Kuruyan yaprağın düşüşünü izlerken ağacın ağlayabileceğini düşünüyor muyuz? Acaba ağaç kendisinden bir parça koptuğu için mi yoksa mevsim döneceği için mi ağlar? Çiseleyen yağmurda damla olup düşen habbeciği izleyen bulut, yoğunluğunu kaybedip bulut olmaktan sıyrılacağına üzülür mü yoksa yeryüzüne indirdiği rahmet toprağa fayda sağlıyor diye sevinir mi?
Gecenin, gündüz olabilmesi için ne sancılar yaşadığını, her yeni oluşumun bir sancı gerektirdiğini düşünebiliyor muyuz? Ömrü 24 saat olan kelebeğin yaşam savaşı vermek için kanat çırptığını izlerken yaşamanın önemini idrak ediyor muyuz? Bunlar tabiatın fıtratında olanlar.
Sosyal hayatta nasıl olabilir?
Bir büyüğümüzün tehdit dolu ifadelerle yüzüne bağırıyorsak gelecekte kendimize bağıracak birine zemin hazırlamış olmuyor muyuz? İpe sapa gelmez zanlarla bir kişi hakkında yanlış kanaate kapıldığımızı, o kişiyle aynı mekânda biraraya geldiğinizde soğuk davranmanızın onu üzdüğünü düşünüyor musunuz?
Bu düşünceleri bir kenara bırakalım biraz da başka tarafa yönelelim mi? Azerbaycan-Ermenistan arasında sürekli bir sürtüşme yaşanır. Görsel ve yazılı basında Karabağ ile haberler çıkar ve okuruz. Bu konuda ben de yazdım.
Bunları da düşünelim mi?
Okul durumunu söylemek istemiyorum ama yüksek tahsilli gençlerle konuşuyorum.
---Ermenistan ile Azerbaycan arasında bir Karabağ meselesi var. Karabağ tam olarak nerededir?
---Eski Yugoslavya’dan kopmuştur. Balkanlardadır. (Karadağ ile karıştırıyor herhalde) Bir başkası ise;
---Eski BDT üyesidir…
---Karabağ mı Karadağ mı?
---Abi burası bir yükseltili alan… dağ veya bağ fark etmiyor.
---Ermenilerle ne ilgisi var?
---Ermeniler her şeyden pay çıkarmaya çalışırlar… İşte algı, işte değerlendirme!
Trafik Canavarı fıkrası
İki adam ölür ve cennetin kapısına gelirler. Cennetin kapısında sorgu meleği ve diğer görevliler beklemektedir. Sorgu meleği ilk adama sorar:
---Hayatta iken ne iş yapardın?
---İmamdım, ömrümü Allah yoluna verdim, her gün dua ettim, insanlara yardım ettim, harama el uzatmadım, vaazlar verdim.
---Çok iyi. İmam Efendiyi cennetin kıyısında bir yere yerleştirin. İkinci adama sorar:
---Sen ne iş yapardın?
---İstanbul’da taksi şoförüydüm.
---Çok iyi, beyefendiyi de cennetin baş köşesine yerleştirin. İmam bunu duyunca öfkelenir:
---Olamaz! Bu işte bir yanlışlık olmalı. Nasıl oluyor da benim gibi ömrümü Allah'a adamış bir insana cennetin kıyısında bir yer gösterirken, bir taksi şoförünü baş köşeye yerleştiriyorsunuz? Melek gülerek:
---Bak oğlum, sen vaaz verirken herkes uyuyordu, bu adam araba kullanırken herkes dua ediyordu!
Gözden sürmeyi çekmek
Kasımpaşa’daki Haliç Tersanesi’nde “göz” adı verilen özel bölmelerde “sürme” denilen keresteler istiflenerek, muhafaza edilirmiş. Bütün tedbirlere rağmen zaman zaman açıkgöz ve becerikli hırsızlar tarafından sürmeler gözlerinden çalınırmış.
Günümüzde göz ve sürme kelimeleri bu anlamlarını yitirmiş olsalar da hâlâ “hırsızlıkta marifeti” ifade etmek için kullanılan deyim buradan gelmektedir.
Atlar üzerine
İki arkadaş atlar üzerine konuşuyorlardı. Atlardan anlayan biri:
---Atın dişisine kısrak, erkeğine aygır, yavrusuna tay denir, deyince öteki şaşırarak sorar:
---Ee hiç birine at denmez mi?