Bir cihan devleti olan ve 6 asır boyunca dünyada bir ağırlık merkezi olarak tarihe damga vuran Osmanlı Devleti üzerine yapılan çalışmalar son dönemde ağırlık kazandı. Peki bu kadar önemli bir devletin gündelik yaşamında neler vardı? Osmanlı dönemi, Türk’ün kültür, edebiyat ve bilim yönünden büyük gelişim gösterdiği zaman diliminin başını çekmiştir. Evet; yaşam tarzıyla, gelenekleriyle, müziğiyle, yönetim kabiliyetiyle tarihimizde çığır açan Osmanlı İmparatorluğu, günümüzde hala bazı örfünü, âdetlerini devam ediyor. Bu birlik, beraberlik ruhunu pekiştiriyor. Dayanışma ruhunu da artırıyor. Peki günümüze kadar uzanan bu adetlerimizin geçmişi nereye kadar uzanıyor ? Bu konuda yapılan çalışmaları sizler için derleyip özel bir yazıya dönüştürmenin daha doğru olduğuna inandım ve sizlerle paylaşıyorum. Keyifle okumanızı dilerim. Çorba dağıtımı alışkanlığı geçmişten geliyor: Osmanlı döneminde tasavvuf dergahlarında ve medreselerde 7/24 çorba hazır olurmuş ve medresenin görevlisi;( onlara da meydancı derler) kapıya çıkıp ''çorba var çorba'' diye bağırırlar, böylelikle sokaktaki aç insanlarda doyurulurmuş. Bugün bu adet pek çok yerde yaşatılıyor. Örneğin;Üsküdar Meydanında her gün çorba dağıtımı yapılmaktadır. Kuşlar için kap koyma; Her evin balkonunda, pervazında kuşların su içmesi için kap konurdu. hatta mimarîsinde özel suluk olan evler bile vardı. Yanına mısır ya da susam taneleri de konduğu oluyordu. Şimdiki gibi evlerin çatısına kuşları korkutmak için kartal ikonası falan konmuyordu. Kuşun o dönemde bereket getirdiğine inanılıyordu. Yine birçok yere de, mesela camilerin bahçelerine, kuşlar su içebilsin diye oluklar yapılırdı. Evler yapılırken güneş hassasiyeti ; Osmanlı döneminde evler, mümkün mertebe kıbleye dönük inşa edilirdi. Eğer ön kısmında boş arazi olan binaların dibine yeni bir yapı kondurulacaksa, önce o evin sahibinden helallik alınır; güneşini engellemeyecek şekilde yapılmasına özen gösterilirdi. Şimdiki gibi daha çok daire hırsıyla, insanların şifa kaynağı olan güneş engellenmezdi. Müzik ruhun ve aynı zamanda bedenin gıdası: Osmanlı’da sufî müzik ve su sesiyle tedavi tıpta yaygın olarak kullanılırdı. Ney, kudüm ve kanun sesi, aklî dengesini yitirmiş, psikolojik rahatsızlıkları olan hastaların iyileşmesini hızlandırdığı gibi, sağlıklı insanların da ruhen rahatlaması için bulunmaz bir nimetti. Bugün de bir tedavi yönetimi olarak müzikle terapi devam etmektedir. Ebru, Hat ve Çini sanatları çokça yapılmakta: Osmanlı döneminin en gözde olan sanatları olan ebru, hat & çini sanatları özellikle camilerde fazlaca kullanılırdı. Sosyal aktivite olarak özellikle bayanların en çok tercih ettiği sanatların başında gelirlerdi. Kahvehanelerin o dönemde işlevi : Kıraathaneler, bugünkü anlayıştan oldukça uzaktı. okey, tavla, pişti gibi oyunlar yerine daha çok cuma çıkışları erkeklerin sohbet ettikleri mekân olarak kullanıldığı gibi kıraat kelimesi “okumak” anlamına geldiği için “kıraathane” geleneği, Kur’an okunan yer olarak da kullanılıyordu. Bu yıllardaki mahalle kahveleri, günümüz kahvelerinden farklı olarak, ilmi, edebi konuşmaların, tarih sohbetlerinin yapıldığı ve hatta şiir ve manzumelerin okunduğu, hikâyelerin anlatıldığı, bilmeyenlerin, bilenlerden istifade ettiği yerlerdi. Dersaadet’in her mahallesinde o mahalle halkına özel kahveler bulunurdu. Bunun yanı sıra her mahallede gençlere özel kahveler de bulunurdu. Hamallar, seyisler, uşaklar kahvesi, arabacılar, ahçılar kahvesi gibi her sınıf ve meslek grubuna mahsus bu kahveler, işsiz olanların iş bulmak için bekledikleri kahvelerdi. Kahvenin sorumlusu, bir meslek erbabı geldiğinde bu gençleri seçer ve onlara kefil olurdu. İdareyi güçlendirmek için kazanılan üç önemli alışkanlık az yemek, az konuşmak ve az uyumak: Osmanlı döneminde padişahlar, önde gelen ulemalar, sanatçılar gibi ilim ehli insanlar, kalplerindeki iman gücünü keskinleştirmek, pekiştirmek adına tasavvufta bir nevi nefis eğitme yöntemi olan “çilehane” geleneğini sürdürürlerdi. kendilerini haftalarca, belki aylarca tek kişilik küçük bir odaya hapsederler, gün boyu ibadet ederlerdi. odada gün ışığını alabilecek kadar küçük bir delik bulunur ve açlıklarını giderecek miktarda yiyecek-içecek tüketirlerdi. Askıda ekmeğin mazisi bir hayli eskiye dayanıyor: Askıda ekmek özelliği. bir kişi fırında ekmek aldığında bir de fazlasını alıp askıya asarmış. ihtiyacı olanda gidip o askıdan alırmış. Günümüzde de süren Askıda Ekmek uygulamasının mazisi bir hayli eskidir. Sadaka Taşları : Sadaka taşları taş bloklardan oluşan, genellikle cami veya türbe köşelerinde bulunan, ortası çukur, bir buçuk-iki cm yüksekliğinde taşlardı. Bu taşlar Osmanlı’da sosyal dayanışmanın bir parçasıydı ve fakirlerin umut kapısıydı. Fakirler dilenmekten, zengin riya ve gösterişten çekindiği için sadakalarını bu taşlara koyar, fakir de gece vakti gelip ihtiyacı kadarını buradan alıp, geriye kalanını kendisi gibi bir başka fakire bırakırdı. Yani günümüzdeki gibi ‘Allah rızası için bir Sadaka’ diyenlere değil sadaka taşlarına sadakanızı veriyordunuz.
(Devamı yarın)