Terör her zaman kendisine filizleneceği ortamlar bulur. Önemli olan bu toprağı ona mekân ve mesken etmemektedir. Dünyanın her yerinde de önlemenin yolu kesin kararlılıktan geçer. Ekonomik refahı yüksek olan bölgelerin varlığı, ihtiraslı ülkelerin her zaman ağzını sulandırmış, bu bölgeler ve nimetler üzerinde yapılan planlar ve oynanan oyunlar da bitmemiştir, bitmeyecektir. Dolayısıyla gelişmekte olan veya gelişmesini tamamlayamamış ülkeler, fark edemedikleri bir anda kendilerini bu planların oynanacağı alanlarda buluvermişlerdir.
Senaryo yazılır ismi konur
19’uncu yüzyılın sonlarında “Şark Meselesi” adıyla ortaya konulan bir mesele, azınlık haklarını gözetecek şekilde Tanzimat ve Islahat Fermanlarında dahi yer almıştır. Azınlıklar konusu, Lozan Antlaşması’nda açıkça belirtilmiş olmasına rağmen günümüzde bazı kişi ve çevrelerce bölücülüğe hizmet edecek şekilde dile getirilmektedir.
Sinsi planlarını hazırlamış olan iç ve dış odaklar maşa, taşeron ya da piyon aramaya başlarlar. Ülkemizde bu ihale PKK’ya verilmiştir. Kürt milliyetçiliği olgusu üzerine kendi teşkilâtlanmasını yapan bölücü PKK örgütü, kendisine faaliyet alanı olarak Güneydoğu Anadolu bölgesini seçmiş ve bölgenin geri kalmışlığını konu olarak işlemeye başlamıştır.
Kaynaklar
Daha önceki yazılarımda örgütün insan kaynağını Anadolu’nun saf ve fakir çocuklarının oluşturduğunu, birer militan olarak yetiştirilecek olan bu gençlerin kandırma, vaat ve şantajlarla örgüte katılmaya zorlandıklarını belirtmiştim.
Örgütün lider kadrosunun başı ve yardımcısı içeride olmasına rağmen siyasî kanat sorumluları üstü kapalı şekilde liderliği ele geçirme sevdasında olmuşlardır. Mali kaynaklarının tam olarak kontrol altında tutulduğunu söylemek ise zordur.
Avrupa ülkelerinden ve ABD’den silah ve malzeme yardımı, siyasi destek ve AB ülkelerinin parlamentolarında yandaş milletvekillerinden imkânlar görmektedirler.
Kandil şürekâsı
Türkiye’nin Fırat Havzası’nda yaptığı operasyonlar, örgütün liderlerinin paniğe kapılmasına neden olmuş ve Kandil’in çok daha güneyine doğru çekilmişlerdir. Buralarda yaptıkları toplantılarda birbirlerini suçladıkları kendi konuşmalarından ortaya çıkmıştır.
Dolayısıyla yeniden yapılanma adı altında ortaya çıkan çalışmalar, örgüt paralarının kaçırılmasıyla “kapılanma”ya dönüşmüş, birçok kişi başının çaresine bakacak hale gelmiştir. Mevki, makam ya da çıkarları elden gidenler, örgüt aleyhine konuşmaya başlamışlardır. TSK’nın sınır ötesi operasyonlarda kararlılığını ısrarla ortaya koyması ve operasyonlarına devam etmesi HDP içindeki bazı milletvekillerini fazlasıyla rahatsız etmiş, şuursuzca ve tehditkâr demeçler verenler olmuştur.
Gelelim Güneydoğu insanımıza
Bölgedeki büyük şehirlerin sürekli göç almaları nedeniyle nüfusları şişmekte, evsizlik, işsizlik ve yoksulluk insanları, PKK’nın baskı ve tehditlerine boyun eğmeye zorlamaktadır. Bu haklı gerekçeler, bölge insanı üzerinde çaresizlik yaratmıştır. Eğitimde eşitlikten söz etmek zaten mümkün değildir. Sağlık hizmetleri ise henüz istenen düzeyde görülememektedir.
Derinlerdeki geçmişi sorgulamaya biraz ara verip yakın geçmişi sorgulamaya başlayalım: düşünmez miyiz acaba? Örneğin; HDP’ye oy verecek vatandaşlarımız, onlardan neler beklediklerinin ve neler elde ettiklerinin hesabını yapmalıdırlar.
Bu partinin ön ayak olması ve namuslu dürüst Kürt işadamlarının yönlendirmesiyle bölgede basit seviyede kaç tane işyeri, atölye, sağlık tesisi, bent, mahalle çeşmesi, derslik, çiftlik, mandıra vb. açtırılabilmiştir? Ağalık düzeninin kaldırılmasında, töre cinayetlerinin yok edilmesinde, devletin ekonomik yatırımlarının düzenli şekilde işletilmesinde katkıları ne olmuştur?
HDP’ye oy veren vatandaşlarımız, siyasal söylemlere verdiği önem kadar partinin icraatlarını da takibini dikkate alsa hem demokrasinin bir gereğini yerine getirmiş hem de işlerin daha doğru, zamanında ve istenen şekilde yapılmasını sağlamış olmaz mı?
Yaklaşık iki asırdan beri Batı’nın güdümlemeleri, Dünya harpleri, farklı zamanlardaki ittifakların tahditleri ve IMF’nin reçeteleri ve boş siyasi söylemler canımızdan bezdirdi. Artık el ele tutuşmayı bilelim, bir programımız olsun da yolumuzda ilerleyelim.