James Wan’ın yönettiği ve Jason Momoa, Amber Heard, Willem Dafoe, Dolph Lundgren,Nicole Kidman ile Patrick Wilson’un önemli rollerde gözüktükleri Aquaman bir süredir vizyonda sinema severlerle buluşmakta. Film, Arthur Curry’nin iki dünyayı birleştirme görevi hem inançlarının gücünü hem de cesaretini sınayacak büyük bir zorlukla, Atlantis ülkesinin uzun süredir kayıp olan Üç Çatallı Mızrağını ele geçirmekle başlıyor ve bundan sonraki süreçte Arthur’ın, Xebel okyanus krallığının prensesi olan ortağı Mera ile birlikte yürüttükleri karada ve denizdeki tehlikeli yolculuğu izliyoruz. Aquaman yani tam adıyla Arthur Curry, denizlerin hakimidir, Justice League’nin kurucu üyelerindendir, hatta filmde de anlatıldığı gibi Atlantis’in kralı olmayı başararak tacı giymiştir. Aquaman, ilk kez 1941’de More Fun Comics’in Kasım’da yayınlanan 73. Sayısında yayımlandı. Yaratıcılarından Paul Norris Sandman’in de çizeriyken Mort Weisinger de Süpermen’in editörlerindendi. Aquaman süper kahraman okurlarıyla 1941 yılında buluşmuş olsa da filmde anlatılan öykü yönetici yapımcı Geoff Johns’un yazdığı hikaye. Her iki hikaye de adı hikayelere konu olan ve popüler kültürde ikonik bir kıta haline gelen Atlantis kıtası. Atlantis efsanesi ilk olarak Platon’un eserlerinde geçmiş, M.Ö 9000 veya 9500 dolaylarında bir gecede suya gömüldüğüne inanılan efsanevi çok refah ve zenginlik içerisinde yaşadığı sanılan kayıp uygarlık ve kıtadan türetilmişir. Atlantis’in dünyanın ilk gelişmiş uygarlığı olduğu söylenir. Tezlere göte bu kıtadaki uygarlık güçlü ve zengin bir krallık ve inanılmaz bir teknolojiye sahip bir yapı; uzaya yolculuk edebilen otomobilleri ve denizaltıları vardır. Fakat bu kadar efsane olmasının nedeni, onun bir anda yok olmuş olmasıdır. Aynı Mu Kıtası gibi Atlantis kıtasının da çok entelektüel insanların yaşadığı ve çağın çok ilerisinde bir hayat sürdüklerine inanılır. Mu Kıtası teorisini ortaya atan İngiliz Albayı James Churchward’e göreyse Atlantis, Mu Kıtasının bir kolu ve devamıdır. İlk kez;Plüton'un kitaplarında yer alan kıtaya göre Atlantis, milattan önce 9000 li yıllarda Batı Avrupa'nın tamamına sahip olmuş ve feth etmiş bir uygarlıktır. Uygarlık sonunda Atina'yı fethetmeye kalkmış, Tanrıların gazabına uğrayarak bir gecede suya gömülmüştür. Platon’un tasviri, kıtayla ilgili modern tasvirlerinden oldukça farklıdır. Günümüzde bilenen kayıp kıta efsanesi, barışçıl bir ütopyadır. Platon’un diyaloglarında teknolojik olarak gelişmiş fakat ahlak açısından çökmüş bir toplum olarak tasvir edilmiştir. Atlantis daha Sonraları da Sokrates gibi bazen düşünürlerin yazılarında geçmiş, Mısır rahiplerinin öğretilerinde de yer bulmuştur. Onların öğretilerinde ve bölgelerinde de Atlantis geçmektedir. Ünlü Amerikalı yazar Ignatius Donelly’nin Atlantis hakkındaki tasvir ve düşünceleri ise Platon’dan çok da farklı değil; zira yazar eski Mısır uygarlığının temelinin Atlantis uygarlığı olduğunu savunuyor. Donelly’nin Atlantis hakkındaki tasvir ve düşüncelerini maddeler halinde sıraladığımızda şu sonuçlar çıkıyor; 1- Geçmişte yaşamış tüm büyük uygarlıklar, geçmişte yaşamış uygarlıklardan bir şeyler öğrenmişlerdir. Ve öğrendikleri şeyler Atlantis’den gelmektedir. En eski kolonisi Mısır‘dır. Mısır, tüm gelişmelerini Atlantis’ten miras kalan bilgisine borçludur.
(Devamı yarın)