Son yıllarda sözleri ve şiirleri en çok paylaşılan edebiyatçılarımızdan birisi de ölüm yıl dönümü vesilesiyle andığımız Cemal Süreya. 1931 ile 1990 arasındaki 59 yıllık ömrüne çok önemli kitaplar sığdıran Süreya Behzat Ay’a verdiği bir röportajda edebiyata başlama öyküsünü şu sözlerle ifade ediyor. “Bu konuda pek belirli bir şey söyleyemeyeceğim. Bir yazgı oldu benim için. Küçük yaşlardan beri büyük bir okuma tutkusu içerisindeyim. Ancak yönsüz bir tutkuydu bu. Ne bulursam okuyordum, genellikle de vakit geçirmek için okuyordum. Öyle ki iyi kitapları, yazmaya başladıktan sonra okumaya geçtiğimi söyleyebilirim. edebiyatla ciddi olarak lise sonda, özellikle de üniversite öğrencilik yıllarımda ilgilenmeye başladım. Yine de daha ilkokulda ileride bir yazar olma özlemi, hatta sanki güveni vardı içimde. Boş bir güven elbet. Çünkü uzun yıllar yaşamın gerektirdiği kitapları okuyamamıştım. Sanırım bizim kuşakta çok yazarın yetişme yılları böyle geçmiştir.” Cemal Süreya’nın yaşam öyküsü 1931’in içinde o zamanlar Tunceli'ye bağlı olan, şimdi ise Erzincan sınırlarına dahil olan, Pülümür’de başlıyor. 1937 38’de Dersim İsyanı olarak da adlandırılan olaylar onun da ailesini etkiliyor ve doğduğu toprakları ailesiyle beraber terk ediyorlar. Annesi dördüncü çocuklarını doğururken vefat ediyor. Çocuklara babaanneleri bakıyor ve küçük yaşta olan Cemal Süreya, Beyoğlu 37. İlkokula gitmek üzere İstanbul’a amcalarının yanına yollanıyor. Cemal Süreya bu yılları Zeynep Oral’ın 1983 tarihinde Sanat Dergisi için yaptığı söyleşisinde şu sözlerle anlatıyor; “Birden yoksullaştık. Babam şoförlük yapıyordu. Bu arada belirteyim, Türkiye’de en genç yaşta Sansaryan Han’a düşen yazar benim. 9-10 yaşlarındaydım. Babam istanbul’a gelmişti. Oysa Bilecik’ten ayrılması yasaktı. Bir gece yakalandı, önce karakola sonra geri Bilecik’e yollandık.” “Altı yıl evlenmeyen babam, sonunda evlenmek zorunda kaldı. Babaanne, bize bakamaz olmuştu, istanbul’a yazıp, bir kız istedi. Cevapta Refika hanım önerildi. Babam ‘O çok şişman çamaşır yıkayamaz. Esma’nım olsa’ dedi. — Anlaşılan gözü ondaydı. Amcalardan yanıt geldi ‘O size uygun değildir’ diye. Yine de bir gün yenge Esma’yı getirdi. Esma ilk gün çamaşır yıkadı, ikinci gün babamla kavga etti, üçüncü gün eve yerleşti. Ben babam evlensin isterdim hep. Evde bir kadın dolansın, anne diyelim. Ama bütün bunları babaya söyleyemezdim. Babama hiçbir şey söyleyemezdim, beş kuruş para isteyemezdim… Sonunda babam iki kez evlendi, önce Esma, sonra Refika’yla. Esma çok kötü çıktı. Kardeşlerime işkenceli bir çocukluk yaşattı, örneğin saçlarından tutup kuyuya sarkıtırdı. Bu yüzden kız kardeşlerimin saçları gür değildir.” “Ben mi? Ben, evden kaçmak için, gizlice parasız yatılı sınavına girdim. Bilecik Ortaokulu için. Gizlice, çünkü babam yoksuldu ama belli etmek istemezdi. Sınavı kazandım. Zaten ömrümce parasız yatılı okudum. Ben oradan, o evden kaçtım ama, kardeşlerimin derdi hep içimdeydi. Bir gün —lisede, Haydarpaşa’daydım— Bilecik’e kardeşlerimi görmeye gittim. Gece vardım. Eve gitmeye çekindim. Cebimde bir lira vardı. Bir barda kaldım. Yorganın üzerine kar yağıyordu. Sabahı bekledim. ..
(Devamı yarın)