Rusya’nın teklifi
ABD Dışişleri Bakanı’nın Suriye’nin elindeki kimyasal silahları BM’ye teslim etme önerisi, Rusya Dışişleri Bakanı tarafından Suriye rejimine iletilmiş, Esad yönetimi de mal bulmuş mağribi gibi teklifin üzerine atlamıştı. Peki, bundan sonra neler oldu?
Tıpkı Irak yönetiminin yaptığı gibi “teslim ediyoruz, edeceğiz” oyalamalarıyla süreç uzatıldı. Akdeniz’de gemiler hareketlendi, Türkiye sınırında intikaller yoğunlaştı. Bağırtı çağırtılar arttı. Suriye savaşa karşı olduğunu belirterek çocukların acıklı görüntülerini yayımladı ve dünya kamuoyunda kendisine taraftar bulmaya çalıştı.
ABD’nin tutumu
ABD gibi güçlü ve zengin bir ülke bile birtakım hesaplar, görüşme ve danışmalar yapar ve ulusal çıkarlarını gözetirken hatta Almanya savaş istemediğini açıkça belirtti ve biz “savaşı tercih eden taraf” durumuna düşmeyeceğiz” dedi.
Şartlar gelişti. Kimyasal nitelikli silah ve bombalar Akdeniz’in bilmem hangi köşesinde imha edildi. IŞİD diye bir örgüt türetildi. Suriye’nin karıştırılmak istendiği ve müdahale sırasının kendisine geldiği belli edildi.
İnsan haklarının zedelendiği o ülkeye demokrasi getireceği iddiasını diline dolayanlar, şu kadar kişinin ölme ihtimali var gibi bir düşünceyi göz ardı ederek bombalarını hazırladılar. Gözü kara olan bu egemen güçler, kendi menfaatleri için bilmem kaç kilotonluk bombayı bir çırpıda gökyüzünden gönderivereceklerdi.
Suriye’nin durumu
Halkına karşı en ağır bombaları kullanan, yaralanma ve ölümlere sebep olan bir lidere sahip… Batı’ya karşı durmak adına Rusya’ya topraklarını açmış, üsler vermiş. Ülke borç batağında, halkı, başta Türkiye olmak üzere Avrupa ve ABD yollarına düşmüş. Ağır göç sorunları insanları canından bezdirmiş, dilenir hale getirmiş.
Hesap soruldu mu?
Zehirli gazları üretip Suriye’ye satarak milyonlarca doları halkının refahı için harcayan ülkeler sorgulandı mı? Onlara uygulanacak bir yaptırım şekli belirlendi mi? Kocaman bir hayır… Ayrıca kimyasal silahların Suriye’den taşınması, imha edilmesi, çözündürme veya dönüştürülmesi için gerekli masrafları kim karşılamıştır?
BM’nin, kimyasal silahların üretimi, denetimi ve uygulanacak yaptırımlar konusunda yetersiz kaldığı bir kez daha görüldü. Kimyasal silah veya gaz üretiminin önlenmesi için etkin tedbirler alınmadı
Belki de basit kimyasal işlemlerle yoğunluğu düşürülerek ya da dönüşüme tabi tutularak daha az zarar verici hale getirildikten sonra Suriye’de veya Irak’ın bir yerlerinde kullanıldı. Günümüzde dünya ordularının çoğunun kadrosunda, bu nevi gazlar ve bu gazların panzehiri olan malzemeler (gaz maskeleri, dekontaminasyon tesisleri ve aygıtlar, elbiseler vb) bulunmaktadır.
Üretici firmalar Batı kaynaklıdır. Bu şirketlerin de kapatılması gerekir. Hemen karşımıza ‘o kadar insan nereden ekmek yiyecek’ şeklinde bir ekonomik tablo çıkarılacaktır.
Türkiye’nin durumu
Türkiye olarak, kuzeyimizden nükleer başlıklı balistik füzelerle nükleer (N), doğumuzdan ve güneyimizden uzun menzilli füzelerle tehdit altına girmiştik. Önceki yıllarda böceklerle, kenelerle, tavuk gripleriyle uğraştık. Belki de bir biyolojik (B) savaşın içine çekilmek istenmiştik. 1990’lı yıllardan itibaren güney komşularının kendi halklarına karşı kullandıkları kimyasal (C) silah saldırılarına tanıklık etmiş ve ağır maliyetli tedbirler almak zorunda kalmıştık.
Sonuçta ne oldu?
Suriyeli sığınmacılara ödenen paranın hesabı büyük rakamlara ulaşmıştı. Göç olayı zor koşullar altında devam ediyor, Türkiye ağır bir sorun yaşıyordu. Batılı dostlarımız (!), Türkiye’nin yaraları sarma çabalarına kulak vermiş; ama sonra dudak kıvırmışlardı…
Diplomasinin ve diyalogun sınırlarını geniş tutarak sonuna ve en ince ayrıntısına kadar haklarımızı kullanmayı ve beklentilerimizin karşılanmasını beklemeyi sürdürdük. Kimsenin umurunda değildi.
Suriye topraklarının kuzeyinde çatışmalar sürer ve çatışma alanları genişlerken müdahil olmamız gerekti. Motorlu ve zırhlı araçlarımızla bir miktar kara unsurumuz Suriye’ye girdi. Meydana gelen çarpışma, kaza ve hasarlarla cepanenin yaratacağı riskler işin cabasıydı…
Bu kadar masraf, ekonomimiz için tabii ki ağır bir maliyet oluşturuyordu… Ülkemizde üretilen ve sadece atılacak olan cepaneyle milyonlarca dolar ödeyerek dışarıdan aldığımız benzin yine zamlarla karşılanacaktı.
Kendi kamuoyunu ikna edemeyen, kendi parlamentosundan karar çıkaramayan ülkeler kenara çekildi. Batı’nın her zamanki taktiği “Eski tas eski hamam” şeklindeki uygulamaya devam edildi. I. Dünya Harbi yıllarında yaşadığımız mâkus talihi bir daha yaşamak istemiyoruz.