SON DAKİKA
reklam
reklam

Karabağ sorunu

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 7 Mart 2019, Perşembe - 11:17   Okunma Sayısı:

 

Karabağ ve Dağlık Karabağ, coğrafya bakımından iki ayrı terimi ifade etmektedir. Karabağ, Azerbaycan’ın Kür ve Aras ırmakları ile Ermenistan’ın Sevan Gölü (Çökçe Gölü) arasında bulunan, yaklaşık 18.000 km2 büyüklüğündeki bölgedir.

Bu bölgenin dağlık kısmı olan ve stratejik değeri bulunan 4300 km2 büyüklüğündeki kısmına Ruslar, Dağlık Karabağ adını vermişlerdir. Günümüzde Ermenistan ile Azerbaycan arasında anlaşmazlık konusu olan bu bölgedir ve artık, kolaylık olmak üzere sadece  “Karabağ”  olarak adlandırılmaktadır.*

 

Karabağ’ın tarihteki önemi

    1813 tarihli Gülistan Antlaşması ile Dağlık Karabağ, Rusya’nın hükümranlığına girmiş, Karabağ Hanlığı da 1822 yılında kaldırılmıştır. 19’ncu yüzyılın ikinci yarısına kadar Karabağ’daki Azerî Türkler nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlardı. 1905 Rus İhtilâli ile birlikte ilk çatışmalar başlamış ve karışıklıklar Gence ve Tiflis’e sıçramıştı.

    1917 Bolşevik İhtilali veya Ekim Devriminden hemen sonra Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu durum kısa sürdü ve Sovyetler, bölgeyi yeniden ele geçirdiler. Gürcistan ve Azerbaycan arasında Ahılkelek, Ermenistan ve Azerbaycan arasında Karabağ sorunu çözülemedi. 1988 yılında Karabağ, Ermenistan ve Azerbaycan’a bağlanma konusunda bir iki kez el değiştirdi.

    1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Ermenistan, Dağlık Karabağ’ı istila etti. Günümüz Kafkasya’sının en önemli sorunu olan bu işgal olayı, uluslararası platformlarda varlığını hissettirmektedir.

 

Türkiye’nin Karabağ’a bakışı

    Türkiye, Azerbaycan’a olan yakınlığı ve işbirliği nedeniyle Karabağ sorununa ilgi duymakta ve Ermenistan’ın sınır kapılarının açılması isteğini geri çevirmektedir. Bu nedenle BTC (Bakü-Tiflis-Ceyhan) boru hattını dahi Gürcistan topraklarından geçirmiştir.

    26 Şubat 1992… Bu tarih, Karabağ sorununun temelinde yatan Hocalı katliamını hatırlatır. Ermeniler, Aralık 1991’de SSCB’nin yıkılmasında sonra Karabağ’ın başkenti olarak kabul edilen Hankendi şehrini almışlardı. Ermenilerin bir sonraki hedefi, bölgenin tek havaalanına sahip ve stratejik önem taşıyan Hocalı’yı ele geçirmekti. Ermeni güçlerinin ablukaya aldığı Hocalı, 936 kilometrekarelik alana sahip, 2 bin 605 ailenin, toplam 7 bin kişinin yaşadığı bir kasabaydı.

    Hocalı’nın etrafındaki köy ve yolları ele geçiren Ermeni güçleri, kasabanın diğer illerle kara yolu bağlantısını kesti. Hocalı’nın diğer bölgelerle tek bağlantısı olan helikopter ulaşımı, 28 Ocak 1992’de Şuşa Ağdam seferini yapan helikopterin Ermeniler tarafından vurulmasıyla ortadan kalktı. Olayda, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 44 sivil hayatını kaybetti.

    25 Şubat 1992'den itibaren Sovyet 366’ncı Zırhlı Alayı’nın desteğinde Hocalı’ya saldıran Ermeni güçleri, şehri iki saat boyunca top ve tank ateşine tuttu. Saldırıdan bir gün sonra yani 26 Şubat 1992 günü hafızalardan yıllarca silinmeyecek "Hocalı Katliamı" yapıldı.

    Resmi verilere göre, daha önce yedi bin kişinin yaşadığı Hocalı’da savunmasız durumdaki 106 kadın, 63 çocuk toplam 613 Azerbaycan vatandaşı hayatını kaybetti. Katliamdan 487 kişi ağır yaralı kurtulurken, Ermeni güçleri bin 275 kişiyi rehin aldı. Bunlardan 150'sinden daha sonra hiç haber alınamadı. Ermeniler, sivilleri toplu şekilde katletmek, esirlere acımasızsa işkence etmek suretiyle 20’nci yüzyılın en kanlı katliamlarından birine imza atmış oldu.

 

İşkence uygulamaları

    Katledilenlerin adli tıp muayeneleri ve şahit ifadeleri, Hocalı sakinlerinin kafa derisinin soyulması, kurak, burun, cinsel organlarının kesilmesi, gözlerin çıkartılması gibi kadın, yaşlı ve çocuk ayrımı yapılmaksızın akıl almaz işkencelere maruz kaldığını açıkça kanıtlamıştır.

    Katliam kurbanları arasında boynu vurularak, bedeni yakılarak katledilenlerin yanı sıra karnı süngülenen hamile kadınlar da vardır. O dönemde çekilen görüntü ve fotoğraflar katliamın büyüklüğünü ortaya koymaktadır.

    Azerbaycan’a göre, Hocalı’da yaşananlar, 1949 Cenevre Sözleşmesi’nin, Birleşmiş Milletler’in (BM) Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Sivil ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşmesi, Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi çok sayıda sözleşmenin ciddi ihlâli anlamına gelmektedir.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 22 Nisan 2010 tarihli kararında, Hocalı’da yaşananlar, savaş suçları veya insanlık aleyhine suçlarla eşdeğer eylemler olarak görülmektedir.

 

Olayların karşılaştırılması

    24 Ağustos 2008 tarihinde insani yardım malzemesi taşıyan bir Amerikan savaş gemisi Gürcistan’ın Batum limanına ulaşmış, Mc Faul adlı gemiden sonra birkaç Amerikan gemisinin daha Gürcistan’a gitmesinin planlandığı belirtilmişti. Gürcistan’a bu kadar destek veren ABD, aynı Kafkasya’da Karabağ olaylarına benzer duyarlılığı göstermemiştir.

    Bu yılın şubat ayı sonlarında Brüksel ve Stockholm’de tertiplenen büyük çaplı gösterilerde hayatını yitiren Azerbaycan vatandaşları anılmıştır. Katliamda hayatını yitiren Azerbaycanlı kardeşlerimize rahmetler diliyorum. Batı’nın gözleri önünde işlenen ve insanlık değerlerini ön planda tuttuklarını iddia edenlerin kılının kıpırdamaması ilginçtir. Ya çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapıyorlar ya da çifte standart uyguluyorlar. Umarım Karabağ’da yeni olaylar meydana gelmez.

 

    Diğer yandan tehcir olayını sürekli gündemde tutarak Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışan Diaspora, sorunun kendi çıkarlarına uygun şekilde sonuçlanması için uluslararası çabalarını sürdürmekte ve kararlar aldırmaya çalışmaktadır.

 

     Ermenistan’ın da PKK terör örgütünün Dağlık Karabağ’da yerleşmesine müsaade etmemesi gerekiyor.

 

* E. Büyükelçi Ömer E. Lütem

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam