Canım ülke Suriye… Atalarımızın hükümranlık sürdüğü verimli ülke… İskenderun’da görev yaparken gerek tatbikat bölgemizden gerekse yaptığımız gezilerden gördüğümüz kadarıyla göz alabildiğince uzanan tarım arazilerine sahip, vekâlet savaşlarının kumara dönüştüğü, çatışmaların göze göz dişe diş devam ettiği ülke…
Federasyon tartışmalarına, Trump sonrası ABD politik senaryolarına ve AB kurtlarının salyalı ağızlarına düçar olan ülke… PYD-YPG’nin rejim yönetimiyle zaman zaman görüşmeler yaptığı, Menbiç’te bazı binalara Suriye rejimi bayrağının çekildiği, ABD asker ve zırhlı araçlarının topraklarında konuşlandığı ülke…
Rejimin Türk harekâtına bakışı
Suriye rejiminin Menbiç’e yapılacak bir Türk girişimine karşı çıkacağı, Rusya ve İran’ın da Suriye’nin yanında yer alacağı bilinen bir gerçektir. Türkiye’nin, el Bab’a kadar Rusya’nın açık desteğiyle indiğini unutmayalım.
Şimdi güvenli bölge oluşturulmasını isteyen Türkiye, Menbiç operasyonu için ABD’den destek beklemektedir. IŞİD’e karşı mücadele ettiğini beyan eden ABD’nin YPG ile iş birliğinden vazgeçmesinin zorluğunu bilmeyen kalmamıştır herhalde?
Diyelim ki, Türkiye ABD’den destek aldı. Rusya ile ilişkiler ne olacak o zaman? Rusya buna razı olacak mıdır? Rusya bu durumu ABD’nin kara gücü görevini üstlenen bir Türkiye olarak değerlendirmeyecek midir? Rusya ve ABD arasında sıkışıp kalmış bir Türkiye, anlaşma sınırlarını ihlâl edecek, politika üretmekte daha da zorlanacaktır.
Türkiye’nin çıkış yolu araması
Türkiye, kendi planları için Körfez ülkelerinden mali, siyasi, diplomatik, hatta askeri destek sağlamaya çalışmakta, enerji, inşaat, dış ticaret gibi konularda Katar, Bahreyn ve Suudi Arabistan arasında ticareti geliştirme çabalarını sürdürmektedir.
Nükleer silah kapasitesini geliştirme ısrarını sürdürmek isteyen İran’a karşı Türkiye de Körfez ülkeleri arasındaki dayanışmayı güçlendirmek üzere kulvara çekilmek istenmektedir. Çıkmaz sokağa girmemek için tüm taraflarla görüşmelerini sürdüren Türkiye, barışçı çıkış yolları aramakta, tıkanma gördüğünde askeri çözüm seçeneğini de göz ardı etmek istememektedir.
ABD Menbiç’te neden oyalama yapıyor?
İşin stratejik boyutu, Akdeniz’e açılım koridoru, yeni üsler edinme çabası bir yana bırakılırsa ABD’nin Türkiye ile Menbiç’e ortak harekât yapmasına ve Türkiye’nin Menbiç’e girmek istemesine engeller çıkarması ağırlıklı olarak şunlara bağlıdır denebilir:
- Geçtiğimiz yıllarda IŞİD’le mücadele adı altında Amerikan uçakları Menbiç’teki tahıl
silolarını ve hastaneleri de vurmuşlardı. Menbiç halkının bir kısmı IŞİD militanlarının baskısından kaçıp ilçeyi terk ettiyse bir kısmı da bombardımandan zarar görmemek için kaçmıştı. Bu olumsuzlukları göstermek istemeyebilir.
- ABD’nin gelecekte bu bölgelerde yapacağı planların suya düşmesini engellemek
amacıyla Türkiye’nin Menbiç halkını eski nüfus yapısına dönüştürmek istemesine karşı koymak olabilir.
Menbiç’ten göç edenler
Oysa burada savaşan grupların erzak, yakıt, ilaç gibi hayati önemi haiz maddelere çok ihtiyacı vardır. Bunları karşılayacak olan işçi, buğday ekecek olan çiftçi, tarlada pamuk yetiştirip satacak olan tüccar ve bunları alacak olan eczacı… çoğu o toprakları terk etti.
Mezralar boş, hayvancılık durdu, arıcılık bitti. Homogen yapı bozuldu. Hurda haline gelmiş silah ve araçlar, yıkılmış binalar…
IŞİD’in saldırısı sırasında çok sayıda insanın Türkiye’ye veya Kamışlı tarafına göç ettiği, kaçının geriye döndüğü belli değil… Mahalli olarak demografik şartlar yeniden değiştirilse de, asayişi berkemal olan Arap ve Kürt aşiretlerinin oranı bozuldu, aralarına husumet tohumları serpiştirildi...
Nereden nereye?
Aslında pek de değişen bir şey yok galiba? Arap milletleri arasında I. Dünya Savaşı öncesinden beri başlatılan Türk düşmanlığı hız kesmeden devam ediyor. Bu husumet, Müslüman’ın Müslüman’a kırdırılması şeklinde ve tek elden yürütülüyor.
Yüzyıllar boyunca Osmanlı Devleti’nin toprağı olarak kalmış ve Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetinde huzur içinde yaşamış bu bölge halkı, ne yazık ki, Türk hâkimiyetinden çıktıktan sonra bir türlü istikrar, huzur ve güvene kavuşamamıştır.
Bir Arap generali olan Tuğgeneral Şükrü Mahmut Nedim, “Filistin Savaşı (1914-1918)” isimli kitabında aşiretler arası çatışma ve sürekli propagandanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır.
Bugünün çatışma ortamı dünün açgözlüleri tarafından yaratılmış ve sahneye konulmuştur. Kısa ve orta vadede düzelmesini beklememeliyiz. Başımıza belâ olarak gördüğümüz (!) göçmen/sığınmacı/kaçak Suriyelilerin akortu bozulmuş ilişkilerimizin düzelmesinde bir nebze olsun katkı yaratacağını –kontrol devletin elinde olmak kaydıyla- göz ardı etmeyelim.