Türkiye siyaseti gergin bir dönemden geçiyor. Güneydoğu sınırımız kanayan yaralı bölgedir. Her gün yeni olaylara, yeni toplantılara sahne oluyor, devamlı temsilciler geliyor, görüşmeler oluyor. PKK’nın arada bir de olsa faaliyeti görülebiliyor. Yarının yönetici, bilim adamı ve politikacıları olacak üniversiteliler yurt dışına kaçıyor.
İnsanımızın tavrı
İnsan odaklı siyasetten ne anladığımızı gayet açık şekilde ortaya koyuyor. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi kişiler birbirlerini ya şerefsizlikle itham ediyor ya da hakaret dolu sözlerle tahkir ediyor. Siyasetçilerimiz de bu gidişata uygun şekilde hareket ediyor, birbirlerini rencide edici sözler sarf ediyor, tazminat davaları açıyor.
Bazı politikacılar ise, daha başka türlü hareket ederek proje üretmekten ziyade üstü kapalı şekilde terörün savunuculuğunu yaparak özerklikten söz ediyor, sonra da çark ediyor. Hâlâ Türkiye partisi olduğunu kavrayamayan HDP’nin yöneticileri teröristlerle yakın bulunmaya son veremiyor bir de TBMM çatısı altında pervasızca sözler edebiliyor. Daha önceden de bu baskı hareketleri sonucunda açlık grevleriyle bazı köşe başlarını da tutabilmişlerdi.
Said-i Nursi’nin torunları vaktiyle Diyarbakır’dan nasıl seslerini yükselttilerse Seyit Rıza’nın torunlarının da Dersim konusu gündeme geldikçe seslerini yükseltmeyi deneyeceklerini söyleyenler oluyordu.
Dersim’in yoksul insanını susturmak isteyen Osmanlı, bu bölgede baskı ve şiddet uygulamıştır. Bu politika 20’nci yy’ın ilk yarısı boyunca devam etmiştir.
Siyasetçilerin yaptıkları
Bugünün siyasetçileri bol vaat içeren nutuklarla rakip gördükleri partileri karalıyor, işsizlik ve yoksulluğu da bu kazanın içine atarak kaynatmaya çalışıyor. Hatta çalıştaylar ve toplantılar tertipleyerek birtakım çalışmalar da yapıyor ama sonuçlarını alamıyor.
Ülkemizin bir bölümünde kan akarken zaman zaman şehitlerimiz oluyor. Fidan gibi oğullarını kaybetmiş ailelerin yanında bizler sadece o gün olabiliyoruz. Başsağlığı dilemek ve onlarla hemhal olmak için devlet büyüklerimiz şehit cenaze törenlerine gidiyor.
Eksildiler
Bu ülke ne çektiyse anlaşılması zor kavramlardan ve her partiden çok sayıda kişinin zamansız açıklama yapmasından çekmiştir. Bir zamanlar parti liderlerinin açıklamaları bir yerlere çekilince veya başka bir anlam yüklenince işin sarpa saracağını anlayan bazı açıklama heveslileri türemişti.
Bunlar ağlama ekipleri ve saz gruplarını oluşturmaya başlamıştı. Ben de espri olsun diye parti kadrolarında küçük bir değişiklik yapılmasını ve “Düzeltme Ana Bilim Dalı Başkanlığı” ihdas olunmasını teklif etmiştim (!).
Partisindeki falanca kişinin destursuz veya kontrolsüz söylediği abuk sözleri “Aslında şunu demek istemişti…. Böyle anlaşılması gerekir… Kastedilenin şu olduğuna inanıyorum…” şeklinde açıklamalar yaparak nice zahmetlere katlanan ve irad ettiği nutukla anlamamıza yardımcı olan (!) insanlar vardı bir zamanlar.
Her ne kadar bizim için cümle kurmakta maharetlerini zorladılarsa, sonuca odaklı çalışma yapmaktan ziyade boş konuşuyorlardı. Açıklama yapmaktan hem çeneleri yorulmuyor hem de ülkemiz zaman kaybettiriyorlardı.
Terörün bitmesi
Terörü bugün bitirmek, doku veya organlarda kanserin ilerlemesini durdurmak gibi bir şey geliyordu aklımıza... Metastas yapacağını düşünenler bile vardı. 70 yıl önceki Dersim mazlumlarının ağıtlarına, bugün Güneydoğu Anadolu dağlarında çığlıklarla cesetleri toplanan Kürt gençlerinin 20-30 yıl sonraki hesaplarını karıştırmak isteyenler de çıkabiliyordu.
Gayretimizi sadece terörün bitirilmesi için sarf ve teksif ettik ve başardık… Devletimiz, kardeşliği pekiştirici ileriye dönük bir çalışma da yapmıştır. Böyle de olsa belki bizler göremeyeceğiz ama çocuklarımızın daha geniş boyutlu ve daha müzmin haldeki sorunlarla karşılaşacakları ihtimal dahilindedir. Onlar da herhalde bugünleri tartışacaklar, çoğumuzun kulaklarını çınlatacaklardır.
Bu nedenle “kuruluş dönemi”nin ilk uygulamalarını tenkit etmek yerine arşivlerin bir an önce açılarak eğrinin doğrunun ortaya konulmasının daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum. Yoksa ayaküstü verilen demeçlerin ve her uzatılan mikrofona üflenen içi boş sözlerin halkın bilgilenmesinde kirlilik yarattığı, bazı fanatik grup ve çevreleri eyleme geçirebileceği her zaman mümkün görünüyor…