SON DAKİKA
reklam
reklam

YPG ve işlevi

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 23 Aralık 2018, Pazar - 01:57   Okunma Sayısı:

Suriye’ye PKK ve PYD’nin yerleşmesi

Arap Baharı’ndan sonra Afrika’nın kuzeyinde, Arap Yarımadası’nda ve Doğu Akdeniz’de toprağı bulunan ülkelerde otorite boşlukları doğdu. İsrail, özellikle tehdit olarak gördüğü ülkelerde bu boşluklara terörist unsurların yerleşmesi için zemin ve imkânlar hazırladı.

Kanlı terör örgütü PKK, gerek ABD gerekse İsrail desteğiyle bu boşlukları doldurmayı ve kendine bağlı unsurlar üretmeyi başardı. Demokratik Birlik Partisi (Partiya Yekîtiya Demokrat) adıyla çevirebileceğimiz PYD, 2003 yılında Suriye’de Kürtler tarafından kurulmuş ve liderliğini Salih Müslim üstlenmiştir.

 

YPG’nin kimliği

YPG ise PYD’nin silahlı yapılanmasıdır. Yaklaşık olarak 5000 gerillası olduğu bilinmektedir. Türkçe karşılığını Halk Koruma Birlikleri olarak verebileceğimiz YPG (Yekîneyên Parastina Gel), PYD’nin askeri kanadıdır ve IŞİD ile mücadele eden bir örgüt görüntüsündedir.

Birbirleri ile ortak görüşlere sahip olan PYD ve PKK, hem Özgür Suriye Ordusu hem de Suriye Baas Partisi hükümetiyle zaman zaman silahlı çatışmalara girmiştir. Son dönemde Suriye Rejimi güçleriyle ortak görüntü veren örgüt, Suriye’de belli bölgeleri ele geçirmek için saldırılar gerçekleştirmektedir. PYD, 30 Kasım 2015 tarihinden bu yana Sosyalist Enternasyonal’in danışma üyesidir.

Savaş suçu işliyor

5 Haziran 2015'te BM Genel Sekreteri, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu “Çocuklar ve Silahlı çatışmalar” adlı raporun Suriye İç Savaşı kısmında, 15 yaşından küçük kız ve erkek çocukların YPG/YPJ tarafından silah altına alındığının tespit edildiğini ve çocukların savaş bölgelerinde kullanıldığını açıklamıştır.

 

Türk Güvenlik Güçleri

1984 yılından beri PKK terör örgütüyle kesintisiz mücadele sürdüren Silahlı Kuvvetlerimiz, dost ve müttefik ülkelerden beklediği desteği görememiştir. Türkiye’nin 20 Ocak 2018’de Afrin’e yönelik olarak 72 uçakla başlattığı “Zeytin Dalı” operasyonu 108 hedefin vurulması sonucu başarıyla sürdürülmüştür.

Bugüne kadar terörle mücadelede Türkiye’ye destek vermeyen batılı ülkelerin medyasında bu harekât hem küçümsenmiş hem de ironi ile tenkit edilmiştir. Açıkçası “savaşa karşı barışı yücelten bir tema olarak zeytin dalının yeri bir güvercinin gagasıdır. İliştirildiği yer can almaya giden bir mızrağın ucu değildir. Türkiye zeytinlikleriyle ünlü Afrin’e yönelik harekâta savaş tarihine ‘ironi’ ya da ‘istihza’ olarak geçecek ‘Zeytin Dalı’ ismini seçti. Bundan kasıt ‘barış için savaş’ ise bu daha büyük bir ironi. Afrin'de savaş yoktu. Ya da ‘Şam'la barış için Kürtlerle savaş mı?’ diye sormalı” şeklinde alaycı bir tutumla açıklama yapılmıştır.

Oysa Türkiye’nin mücadelesi Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51’inci Madde’sine dayandırılmıştır. Peki nedir BM Antlaşması?

 

BM Antlaşması                                   

26 Haziran 1945 tarihinde San Francisco’da imzalanmış ve 110 maddeye uygun olarak 24 Ekim 1945’de yürürlüğe girmiştir. Türkiye Antlaşmayı, Milletlerarası Adalet Divanı Statüsüyle birlikte 15 Ağustos 1945’te onaylamıştır. 4801 Sayılı Onay Kanunu 24 Ağustos 1945 gün ve 6902 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü, Antlaşmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Antlaşmanın 23, 27 ve 61’inci Maddelerinde yapılan değişiklikler 17 Aralık 1963 tarihinde Genel Kurulca kabul edilmiş ve 31 Ağustos 1965’te yürürlüğe girmiştir.

61’inci Madde’de yapılan yeni bir değişiklik 20 Aralık 1971 tarihinde Genel Kurulca kabul edilmiş ve 24 Aralık 1973’te yürürlüğe girmiştir. 109’uncu Maddede yapılan bir değişiklik de 20 Aralık 1965 tarihinde Genel Kurulca kabul edilerek 12 Haziran 1968’de yürürlüğe girmiştir. 23’üncü maddede yapılan değişiklik, Güvenlik Konseyi’nin üye sayısını 11’den 15’e çıkarmaktadır.

 

Antlaşmanın 51’inci Maddesi neyi içerir?

Madde 51- Bu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek, bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez.

Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyi’ne bildirilir ve Konsey’in işbu Antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez.

TSK tarafından yapılan açıklamada da “Birlemiş Milletler Antlaşması’nın 51’inci Maddesi çerçevesinde uluslararası hukuktan doğan meşru müdafaa hakları doğrultusunda hava harekâtı yapıldı” denilmiştir.

 

Neler olabilir?

Şimdiye kadar olanlar tekerrür edecektir. Yani Sincar Dağı’na yapılan operasyonda TSK’nın yine halka zarar verdiği, kamuya ait tesisleri bombaladığı, masum insanların topraklarını terk ettiği tema’sı işlenecek, PKK da bunlara ağıtlar düzecektir.

Şerefle görev yaptığım ordumuzun en küçük biriminin bile tatbikat sahasında köylüye zarar verici davranışlardan son derece çekindiğini gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Elde olmayan sebeplerden zarar doğmuşsa da hemen tutanaklar tutulur ve zarar tazmin edilirdi.

Topraklarımızın dışında görev icra eden kahramanlarımıza başarılar diliyoruz. Onlar “Harp Hukuku”nu Batılılara öğretecek niteliktedir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam