SON DAKİKA
reklam
reklam

Cuaron'un Roma'da Anlattıkları (I)

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 6 Şubat 2019, Çarşamba - 11:52   Okunma Sayısı:

İtalyan Yeni Gerçekçi Sinemasının kurucularından olan Federico Fellini 1972’de çektiği yaşadığı ülkenin en önemli şehirlerinden ve aynı zamanda başkenti de olan Roma’yı tarihi, geçmişi ve kültürü hakkında çok etkili bir analiz filmi olan Roma’sından tam 46 sene sonra(2018) günümüz sinemasının en etkili yönetmenlerinden Alfsono Cuaron Roma adında tam da günümüz sorunlarını 1970’ler Meksika’sı üzerinden işleyen Roma’yla sinemaseverleri etkiledi ve etkilemeye de devam edecek. Roma senaryosal olarak hem içten,hem de net bir anlatı diline sahip. Bu durumu filimin sinematografisinde de görüyoruz. Anlatılan konular ise evrensel! Birincisi; ataerkil bir ailede bir kızın (Cleo) hem ailesini ayakta tutma mücadelesine hem de kendisinin ayakta kalma mücadelesine şahit oluyoruz. Bu duruma dünyanın ve ülkemizin pek çok noktasında tanık olduğumuz için film bu yönüyle bir hayli evrensel bir konuya el atıyor. İkincisi; dünyanın neresinde olursak olalım çocuklarımızın dünyaları saf ve temiz duyguları içerirler. Roma tam da böyle bir kitleye de hitap ediyor ve çocuklarımızın gülüşlerinin her yerde aynı olduğunu etkili sahnelerle (mesela boğulma sahnesi ve sonrasında yaşananlar) işliyor. Üçüncüsü; Alfonso Cuaron’un hafıza ve bellek üzerine film boyunca gitmesi sadece kendi hikayesini anlatmasıyla açıklanamaz. Aslında hafızamız üzerinde olumlu ve olumsuz bir takım gelişmelerin yaşamımız boyunca etkisi vardır. Yönetmenin bütün filmlerinde görülen çocukluk travmalarının film boyunca da etkin bir işlevi olmakla beraber travmaların filmdeki temel hikayeyi oluşturduğunun altını çizmek gerekiyor. Roma aynı zamanda Pisko-Sinema anlayışının son yılardaki en başarılı örneklerinden ve bir yerde yönetmenin de otobiyografisi. Filmdeki dört kötü olayın ki; bunları izlememiş olan okuyucularımızın merak etmeleri bakımından anlatmasak da, yaşadığı kötü olayların baş karakteri psikolojik açıdan bariz bir biçimde etkilediği anlaşılıyor. Dördüncüsü; Alfonso Cuaron’un 1970’lerde anlattığı Meksika’nın Roma mahallesi adeta günümüz ekonomik ve soysal statüleri de birebir barındırıyor. Cleo ile ailesi fakir bir aileden gelirlerken, aynı zamanda hizmetçi bir ailedir ve sahipleri ne isterlerse onu yapmak durumundalardır. Yani film sınıfsal bir kavgayı da etkin bir ölçütte ele almaktadır. (Zengin –Yoksul sınıflar) Tabi bu kavga üzerinden filme başlı başına bir eleştiri getiren sosyolog Slavoj Zizek’in filmdeki mevcut iyilik imajını irdeleyen ve internette de yer alan incelemesini okuyucularımıza öneriyorum.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam