Müzeler, geçmiş ile aramızda bağ kuran, bizden önceki kültürlerin anlaşılmasında ve tanıtılmasında köprüler oluşturan açık alanlar veya kapalı mekânlardır. Yurdumuzda müzecilik anlayışı 19’uncu yüzyıl başlarından itibaren Ahmet Fethi Paşa ile başlamıştır. Cumhuriyet döneminde Topkapı Sarayı, Etnoğrafya ve Aya İrini müzeleri faaliyete geçirilmiştir.
Müze sayılabilecek yerler
Saraylar, kaleler, kiliseler, kuleler ve yer altı şehirleri gibi barınma amaçlı yerlerin çoğu bugün müzeye dönüştürülmüştür. Kışlalardan askeri nitelikte işlevini sürdüren sadece Selimiye Kışlası’dır. Kışlanın bir bölümü Florence Nightingale müzesi olarak ayrılmıştır.
Bu eserlerin çoğunun içinde geçtikleri dönem ve kültürlere ait buluntular, kullanım eşyaları, silahlar, erimeye yüz tutmuş giysiler, perdeler, kılıflar, çatlamış zeminli tablolar ve sararmış sayfalı kitaplar bulunmaktadır.
Halen yapılmakta olan kazı ve araştırmalar, çok eski olan insanlık tarihiyle ilgili şaşırtıcı bilgiler edinmemizi sağlamaktadır. İstanbul Boğazı’nda tüp geçit çalışmaları sırasında Bizans dönemine ait nice buluntular gün yüzüne çıkmakta ve müzelerde yerini almak üzere teknik işlem ve kayıtlarının bitmesini beklemektedir.
Müzelerin tanıtımı, içindeki eserlerin korunması ve başka yerlerde sergilenmesi hususlarında müze yetkililerinden Kültür Bakanlığına kadar her seviyede ilgi ve özen gösterildiğini biliyoruz. Bu kadar aktif çalışma içinde bazı istenmeyen durumlar da ortaya çıkabiliyor.
Müzelerin korunması
1970’li yılların başında Kültür Sarayı’nda oynanan bir piyes sırasında yangın çıkması nedeniyle IV. Murad’ın kaftanı ve ünlü İtalyan ressam tarafından yapılan tablosu, kılıcı, entarisi, Kösem Sultan’a gönderdiği bir ferman ve hattatlarından Hafız Mehmed’in eseri olan kıymetli bir Kur’an-ı Kerim’i yanmış, Bağdat Seferi’nde giydiği zırhı da hasar görmüştü. Önceki Cumhurbaşkanlarımızdan birinin müzeye bıraktığı madalya ve nişanları çalınmış, bazı müzelerimizde bulunan arkeolojik eserler yurt dışına kaçırılmıştı.
Olumsuzlukları gideren, daha iyi korunma sağlanan müzelerimizde bugüne kadar büyük ölçüde iyileştirme ve düzenlemeler olduğunu görmek memnuniyet vericidir. Esasen köklü tarihimiz ve zengin kültürümüz yine de insanımızdan yeterli ilgiyi göremiyor. Okuma özürlü ve duyarsız oluşumuz müze anlayışımıza da yansıyor. Örneğin; yurt dışında trafikte yapılmayacak bir hareketi ülkemizde yapabildiğimiz gibi o ülkenin müzesinde yapılmayacak bir hareketi de ülkemizde umursamazca yapabiliyoruz. (Kırmızı şeritlerle çevrili alanlara girmek, flaş kullanmak, müzedeki objelere el sürmek veya yerinden oynatmaya çalışmak gibi.)
Müze görevlileri
Buraya kadar yazdıklarım gezenlerin zayıf tarafları… Bir de müze görevlilerinin zafiyetleri var. Bazı görevlilerden bilgi isteseniz ya sonra anlatacağını söylediğine ya da isteksizliğine tanık olabilirsiniz. Yabancı dil bilgisinin yetersizliğinden dolayı turistlere bilgi veremeyen, gezi başlangıç saatinde dakik hareket edemediği gibi nedenini açıklamayıp özür dilemeyen, bir dönemi dini esaslarla anlatmaya çalışan kişilere de rastlamak mümkündür.
