Dünya düşünceden daha hızlı hareket eder ama sadece düşünce dünyayı anlamlı kılar.
Jean Pierre Barbou
Bugün gelinen durumun kökleri çok derinlerdedir. Türkler, Anadolu’ya girdikten sonra Doğu Anadolu’daki beylikler ve Selçuklular, Ermenilerle uyum içinde yaşamışlardır. Osmanlı Beyliği’nin kurulmasından sonra Fatih döneminden II. Mahmut’a kadar geçen 350 yıllık süre içinde Hristiyanların ve Ermenilerin dini işlerine karışılmadığı gibi Ermeni okullarının açılması sağlanmış, özellikle Ermeni gençleri Avrupa’ya eğitim için gönderilmişlerdir.
Daha III. Mustafa devrinden itibaren Hazine-i Hassa ve Darphane sarraflığı Ermeni Duzoğulları’na verilmiş, Duzoğulları ailesi bu sarraflığı 100 yıla yakın süre sürdürmüştür. 1839 Tanzimat Fermanı ile birlikte Ermeniler devlet hizmetine girmeye başlamışlardır.
19’uncu yüzyıl sonlarına doğru
1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nde yenilen Osmanlı Devleti, Rusya’ya 35 milyon altın savaş tazminatı ödemeye mahkûm edilince, Düyun-u Umumiye vasıtasıyla borçlarını tahsil edemeyen İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’nden borçlarını zaten zor tahsil edebildiklerini, bir de Rusya’ya tazminat ödenmesi halinde hiç tahsil edemeyeceklerini düşünerek yeniden görüşme başlattılar.
Bu kez Yeşilköy (Ayastefanos) Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin karşısına Ermeni azınlıklarla ilgili konuları koydular. 3 Mart 1878 tarihi, Ermenilerin politik eylemleri için bir dönüm noktası olmuştur. Gelişmeleri izleyen İngiltere, Rusya’nın bölgede nüfuz sahibi olacağı ve yayılmacı politika güttüğü hissine kapılarak 4 Haziran 1878’de Osmanlı Devleti ile bir savunma anlaşması yapmış, Hristiyan uyrukluların daha iyi yönetilmesi için ıslahat yapmayı ve Kıbrıs’ı kendi idaresi altına alarak burada askeri kuvvet bulundurmayı garantilemiştir.1
Oysa o yıllarda Osmanlı Devleti’nin Ermenilerle bir sorunu yoktur. 1893 yılına ait Sicil-i Ahval-i Umumiye Defteri kayıtlarında Düyun-u Umumiye İdaresi’nde 64 Ermeni memurun çalıştığı görülmektedir.2
Osmanlı Bankası baskını
26 Ağustos 1896’da Galata’da bulunan Osmanlı Bankası, Ermeni komitacılar tarafından basılmıştır. II. Abdülhamit, 1896 ortalarında Ermeni ayaklanmalarına son vermek amacıyla Patrikhane ve komitacı Ermenilerle görüşmeyi denemiştir.
Taşnaksutyun Komitesi, ültimatom havasıyla hareket edince görüşmeler kesilmiştir.3 Osmanlı Bankası baskınından bir süre sonra Osmanlı Hükümeti, kendi sınırları içinde bulunan malî birimlerdeki Ermeni çalışanların genel dökümünün çıkartılmasını istemiştir.
Bankanın basılmasıyla bir bağlantısı olmayan bu istek, hiçbir zaman görevden alma, başka yere verme, sürgün veya başka yolla cezalandırmaya dönüşmediği gibi banka görevlileri daha sonra uygulanan “Tehcir”e de tabi tutulmamışlardır.
Malî birimlerde ve Düyun-u Umumiye’de çalışan Ermeniler, Osmanlı menfaatlerini titizlikle gözetmişler, karşılığında Osmanî ve Mecidî nişanları ile ödüllendirilmişlerdir.
Bakanlıklar
Osmanlı hükümeti, Maliye Bakanlığı ve bu bakanlığın müsteşarlıklarının yanında Dışişleri, PTT ve Bayındırlık Bakanlıklarında da 20’nci yüzyıl boyunca Ermenilere görevler vermiştir. (Agop Kazazyan Maliye Bakanı, Bedros Hallacyan ve Kirkor Agaton Bayındırlık Bakanları, Garabet Artin PTT Bakanı ve 1912 Balkan Harbi sırasında Gabriel Noradunkyan Dışişleri Bakanı)
Dış temsilciliklerimizden Viyana, Berlin, Brüksel, Londra, Lahey ve Roma Büyükelçiliklerinde ve birçok Konsoloslukta Ermeniler görevlendirilmişlerdir. Osmanlı Devleti Ermeniler için “Millet-i Sadıka” sıfatını kullanmıştır.
21 Temmuz 1905 günü II. Abdülhamit’e suikast girişiminde bulunan Ermeni komitacılardan Edward Joris ismindeki kişi idama mahkûm edilmiş, daha sonra Padişah’ın affına uğramış, kendisine özel hizmet verilmiştir.4
Millet-i Sadıka
Şimdiye kadar yazılanlar, Ermenilere değer verildiğini, sevgi ve şefkatle yaklaşıldığını göstermektedir. Peki, ne oldu da “Millet-i Sadıka”nın çocukları Osmanlı yönetimine cephe aldılar? Neden kopma noktasına geldiler? Zeytun, Maraş, Kayseri, Van, Bitlis, Muş ve Erzurum isyanları niye?
1912-1913 Balkan Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’na girmişti. Bu noktaya kadar tarihlerini kendileri yazan ve dinlerinin gereklerini yaşayan Ermenilerin önlerine artık başkalarının yazdığı senaryolar konacaktı.
İngiltere ve Fransa, Almanya’ya savaş açacak, Osmanlı Devleti taraf durumuna düşecek, Çanakkale, Filistin, Sina ve Irak cephelerine Kafkas cephesi de eklenecekti. Kuzeydoğu sınırına yakın oturan göçebe Kürtler ile Rus köylüler, zaman zaman sınırı geçerek arazi işgali ve hayvan hırsızlığı yapıyorlardı. Emperyal güçler Fransa ve İngiltere, kendi emellerini gerçekleştirmek uğruna Rusları kışkırttılar. 1 Kasım 1914 günü Rus Kafkas Ordusu ile Erivan Müfrezesi ile sınırı geçerek Çengel ve Diyadin istikametinde ilerlemeye başladılar. 5 (Devam edecek)
1 Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi, Ermeni Araştırmaları, Yrd. Doç. Dr. Erdoğan Keskinkılıç Sayı: 11, Sonbahar 2003
2 Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Askeri Tarih yayını, Belgelerle Ermeni Sorunu, Başbakanlık Basımevi, 1992, s: 46
3 a.g.e. s: 134
4 a.g.e. s: 128
5 I. Dünya Harbi’nde Türk Harbi, Kafkas Cephesi, Genelkurmay Basımevi, Yayın : 93/94, 1993, C: 1 s: 102