SON DAKİKA
reklam
reklam

Farklı Yüzleriyle İSTANBUL

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 2 Ocak 2019, Çarşamba - 10:01   Okunma Sayısı:

 İstanbul’un arkeolojik bulgu ve yapı kalıntıları Antikçağ’a kadar iner. 18’inci yy’a kadar büyük ölçüde sur içinde yoğunlaşan mimari eserler bu tarihten itibaren Boğaz kıyılarına doğru yayılmıştır.

Uzun süre Topkapı Sarayı’nda yaşayan Osmanlı sultanları Kâğıthane, Üsküdar ve Ihlamur gibi semtlerde köşkler yaptırmışlardır. 19 yy ortalarına doğru İstanbul’da oturan Avrupalıların tercih ettikleri Boğaziçi, sultanların da dikkatini çekmiştir.

1850’de Abdülmecid’in eski sarayı terk etmesiyle Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi sarayları, arkasından sadrazam, vezir, nazır ve varlıklı kişilerin sahilhaneleri ve kıyı camileri kıyı boyunca yer almaya başladı…

Sözü burada kesiyorum. Kültür derinliği olan böylesi bir şehrin çirkinliklerinden söz edeceğim şimdi…

Belki bazılarımız tarafından ayıp karşılanıyor, bazılarımız tarafından da çaresizlik nedeniyle ekmek kapısı olarak görülüyor. Ancak bir gerçek var ki, insanımız genellikle mahzun, boynu bükük ve hep birilerinin elinden tutmasını isteyen tavır içindedir.

Hepimiz dilenenleri görüyoruz. Kimi ayağı kopuk kolu sakat, kimi âmâ kimi çolak… Ya küçük çocuğunu emzirme kisvesi altında göğsünü sergileyenlere ne dersiniz? Gençler bu manzarayı hiç kaçırmıyor… Geçtikten sonra ileriden dönüp bir daha kadının önünden geçiyor. Hatta eğilerek para bile veriyor.

Dilenmenin başka versiyonları da var. Özellikle trenlerde cep telefonuyla konuşarak çocuğunun ameliyattan sonra masraflarının ödenmemesi nedeniyle hastaneden çıkarılmadığını ve rehin alındığını söyleyerek ağlayan tipler, tam bir duygu sömürüsü yapıyorlar. Yolcular arasında ana baba olanların merhamet duyguları kabarıyor, trenden inince yanına giderek para verip teskin etmeye çalışıyorlar.

Anadolu’dan iş bulmak düşüncesiyle geldikleri halde geriye dönecek paraları olmadığını söyleyenler, vapura yetişecekmiş de parası eksik çıkmış gibi yol parası temin etmeye yönelenler,  sadece “iki liranız var mı?” diyerek çorba parası isteyen tinerciler…

Çocuğunun hastalığı için para toplamaya, okulda okuyan kardeşinin masraflarını karşılamaya, şimdi moda olan “açız” yazılı kartonla sosyal bir yarayı merhametinize sunmaya çalışanlar var… Evet, nice insan var bu şehirde geçimini böyle idame ettirmeye çalışan.

Bütün bu dilenme şekillerine rağmen gözleri görmese de ayakta mendil satan kadın ve erkek yaşlılar da var tabii ki. Alın teri sarf etmeden kazanmayı kabul etmiyor, dilenmeyi gururuna yediremiyorlar.

Bayramdan önce ve bayram süresince merhamet istismarına yönelen bu insanları belki daha fazla gördük. “Ben iyi niyetle veriyorum. Allah bilsin” diye para vermek, onların sadece sayılarını arttırıyor. İstanbul, dilenciler şehri olmamalıdır...

Yaptığınız yardımların gerçek anlamda yerine ulaşmış olması dileğiyle!

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam