Bir Akdeniz akşamı sahilde
balık sofrasındayız İskenderun’da.
gezdiğim yerler ve nükteler
sohbeti süsler…
İskender zamanı
Arap, Bizans, Anadolu beylikleri
bezemenin benzemezi
sonra Osmanlı kellifellileri…
Kanuni kurdurmuş derbenti Belen’de
Kavalalı güruhu gelende
yeter demiş yerlileri
Akçay kayalığı…
dün gecenin fenerli avı, taze levreği
yöre mutfağının çıtır gevreği, semirseği
dostlarımızın ev paparası…
demleneceğiz, bozmazsa ahengimizi
Yarıkkaya fırtınası
Belen’den güneye uzanan sırtlar,
Samandağ deltasında son bulur
Kumullarla,
Asi’nin döküldüğü yerde
Sumrularla…
ortaya çıkarılmayı bekleyen
antik kent Selevkiye
ortaya çıkarılmaz hâlâ niye?
gündüz gezerken biz
sakin olan deniz
karanlığın çökmesiyle kudurur
dalgalar geceyi delercesine
heyecanlanır,
bir şeyler anlatmak istercesine…
nergis kokusu doldurur ciğerleri
Amanoslar, Anadolu’nun terası;
yaylaları, hayvancılık merası…
kaktüslü tepelerin aşağısında
Kırıkhan, Reyhanlı, Kumlu
Amik ovasına doluşmuş…
sahilin bitki dokusu, zeytinin rengi
sanki güneşin bulutlarla cengi
ve cilvesiyle oluşmuş…
istemekte haklı olduğunu
söylemek gerek eloğlunun.
bu yörede güzellikleri saklı,
dolu doluymuş Anadolu’nun