SON DAKİKA
reklam
reklam

Fransa’nın Suriye ilgisi

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 26 Aralık 2018, Çarşamba - 10:12   Okunma Sayısı:

 

I.Dünya Savaşı yılları

İngiltere, Orta Doğu bölgesinde hem hâkimiyetini sürdürdü hem de bu toprakların ekonomik zenginliklerini sömürdü. Hatta Körfez Harekâtı başladığında da Faw Yarımadası’na (Şatt-ül Arab’ın Basra Körfezi’ne döküldüğü yerdeki Yarımada)  asker çıkarmak suretiyle eski heves ve alışkanlığını terk edemediğini göstermiştir.

Aynı yıllarda Fransa, da Antep, Maraş, Urfa ve çevresini daha sonra da Adana ve Mersin yöremizi işgal etmiştir. Fransa, Suriye’nin kuzeyinde çıkan petrol bölgesini ele geçirmek ve zengin Mezopotamya Vahası’nın Akdeniz’e açılımını kontrol altında tutmak maksadıyla bu bölgelerde yuvalanmak istemiştir.

   

Sömürge ülkeler

Fransa’nın önceden sömürgesi olan Benin, Burkina Faso, Gine, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo, Ekvator Ginesi ve Gabon, Fransa’ya hâlâ sömürge vergisi ödeyen ülkeler arasında sayılabilir. 

Bu ülkelerin tarihlerine bakıldığında, Fransa’ya vergi ödemeyen liderlerin ya bir darbeye ya da suikaste kurban gittikleri görülüyor. Son 50 yılda 26 Afrika ülkesinde toplam 67 askeri darbe meydana gelmiştir.

Bu darbelerin meydana geldiği ülkelerin 16’sı eski Fransız sömürgesidir. Bu ülkelerde meydana gelen askeri darbeleri de Fransa’nın sömürgeler döneminde atadığı lejyoner askerlerin gerçekleştirdiği bilinen bir gerçektir.

 

Fransa’nın günümüzde açığa çıkan marifetleri

Fransa, 1958 yılına kadar sömürdüğü Afrika ülkelerini, bağımsızlıklarını kazandıktan sonra da sömürmeye devam etmiştir. Bu sömürme fiili işgal şeklinde olmayıp mali denetim şeklindedir. Silicon Africa’da yer alan habere göre, Fransa’nın Afrika ülkeleri üzerindeki fiili sömürgeciliği bitmiş olsa da mali sömürgesi hâlâ devam ettiği ve bağımsızlığını kazanmış olan eski sömürgelerinin bütçelerinin büyük bölümünü değişik adlar altında kendi merkez bankasında topladığı yer almaktadır.

Fransa’nın bu ülkelerden “koloni vergisi” adı altında her yıl yüklü miktarda para almaktadır. Fransa’nın 14 eski sömürgesinden her yıl yaklaşık 500 milyar dolar para aldığı ve bu paraları aynı ülkelere borç olarak verdiği bilinmekte ise de 2015 yılından sonra kayıtlara ulaşılamamaktadır. 

 

Yıllık üretimler

Bu ülkelerin yıllık gelirlerinin yüzde 85’inin her yıl Fransa merkez bankasında toplandığı, kalan yüzde 15 ile ekonomisini yürütmeye çalışan Afrika ülkelerinin mali sıkıntı yaşadıkları takdirde, Fransa merkez bankasına yatırdıkları ve kendi paralarını borç olarak bile alamadıkları da belirtilmektedir.

Hele hele kendi paralarından borç almaları da kısıtlanan Afrika ülkelerinin bir yıl içerisinde Fransa’ya verdikleri paradan en fazla yüzde yirmi oranında borç alabildiklerini düşünebiliyor muşunu? Eğer mali kıskaçtaki ülke daha fazla borç isterse Fransa’nın vetosuyla da karşılaşabiliyormuş. Fransa ise aldığı bu parayı sömürge döneminde işgal altına tuttuğu ülkelere inşa ettiği binalar ve altyapılar karşılığında aldığını savunuyormuş.

 

Vicdan muhasebesi

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin mimarı Fransa! Bu bildirinin kaleme alındığı tarih, sömürgeciliğin hüküm sürdüğü yüzyılın içindedir. Vicdan sahibi birileri çıkmış, insan hakları diye bir şey olduğunu ve saygı duyulması gerektiğini tüm dünyaya duyurmuş. Oysa insan hakları, bugün “Fransa’nın alacaklarında haklılık” olarak karşımıza çıkıyor.

 

Fransa neden Suriye’ye ilgi duyuyor?

Elbette ve öncelikle bu bölgeden çıkarları vardır. Gelecek nesiller, 30-40 yıl sonra nedenlerini kitaplarda okuyacaktır. ABD, Suriye’den çekileceğini açıklayınca ilk sesini çıkaran ülkenin Fransa olması dikkat çekicidir.

Türkiye’nin PKK zulmüne karşı büyük mücadeleler verdiği 1990’lı yıllarda özellikle Bn. Mitterand PKK’lılara hâmilik yapmıştı. Fransa el altından terör örgütünü destekliyordu. ABD’nin çekilmesinden sonra ne yapacaklarını şaşıran ve endişeye kapılan PKK ve PYD’liler, ABD’ye lânetler okuyarak yine Fransa’ya koştular. Fransa, Suriye topraklarında yalnız olmayacaktır.

Diğer yandan Afrika ülkeleri uyanmış, Afrika kaynakları tükenmeye yüz tutmuştur. Tükenen kaynaklar nedeniyle halkına refah sağlayamayan Fransa, çalkantılı günler geçirmeye ve sokak savaşları yaşamaya başlamıştır.

Sarkozy saplantısı şeklinde ortaya çıkan Türkiye’nin AB’ye üyeliğine karşı olmak fikri, Fransa’nın dilinden düşürmediği bir parolaydı adeta… Korkarım yarın Fransız liderlerde AB’den çıkma fikri yeşerirse yanında yine Türkiye’yi bulacaktır. Şimdilik Akdeniz Birliği projesini kendisine saklasın. Fransız halkı da şunu bilsin ki, son dönemde seçtikleri liderler, Fransa’yı iyi yönetememektedir.

Bu yazıyı tabii ki bir düşmanlığı körüklemek veya bir devleti kötülemek amacıyla yazmadım.  Ancak “devlet politikası” denen olgunun ne kadar köklü ve istikrarlı olduğunu vurgulamak için dikkatlerinize sunmaya çalıştım.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam