bosam isimli bir Fransız’ın casus olduğu anlaşılmış ve yakalanmış. Kendisinden alınan bilgiler arasında Mısır’da meydana gelen veba olayı nedeniyle Fransız ve Yahudilerden çok kişinin öldüğü, Fransız askerlerinin ulûfesizlikten (maaş alamamaktan) galeyana geldiği, Napolyon’un İslam’dan birçok tekâlif (teklifler) aldığı öğrenilmiş.