Anadolu gazetesi yayın hayatını sürdürürken tanışmıştım Hayrettin ile. Gazetenin sahibi Necmi Sezen’in uygun görmesiyle yazmaya da başlamıştım. Yayın yönetmeni konumunda İsmet Akkoç bulunuyordu. Güzel bir aile ortamı oluşturmuştuk. Yazın sıcak günlerinde kendimizi serinletecek nice buluşlar peşindeydik. Keşif ve icatlar kitabı sanırım kıskançlığından çatlamıştır.
Sevgili Necmi, yurt ve ulus sevgisiyle bezenmiş, Atatürk sevgisiyle dopdolu bir insandır. Yiğit, gözüpek ve karakter sahibidir. Bir gün gazetelerde çıkan bir habere duyduğu infiali Yahya Kemal Beyatlı’nın dizeleriyle dile getirmişti:
“Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük
Budur âlemde, hudutsuz ve hazin öksüzlük”
O zaman Necmi’ye hak vermiş ve doğru kanaat edindiğime de sevinmiştim. Sevgili eşi de sonradan gazetede çalışmaya başlamıştı. Bu duyguları kendisine mal etmiş zarif bir hanımefendiydi.
Necmi’nin tespit ve teşhisleri her zaman doğru çıkmıştır. En kızgın zamanında en ciddi olayı bile gayet esprili şekilde yumuşatır, gazetesinde öyle aksettirirdi topluma. Araştırmacı gazeteci olmak yeterli olamazdı onun için. Bilgiler ilginç ve doğru olabilir; ama kalem ve dil bu özelliği uygun şekilde aksettiremiyorsa Necmi’nin eleğinden aşağıya düşmezdi.
Koşulların ağırlaşması onların gazeteyi terk etmelerine neden oldu. Öyle de olsa vefalı, dost kardeşimi zaman zaman aradım, hatırını sordum. Yeni yaşamlarında Sevgili Sezenlere engin sağlıklar diliyor, gönül dolusu muhabbetlerimi sunuyorum.
İsmet Akkoç ile halen aynı kulvarda
Sevgili İsmet ile de gazeteye intisap edince tanışmış, arkadaş olmuştum. Halen çalışmalarımızı müşterek olarak sürdürüyoruz. Çalışkan, haksızlığa asla tahammülü olmayan, dürüst bir insandır… İsmet’e ve Hayrettin’e sigarayı bıraktıramadım. Bu konuyu açtığım bir gün şunu anlatmıştı:
---Sigara içen insanın evine hırsız girmez; çünkü gece öksürür,
Sigara içen insanı köpek ısırmaz; çünkü baston taşır,
Sigara içen insan yaşlanmaz; çünkü erken ölür.
İsmetçim, seni anlıyorum. Mutlaka sigaranın faziletlerini öne çıkarmaya çalışıyorsun; ama ne olur bir kez de beni dinle!
Hayrettin’e gelince
İyi bir dost olmanın ötesinde zekâsının kıvraklığı ve hazırcevaplığıyla galiba bizlerden bir adım önde. Şimdilerde haftada bir de olsa görüşüyoruz. Her görüşmemiz de bir yazıya konu oluyor.
… Dışarıda kar atıştırmaya başlamıştı. Saat 15.30 itibariyle kamu kurumlarında mesainin bitirileceği duyuruluyordu. Evdeyim, Hayrettin’i aradım, ona biraz sataşmam lâzım. Konuşturmalıyım onu… Ne güzel sözler ve cevaplar çıkar ondan.
---Gazetedeysen yanına geleyim.
---Yok, evdeyim.
---Gazetenin binasını çalarlarsa ne olacak?
---Çalmazlar, orada bizden olanlar var.
---Sen yaşlısın. Onun için gidememişsindir. Benim gibi genç olsana!
---Yok yav! Yaşlılar için özel gündür bugün. Evde oturacaklar.
** ** **
Bu kadar iyi bir insan nasıl bu kadar sakin olabiliyor? Bu onun en büyük özelliği… Konuşuyoruz yine.
---Hayrettincim, şu geçmiş yıllara ait anıların bi’ toparla da yazalım.
---Ben de düşünüyorum bunu.
---Ne düşünüyorsun o zaman? Elini tutan mı var?
---Eldiven var.
** ** **
Hava şartları hepimizi etkiliyor. Hayrettin’e bir uyarıda bulunayım dedim.
---Aman dışarıya çıktığında dikkat et! Düşer bir yerini sakatlarsın. Geçen sefer düştüğünde genç çocuklar yardımına gelmişlerdi. Düştüğüne üzülmediğini, çocukların sana “amca” diye hitap ettikleri için üzüldüğünü söylemiştin.
---Valla bu sefer “amca” hitabına da razıyım. Ergenlikten yeni çıkma birisi az önce “dede” diye hitap etti.
** ** **
Sıkıntılı zamanlarımızı aydınlığa çevirmesini, gazetedeki faaliyetleri imece usulüyle hafifletmesini ve bira sofralarını paylaşmasını bildik. Espri yapmanın kolaylığını bilsek de fikir üretmenin zorluğunu öğrendik.
Para harcamasını bilsek de para kazanmanın hiç de kolay olmadığını anladık. Yeri geldi cebimizdekini paylaştık, yeri geldi soframızdakini bölüştük. Sizlere engin sağlıklar dilerim değerli arkadaşlarım…