Bir zamanlar topraklarında hükümran olduğumuz Balkan ülkeleri şimdi AB’ye girmiş birer Avrupa ülkesidir. Yıllarca girmek için kapısında beklediğimiz AB, ne yazık ki, bizden önce endüstriyel varlığı olmayan Balkan ülkelerini tercih etmiştir. Bu kabulde din olgusunun önemi var mıdır? Kısmen de olsa evet, vardır…
Faktörler
Önceki paragrafta endüstriyel alanı zikretmeme rağmen askeri alanda da bizden önde olmayan bu ülkeler, Avrupa ordusuna nasıl bir katkı sunacaklar diye düşünürüm bazen… Aslına bakarsanız coğrafi olarak AB’nin sınırlarını Karadeniz’e yaslamak, belki Rusya’ya karşı tampon oluşturmak dışında pek de katkı sunacaklarını zannetmiyorum.
Balkan ülkelerinin çoğunun harekât planları ve arazi etütleri Sovyetler Birliği zamanında Varşova Paktı içinde bulundukları dönemde Rus generallerinin kontrolünde yapılmış, bir zamanlar düşman olarak vasıflandırdıkları Avrupa’nın kuvvetli ve zayıf tarafları da Rus komuta heyetinin nezaretinde değerlendirilmiştir.
Kıtalararası füze sistemlerinin öne çıktığı ve yıldız savaşlarından söz edildiği bir dönemde dünyamızda konvansiyonel silahlar ve klasik kara savaşlarıyla ne yapılabileceği irdelenmeye değer… Bugün Karadeniz’in kuzeyinde ve Kerç Boğazı’nda Rusya-Ukrayna arasında küçük deniz araçlarının yarattığı gerginliğin yarın neye mal olacağı bilinemez.
Sorunlarla çevrili ülke
Türkiye riskli bir coğrafyada bulunmaktadır. Kuzeyde Ukrayna’nın Rusya ile, doğuda İran’ın ABD ile, güneyde de Rusya’nın himayesindeki Suriye’nin ABD ve Türkiye ile sorunları bulunmaktadır.
Kuş gribi nedeniyle binlerce kümes hayvanının itlâf edildiğini, şarbon paniği yaratıldığını, başta buğday olmak üzere domates, sebze ve meyve türlerinin genetiğiyle oynandığını, ihraç ettiğimiz ürünlerin tekrar iade edildiğini, nefis şaraplarımızın içindeki üzümde tarım ilâcı olabileceği ihtimali belirtilerek geri çevrildiğini hatırlarsak, geçmişte kamufleli bir biyolojik savaşın Türkiye’yi teğet geçtiğini söyleyebiliriz.
Son günlerde Ukrayna Krizi nedeniyle ABD donanmasının Karadeniz’e geçmek için Türk hükümetinden müsaade istediğine dair basında haberler çıkmaktadır. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin hükümleri bağlayıcı olmakla birlikte ABD bunu zorlamaya çalışacaktır.
Bugün dostuz ama…
Türkiye hem Ukrayna hem de Rusya ile bugün dosttur. Aynı zamanda Karadeniz Ekonomik İşbirliği Antlaşması’nın üyesidir.
Batı, Türkiye’yi NATO’nun gereklerini yapmaya davet etse Rusya-Türkiye ilişkileri bozulacak, Türkiye de Rusya’nın gönlünü hoş etmeye çalışsa zaten gergin olan Türk-Amerikan ilişkilerine yeni bir olumsuzluk daha eklenecektir.
Batı, Ukrayna’yı Rusya’ya karşı tampon olarak gördüğü gibi, doğal servetlerinden de istifade etmek istemekte ve muhtemel bir çatışmada Ukrayna’nın yanında yer alacağını söylemektedir.
Karadeniz ve Boğazların statüsü
Siyasi tansiyonun yükselmesi durumunda şimdilik huzur denizi diyebileceğimiz Karadeniz, uzun menzilli füzelerin yığınak merkezi olacak ve belki Karadeniz hakkında kara sayfalar yazılacaktır.
Güneyimizdeki sıcak çatışma alanına, kuzeyimizde oluşabilecek ikinci sıcak çatışma alanı eklendiği takdirde son aşama İran’ın dize getirilmesi olacaktır. Saldırının niteliği ve zamanı şimdilik uzak ihtimal olsa da fırsat kollanacağı ve İran’ı içten çökertmeyi amaçlayan ayaklanmaların sahneye konulacağı kuvvetle muhtemeldir.
Aynı kültürün insanları nasıl ki aynı olaylara bakıp farklı değerlendirmeler üretebiliyor ve farklı yargılara varabiliyorlarsa değişik kültürlerin insanları da aynı olaylar üzerinde farklı fikirler ortaya koyabilirler.
Bir Amerikalı veya Rus, Karadeniz ve Kerç Boğazı olaylarına nasıl bakarsa baksın ama olay bizim açımızda böyle görünüyor.