Halen yaşanan aksaklıklara gelince; İstanbul’da pek görülmemekle birlikte diğer il ve ilçelerimizdeki bazı müzelerde az sayıda lamba yakılmakta ve tasarruf amacıyla yapıldığı söylenmektedir. Ziyaretçilerin gezisi sırasında lambaların kısmen yakılması uygun değildir. Tuvalet sorunu, gerçekten milli mesele halini almıştır.
Tanıtıcı ve bilgilendirici broşürlerin yetersizliği, ahşap zemini korumak amacıyla üzerine serilen yırtık yaygı veya yolluklar, derme çatma levhalar çatlak ve boyasız duvarlar… Biraz daha genişletmek mümkün…
Bir de mevzuat hazretleri çıkar karşınıza… Örneğin; 1911 modeli kabloları erimiş telefonun resmini çekmek istersiniz. Görevli yanınıza gelir, önce yasak olduğunu söyler. İlk amirine birlikte gidersiniz, açıklama başlar. Maksadınızı ve kişisel bilgilerinizi içeren bir form doldurmanızı ve bu formu Ulaştırma ve Habercilik Bakanlığına göndereceklerini, müsaade ederlerse çekebileceğinizi öğrenirsiniz. Daha üst amire çıkarsanız konu daha da genişler, ilgili kanun maddelerini, süreçleri ve dünya müzelerindeki uygulamaları da dinlersiniz.
Öneriler
Her yıl tatile giren üniversitelerimizin tarih, sanat tarihi, arkeoloji bölümlerinde okuyan öğrencilerimizden yabancı dili iyi olanlar tespit edilir, kısa süreli bir oryantasyon eğitiminden geçirilerek ücreti mukabilinde müzelerde istihdam edilebilir. Miniatürk’te olduğu gibi jeton atılmak suretiyle her dilde anlatım yapan makineler konabilir.
Emekli tarih ve edebiyat öğretmenleri müzelerde görevlendirilebilir. Bazı tiyatro oyunlarının Anadolu müzelerinde öğrencilere sunulması bir başka seçenektir. Orta öğretim idarecileri, müzeye götürecekleri öğrencilere önceden anlatım görevi vermek suretiyle öğrencilerin de anlatımlara katılmalarını sağlayabilirler.
Heykel ve büstlerin üzerindeki dönemin kıyafet ve takıları, müzelerde tertiplenecek defilelerle mankenlerimiz tarafından sunulabilir, aynı döneme ait çalgı ve enstrümanlarla desteklenebilir. Anlatım göze hitapla güzelleşir. Kadını daha güzel yapan bakımı ve süslenmesi değil midir?
Son olarak bünyelerinde müze oluşturmuş ilgili Bakanlıkların çağımıza uygun olmayan yönetmelik maddelerini bir kez daha gözden geçirmelerini öneriyorum. Bir müzede flaşsız resim çekilmesine müsaade edilirken bir başkasında edilmiyor. Bir Batılı için veya bir turist için resim çekememek ne demek?
Londra’da II. Dünya Savaşı silah ve araçları müzesinde her türlü resmi çekebilen ben, Azerbaycan’da görev yaptığım yıllarda Bakü’deki opera binasının güzel görüntüsünü almak isterken Azeri polisin ikazına maruz kalmıştım. Eski Sovyet artığı düşüncelerden, gizlilikten, garip istihbarat anlayışından hâlâ kurtulamamışlardı.
Ülkemizde de müzelere bir standart getirilmelidir. Flaş patlamasıyla obje üzerinde hasar meydana gelebileceği düşünülüyor ve resim çekilmemesi isteniyorsa renkli baskılı broşürler dağıtılmalı veya ucuz fiyatla satılmalıdır. İstanbul’daki PTT müzesinde 1911 modeli telefonun resminin çekilmesinden basıma girecek bir kitap dışında başka ne gaye güdülebilir ki? Harbiye Askeri Müzesinde resim çekilmesi serbest PTT Müzesinde yasak ve bir sürü formalite…
Müze-kart uygulamasına devam edilmesini; ancak her yıl fiyat artırımı yapılmamasını ve Anadolu ilçelerinde okuyan öğrenciler için haftada bir gün müze müdürlerine konferans görevi verilmesini öneriyorum.