Yerel seçimler sona ermiş olsa da net sonuçlar henüz alınmış değil… Sonuçlar alınana kadar da yurtiçinde huzursuzluk, dünyada ise yankısı devam ediyor. Özellikle ve öncelikle Avrupa Birliği ilk açıklamasını yapmıştır.
Avrupa Konseyinden seçim açıklaması
Avrupa Konseyi’nin Türkiye’deki yerel seçimleri gözlemlemek üzere gönderdiği ekibin başkanı Andrew Dawson, seçim sonuçları ile ilgili değerlendirmesinde, 20 Avrupa ülkesinden 22 gözlemci tarafından 10 ekip halinde 140 oy kullanma noktasında gözlem yapıldığını belirtmiştir.
Dawson, “seçim günü yaşanan ölüm olayları dışta tutulursa seçimlerin düzenli bir şekilde yürütüldüğünü gözlemlediklerini, yüzde 84 olan seçime katılma oranının sağlıklı bir demokratik ilginin göstergesi olduğunu” ifade etmiştir.
Hemen bu açıklamalarının ardından, “Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi olarak, Türkiye’nin bugün Avrupa ilke ve değerlerine uygun demokratik seçimleri gerçekleştirmesi için gereken özgür ve adil seçim ortamına sahip olduğuna dair ikna olmuş değiliz." demekle söylemlerinin biraz istikamet değiştirdiği görülmektedir.
Türkiye'nin terörizm tanımının Avrupa Konseyi standartlarına uymadığını belirten Dawson, “Türkiye'nin bütünlüğünü ve güvenliğini koruma hakkı ve ihtiyacını görmezlikten gelmiyoruz… Ancak HDP'li her belediye başkanının terörist olduğunu veya terörist bağlantıları olabileceği iddialarını kabul etmiyoruz. ‘Normalleşme' politikanızı sürdürmelisiniz" demiştir.
Alman Parlamentosu’ndan yapılan açıklama
Türkiye’deki yerel seçim sonuçlarına ilişkin ilk değerlendirmeyi hükümet ortağı Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Dış Politika Sözcüsü Nils Schmid yapmıştır. Schmid, “Yerel seçim sonuçlarının aynı zamanda Türkiye’de Avrupa yanlısı olanların ve seküler kesimin gücünü göstermiştir. Muhalefet, AK Parti’nin medya ve kamu idaresindeki hâkimiyetinin sağladığı üstünlüğe rağmen seçmenleri mobilize etmeyi başarmıştır. Bu gerçekten takdire şayan bir başarıdır” şeklinde takdirlerini belirtmiştir.
Alman basınından: Stutgarter Nachrichten
Gazete, Türkiye’deki yerel seçimlerle ilgili yaptığı değerlendirmede, "hükümeti ekonomik durgunluk, işsizlik ve paranın değer kaybetmesinden sorumlu tutan seçmenlerden söz etmektedir.
Fransız Le Monde gazetesi ise tamamen siyasi bir değerlendirme yapmış, iktidar partisinin kayıplarına yer vermiştir. Herhalde en acımasız tenkit ve hatta saldırıyı ise Amerikan New York Times gazetesi yapmıştır.
İngiliz gazetesi The Guardian
Yayımlanan araştırmada, Avrupalıların yolsuzluk, milliyetçilik, terörizm ve iklim değişikliğinden büyük rahatsızlık duyduğu, göçler ve göçmenler konusunda bile bu kadar ilgi duymadığına yer verilmiştir. Yine bu araştırmaya göre her beş Avrupalıdan birinin endişe ettiği “İslami radikalizm” vurgulanmıştır.
Endişeler ülkelere göre farklılık göstermektedir. İtalya, Yunanistan ve Romanya’da insanlar ekonomiden endişe ederken; Macaristan, İtalya, Polonya, Romanya, İspanya, Yunanistan ve Slovakya’da katılımcıların yüzde 50’den fazlası yolsuzluğun büyük sorun olduğunu kaydetmiştir.
New York Times
Gelinen noktayı "büyük bir gerileme" olarak gören gazete, "Seçmenin en büyük kaygılarından birinin ekonomik durum olduğunu” belirtmiş, hatta hükümet yanlısı gazetelerin köşe yazarlarının bile belediyelerde yolsuzluk ve kayırmacılığın seçmenleri iktidar partisinden uzaklaştırdığı uyarısına yer vermiştir.
Haberin devamında ise, belediye başkanlığı, il meclis üyeleri ve yerel idareler seçiminin bir referandum özelliği taşıdığına, Türkiye ekonomisinin on yıllık süre sonunda resesyona sürüklendiğine, bu durumun hükümeti yatırımcıların cesaretini kıran politikaları savunmaya, fiyatlarda da artışa gitmeye zorladığını öne sürmüştür.
2016’daki darbe girişiminden sonra muhaliflere yönelik baskının artması ülke içindeki huzursuzluğu tırmandırırken, Türkiye’nin Batılı müttefikleriyle ilişkisinin gerildiğinin dile getirildiği, Türk lirasında dalgalanmalara ve yatırımcıların da endişelenmesine neden olduğu gibi gelişmeler haber içinde sunulmuştur.
Değerlendirme
ABD ile yaşanan kriz AB ülkelerini pek de ilgilendirmiyor. ABD’nin istediği en önemli husus, Rusya’dan S-400 füzelerinin alınmamasıdır. ABD ısrarla bu konuyu vurgulamasına rağmen NATO Genel Sekreteri “Her ülkenin kendi savunması için istediği silahı istediği yerden alma hakkına sahip olacağını” belirtmiştir. Kaldı ki Almanya da F 35 uçaklarını ABD’den almaktan vaz geçmiş; Fransız-Alman yapımı bir modelin ortak üretimine yönelmiştir.
Türkiye’nin Münbiç’e yapacağı muhtemel harekât konusunda yine ABD’den yapılan açıklamalarda “sonuçların iyi olmayacağı” yönündedir. F-35 krizi sürerken bile son yapılan açıklamalarda Türkiye’ye ait iki F-35 uçağının teslim edildiğine yer verilmiştir. Rus Başbakan Yardımcısının silah kontratının bozulmayacağı açıklaması ise Türkiye’nin ABD ile yürüttüğü görüşmeleri biraz sıkıntıya sokmaktadır. Konunun kısa zamanda çözülmesi şimdilik zor gibi görünmektedir.