21 Ocak 2019 Pazartesi
Saat 13.30... Sabahki havaya göre ısı düşmüş durumda. Hava puslu. Karaköy'den Eminönü'ne geçiyorum. Galata Köprüsü'nün üzerinde balıkçılar, oltaları ellerinde ve çoğunun ağzında sigara... Cepte para olmasa da o sigarayı içecek. Oltayı atıp dakikalarca beklemenin strese sebep olduğu belli…
Gerek sigarayı yercesine ve sonuna kadar içmesinden gerekse yakaladığı balığı adeta beklemenin hıncını alırcasına oltadan çıkartmasından. Tabii küfürsüz olur mu hiç?
1.Biraz daha yürüyünce balık tutan bir Suriyeli’ye rast geldim. Yalan yanlış da olsa mevsimlere göre Boğaz’ın balık çeşitlerini anlatıyor. Pes doğrusu, biz gidelim bu memleketten...
2. İncecik montuyla başına bere geçirmiş esmer tenli bir Suriyeli... Sigara içiyor. Onu izledim. Yanından geçen her 6-7 kişiden biri ondan sigarasını isteyerek kendi sigarasını yakıyor. Aslında “ayaklı mangal” görevi görüyor. Bir kazancı var mı derseniz, sigarasını yaktığı her kişiden sigara dileniyor.
3. Galata Köprüsü’nün Eminönü ayağı... Merdivenlerde oturan çocuklar bir teneke kutu içinde ateş yakmışlar. İs, her tarafa saçılıyor. İçlerinden birisi, gelen geçen kız ve hanımlara "gelin ısının" diyor. Buraya kadar olan şeyler güzel… Peki sonrası? Isınanlar ayrılırken çocuklar para istiyorlar. Alana kadar da işin tadını kaçırıyorlar.
4. İstanbul denince akla güvercin ve martılar geliyor. Yaşlı bir adamcağız küçük bir teneke kutu kapağıyla Taksim Meydanı’nda gezenlere seslenerek kuşlara yem atmalarını istiyor. İyi niyetle alan yandı demektir. Adam ederinden fazla para istiyor ve işi tatsızlığa vardırıyor.
5. Trendeyim. Elimdeki Yunanca gazeteyi okumaya çalışıyorum. Yanımda oturan hanım, bir ara gazeteye kilitlendi. Soru sormak için sabırsızlandığı belliydi. Dayanamadı sordu:
---Rusçanız iyi galiba?
---?
---Gazetenizi görünce sormak ihtiyacını duydum.
---Rusça değil efendim Yunanca.
---A öyle mi? Kiril alfabesi de zordur yani…(Hemen anladı Yunanca’nın Kiril alfabesiyle yazıldığını)
6. Bir büyük mağazanın asansöründeyim. Üst katlardan GİRİŞ’e iniyoruz. İçerisi tıklım tıklım dolu… Birinci katta duran asansörün kapısı açıldı. Yaşlı bir hanım:
---Bu aşağıya mı iniyor? Aşağıya iniş merdivenlerini bulamadım. Asansörü de çok aradım… Buna bineyim bari… İçeridekilerden bir bey:
---Hanımefendi, mağazalar asansör ve merdiven bölümlerini herkesin bulamayacağı yere yapıyor. İçeride daha çok kalsınlar, daha çok alış veriş yapsınlar diye…
Ahmaklık parayla mı?
Köpeğin ahmağı baklavadan pay umar
Eşeği düğüne çağırmışlar, ya odun eksik ya da su demiş.
Yengece niçin yan yan gidersin demişler, serde kabadayılık var demiş.
Cemil Meriç; “Avrupa yorgun bugün... İngiltere’yi, Almanya’yı, Fransa’yı dolaşın. Soluk soluğa insanlar göreceksiniz. Hiçbirinin yaşadığı anla ilgisi yok. Hepsi de adı bilinmeyen bir hayal peşinde. [Bir] Homeros, Dante…” (Bir Dünya’nın Eşiğinde, s.137) vs. unutulmuş derken Batı’nın kibirli şımarık zekâlarını artık bu beyinlerin doyuramadığını betimliyordu.