SON DAKİKA
reklam
reklam

AB içinde yaşananlar

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 20 Şubat 2019, Çarşamba - 10:16   Okunma Sayısı:

Almanya’nın birleşmesini bir kenara koyarsak, çok değil sadece son altı ay içerisinde AB’de yaşananlara göz atacak olursak ilginç veriler elde edebiliriz. Aslında Avrupa’daki her topluluk, unsur veya millet, sahip olduğu değer ve zenginlik ve ekonomik değerlerini birleştirmeyi ve birlikte yaşamayı düşünmüşlerdir.

Böylece oluşan Avrupa Birliği (AB), etrafına da umut vermeye başlamıştır. Hal böyle bile olsa zaman zaman çatlak sesler çıkmakta, birbirine sınırdaş olan ülkelerde hırıltılar duyulmaktadır. Özellikle insan hakları ve özgürlükler bazında gerçekten ileri seviyelere ulaşmış olan ve bizim de benimsediğimiz AB kriterlerinin, AB ülkelerindeki bazı devlet adamları, kişiler, liderler ve parti başkanlarının hoşuna gitmediği de malumdur.

 

İtalyan siyasetçiden nağmeler

Geçen yıl 4 Mart’taki genel seçimler öncesi şubat ayı kampanyalarında İtalyan Matteo Salvini, yaptığı bir açıklamada,

"Yasa dışı camileri kapatacağız. Bu camileri kimin finanse ettiğini, arkasında kimin olduğunu, paranın nereden geldiğini, kimin ne vaaz verdiğini bilmek istiyorum" demişti. Geçmişte sıklıkla Avrupa’nın "İslamlaşması" ve "işgali" tehditlerinden de söz eden Salvini, başka bir açıklamasında da,

"Burada mesele İslam'ın, Muhammed'in söylediklerinin harfi harfine uygulanmasının bizim anayasamızla, değerlerimizle, özgürlüklerimizle uyumlu olup olmadığıdır. Bundan şüpheliyim" ifadelerini kullanmış,  İtalya'daki Müslüman cemaatleri de bu sözlere tepki göstermişti.

Avusturya'daki cami kapatma ve imamları sınır dışı etme kararıyla ilgili bir haberi de Twitter’da paylaşan Salvini, habere yorum olarak,

"İnanç özgürlüğüne inanıyorum ama radikal dinciliğe inanmıyorum. İnancını, bir ülkenin güvenliğini riske atacak şekilde kullananlar uzaklaştırılmalıdır" diye yazmıştı.

 

Belçika’dan örnekler

Avrupa Birliği (AB) Polis Teşkilatı’nın (Europol) yıllık raporunda, giderek artan aşırı sağ şiddete örnek gösterilen 'Schild & Vriendin' adlı örgütün silahlandığı basına yansımış, Belçika Savcılığı'nın emriyle özellikle üniversite gençliğini hedef alan örgüte yönelik operasyonlar başlatılmıştı.

Geçen yıl 14 Ekim’de yapılan yerel seçimlerde, aşırı sağcı örgüt üyelerinin N-VA listelerinden aday olduğu ortaya çıkınca tartışmalar başlamıştı. Hükümet ortağı partinin listelerinde Schild & Vriendin üyesi beş adayın bulunduğu belirlenmişti. Aşırı sağcı örgüt, bu yılın başında solcu sendika ve örgütlerin eylemine yönelik faaliyet ve saldırılarıyla gündeme gelmişti.

Bizim için o kadar önemli olmasa da bu gelişmelerin Belçika için önem arz edeceği ortadadır. Belçika üç bölgeye bölünmüş federal bir devlettir.  Kuzeyde Hollandaca konuşulan Flaman bölgesi, güneyde Fransızca konuşulan Valon bölgesi ve Fransızların ve Hollandalıların resmi statü içinde bulundukları başkent Brüksel bölgesi, bugünkü siyasi yapıyı oluşturuyor.

 

Belçika’nın yapısı

Belçika’nın bugün sahip olduğu topraklar, geçmişte çeşitli devletlerin cirit attığı yerlerdir. İspanya ve Avusturya egemenliklerinin ardından Napolyon liderliğindeki Fransa’nın hâkimiyeti altına girmiştir.

Waterloo Savaşı’ndan sonra Fransa’nın çekilmesiyle Hollanda Krallığı’nın egemenliği başlamıştır. Ancak 1830’dan itibaren Belçika, ulus-devlet olabilmiştir. Flaman-Valon çekişmesi bu dönemden itibaren başlamaktadır. Flamanlar %58’lik bölümü oluştururken ayrılık isteklerini sürekli tekrarlamaktadırlar. Valonlar %31 oranındadırlar. Her seçim zamanında milliyetçi söylemler, ırkçı sataşmalar görülebilmektedir.

İspanya

Bask milliyetçiliğinin etnik bir yapı olarak kendini göstermesiyle birlikte 1959 yılında ETA örgütü kurulmuştur. Bask Milliyetçi Partisi’nin (PNV) kurucusu olan Sabino Arana Bask milliyetçiliğinin temelini Bask ırkının korunması olarak ortaya koymuştur. Bununla beraber milliyetçiliğin yayılmasındaki asıl rolü Basklı din adamları oynamıştır.

 

Liderlerin ağırlığı

Bunların dışında İngiltere’de IRA, Fransa’da Korsika ve Avusturya’da aşırı sağcı partiler hep sorun teşkil etmektedir. Bu ülkelerdeki örgütlerin liderleri bir şekilde siyasi lider olarak seçiliyor ve sivriliyor. Her liderin yaptığı gibi öncelikle ağırlığını fanatikler üzerinde sürdürmekte ve başka milletleri, etnik unsurları kışkırtmakta veya küçük görmektedir.

AB içinde Irkçılık giderek güç kazanmakta ve yayılma eğilimi göstermektedir. Almanya’da özellikle Türklere karşı, Fransa’da ise Müslümanlara karşı mesafeli duruşlar ve zaman zaman eylemler söz konusudur. Başka örgütlerle yapılan ittifaklar bu yayılmada önemli aşamalardır. Özellikle Fransa ve Almanya’nın PKK terörüne karşı takındığı şefkatli (!) tavırlar bunun göstergesidir. Bir zamanlar Belçika, Danimarka ve Hollanda gibi ülkeler de bu desteği sağlamışlardır. AB ülkelerinden birisi bir diğerinin kuyruğuna basarsa birbirleriyle hemen sürtüşmeye girebilmektedirler. Ancak göz ardı edilmemesi gereken hemen de çözümleyebilmektedirler. Bizim üzerinde en çok duracağımız bu olmalıdır.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam