İlyas Ağa, Tarih-i Enderun adıyla bilinen bir çeşit günlük özelliği taşıyan eserinde 1812-1817 yıllarına ait olayları kaydederken devrin padişahı II. Mahmut’un Beykoz’daki Hünkâr İskelesi’ne, Sultaniye’ye ve Çubuklu’ya yaptığı binişleri anlatmaktadır. Bu anlatımlar yer yer saltanat etrafındaki sosyal hayat boyutunu içerdiği için ayrı bir anlam ifade etmektedir. 13 Ağustos 1813 gününe tesadüf eden şaban ayının ilk perşembesindeki ilk biniş güncesinde yazar, padişahın öteden beri şöhret bulmuş olan Hünkâr İskelesi’ne “koçulu kayık”la gittiğini belirtmektedir. Atışlar Bu gezilerin genel programı önce namazların edası, sportif etkinlikler ve saz-söz faslı şeklindedir. O gün de namazlar kılındıktan sonra -öğle namazı olsa gerek- adet olduğu üzere pehlivan güreşleri başlar. Ardından ok atışlarına ve atışlara geçilmiştir. Kiler Odası’ndan Selim ve Hazine’den Hanefi Ağalar ilk atışta testiyi kırdılar. Daha sonra yeri padişah aldı. Dört kez birbiri ardına 1500 adımdan hedefi para parça etti. Bunu görünce bütün kulları yeniden taze yaşama kavuştular. Seyyid Hasan Paşa Paşa, Reşadiye kazasına bağlı Kabalı köyünden Mehmet Abdullah Ağa’nın oğludur. 1718 yılında bölük komutanı olarak devlete intisap etmiş, devlet kademelerinde yükselişi onu 1738’de kul kethüdalığına, 26 Eylül 1739’da vezirliğe, 1743’te veziriazamlığa taşımıştır. İstanbul’un ihtiyacını karşılayamadığı ve tekâsülü bulunduğu için 10 Ağustos 1746’da Rodos Adası’na sürgün edilmiştir. Dönüşünde Diyarbakır valiliğine gönderilmiş ve 1748 yılında orada vefat etmiştir. Patavatsızlığı ile bilinen Paşa’ya ait bir olayı da anlatmak yerinde olacaktır: Hasan Paşa, bir gün I. Mahmut’a, “Sevaptır dediler, bir mektep ile bir sebil yaptım. Âna (ona) musakkafat (üstü tavanla örtülü mekân, bina) lâzım imiş. Bir han yap dediler, sizin yasağınız varmış” der. Padişah da “Sana izin verdim” deyince, ---Sevabı senin olsun, şeklinde karşılık verir ve huzurdan çıkarken tekrar geriye döner ve, ---Han yapmam için izin verdin; ama tamamlanıncaya kadar da beni azletme! demek suretiyle vaat alır. Bu patavatsızlığı binanın bitirilmesi ve onun azliyle son bulur. Kanunî Sultan Süleyman tarafından yaptırılan Beykoz-Tokat köyündeki köşk harap olduğundan padişahın emriyle 1746’da hasan paşa tarafından tamir ettirilmiştir. Hasan Paşa’nın oğlu Seyyid Mehmet Said Efendi de ilmiye sınıfından yetişmiş, 1776’da vefat edince Göksu’da yaptırdığı çeşme yanında defnedilmiştir. Said Mehmet Paşa Damat İbrahim Paşa sadaretinde elçilikle Fransa’ya gönderilmiştir. Yirmisekiz Çelebizade Mehmed Efendi’nin oğludur. I. Mahmud’un cülusunu Rus çariçesine bildirmek için 1730 Eylül sonunda Petersburg’a gönderilmiş, 1732’de önce Rusya’ya sonra İsveç’e elçi olarak gönderilmiştir. Beykoz Yûşa Tepesi’nde bir mescit yaptırmıştır. Yusuf Paşa (Koca) Tersane Liman Reisi Hasan Kaptan’ın kölesi olup aslen Gürcü’dür. Kasımpaşa-Zincirlikuyu Sokağı’nda kışın kahvecilik yaparak yazın da donanmayla gidip gelerek hayatını sürdürmüştür. Vezirlikle Mora valiliğine tayin olmuştur. Ruslara karşı harbe hazırlıksız giderek başarısız olmuştur. 28 Mayıs 1789’da sadrazam olmuştur. III. Selim zamanında azlolunmuştur.Yusuf Paşa, azlinden sonra malı müsadere edilmemiş, yeni bir tayine kadar Beykoz’da oturması emrolunmuştur. Daha sonra düşman istilâsı nedeniyle tahrip edilmiş olan Anapa Kalesi’nin tamiri ve o bölgenin tanzimi için Anapa seraskerliğiyle Trabzon valiliğine tayin edilmiştir. Akbaba Mehmet Efendi İstanbul’un fethinde bulunmuş “Gaziyan-ı Rum” olarak adlandırılan dervişler zümresinin 15’inci yüzyıldaki temsilcilerindendir. Fetihten hemen sonra devlet tarafından tahsis edilen arazide tekkesini kurmuştur. Abdallardan veya Âhilerden olduğu halde kurduğu tekkeye Bektaşîlerin sahip çıkmış olması muhtemeldir. Beykoz’un çevresinde havadar ve asude köşe, Mehmet Efendi’nin adına izafeten “Akbaba köyü” adı verilmiştir. Bütün diğer tekkeler gibi Akbaba tekkesi de Vaka-i Hayriye sırasında 1826 yılında kapatılmış ve dervişleri sürgüne yollanmıştır. Daha sonra Nakşibendilere devredilmiştir. Köy, ilk yıllardaki canlılığını da bundan sonra kaybetmiştir. Tekke son olarak 1876-1888 arasında Nakşibendi şeyhlerinden Buharalı Abdülhakim Efendi tarafından canlandırılmıştır. Efendi’nin ölümünden sonra yerine oğlu Hafız Ahmet Mansur Mükerrem Efendi geçmiş ve 1925 yılına kadar tekkenin postnişini olarak görev yapmıştır. Mansur Efendi 1961 yılında vefat etmiştir.