SON DAKİKA
reklam
reklam

Arap Baharı rüzgârları

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 29 Nisan 2019, Pazartesi - 10:09   Okunma Sayısı:

 

Orta Doğu’da bir şeyler oluyor. Özellikle son sekiz yılda Arap Baharları devrimleri peşinden getiriyor. 2010 yılında Tunus’ta başlamış ve birkaç haftada baskıcı lider Zeynel Abidin bin Ali görevden uzaklaştırılmıştı. Afrika’nın Akdeniz sahillerinde başlayan rüzgârlar kıyı boyunca esiyor, Libya da, Mısır’da, Yemen ve Suriye’de fırtınalara dönmüş, hatta Yemen ve Suriye’de iç savaşa bile sebep olmuştur.

 

Kaynama / Kargaşa

İşin aslını düşünürsek; diktatör zümreler veya oligarşik yapılar kendi söylem ve eylemleriyle uluslararası hukuka ters düşmekte ve dış güçleri ülkelerine davet (!) edebilmektedirler. Bu olay en açık şekliyle Libya’da, daha sonra Suriye ve Yemen’de görülmüştür. Kendi halkını karşısına alan ve toplumun isteklerine cevap vermeyen yöneticilerdir sebep olanlar…

Mısır’da 2011 yılında başlayan toplumsal kaynama, giderek kargaşaya ve iç kavgaya dönüşmüştür. Müslüman Kardeşler Hareketi’nin mensubu olan Muhammed Mursi seçilerek gelen ilk cumhurbaşkanı olmasına rağmen kendisine karşı güçler ve ordu birlikleri tarafından 3 Temmuz 2013’te darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı.

 

Rüzgârların etkisi

Esasen Arap rüzgârları demokratik yönetim, ekonomik rahatlama ve adaletsizliğe son verilmesi istekleriyle öne çıkmıştır. Protesto gösterileri ve medyanın pompalamasıyla tırmanışa geçmiştir.

18’inci yüzyılın sonlarından itibaren büyük bir açlıkla hırslarını tatmin etmeye kalkan İngiltere, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Mezopotamya Vahası’nı kaybetmesine neden olmuş, daha sonra buradaki emellerinden biraz feragat ederek ABD’yi de bulaştırmıştır. Körfez Harekâtı’nda ABD’nin yanında harekâta katılmış, bu kez Fav Yarımadası’na çıkarma yapmıştır.

Son duruma gelince; Türkiye, güney ve güneydoğu sınırlarında oluşan terörist faaliyetler, oluşturulmak istenen koridorlar ve etrafında dönen entrikaları sezince bölgeye ilgisini arttırmış ve söz söyleme hakkını kendinde bulmuştur.

 

Türkiye’nin tutumu

Rusya ve Çin’in bölgeye ilgi duyması, İran, Mısır, İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkeler de bölgeyle ilgili konulara müdahil olmaya başladığını görüyoruz. “Çok ebenin karıştığı doğumdan sakat çocuk doğar” derler ya, bu kadar karışan olunca Orta Doğu’da huzurdan bahsetmek de mümkün olmamaktadır.

Bu ülkelerde giderek artan nüfusun geçim kaynakları azalmakta, ihtiyaçlar beklentileri karşılamamaktadır. Nüfus planlaması konusunda bir çalışma yoktur. Türkiye’nin Laiklik ilkesinin Arap ülkelerindeki genç nüfus arasında itibar görmesi, Türkiye’nin emperyalist ülkelere başkaldırması ve devlet tecrübesinin yer etmiş olması bu ülkelerin vatandaşları arasında örnek alınmasına neden olmaktadır.

 

Sudan olayı

Bugün Sudan’da meydana gelen olayların temeli 2010 yılında atılmaya başlanmıştı. Eski Amerikan Başkanı Jimmy Carter, 09.04.2010’da Vatani Seçim Komisyonu ile görüşmesinin ardından “Sudan’da seçimlerin tatmin edici ve kabul edilebilir şekilde yapılacağından eminim” dedikten sonra Sudan’ı Irak gibi bir Amerikan sömürgesi olarak nitelemişti.

Siyasi ortamı nazik addederek Sudan halkı ile alay edercesine bu sözlerinin de ilerisine geçerek “Amerika, geçmişte Irak’ta idare ettiği gibi Sudan’daki seçimleri de idare etmektedir” demişti. Amerikan Dışişleri Bakanı Sözcüsü Philip Crowley, 13.04.2010’da “Biz seçim sürecinden memnunuz” demek suretiyle seçim sonuçlarını kabul etmeyenleri tehdit ederek “Hilenin varlığından bahsetmek şu anda seçimlere barut dolu söz karıştırmaktır.” demek cüretini göstermiştir.

Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in görevden alınması sonrasında yemin eden Savunma Bakanı Avad bin Avf, 11 Nisan’da devlet televizyonunda Yüksek Güvenlik Konseyi Başkanı sıfatıyla yaptığı konuşmada, ordunun ülke yönetimine el koyduğunu ve 2 yıllık geçiş döneminin başladığını duyurmuştu.

Bin Avf, ordunun yönetime el koymasının ardından Sudan’da Askeri Geçiş Konseyi Başkanı sıfatıyla yemin etmesinin üzerinden 24 saat geçmeden görevden ayrılması ve yerine Orgeneral Abdülfettah el-Burhan’ın geçmesi Sudan’daki muhalefetin bilinçsiz hareketlerini dindirmemiştir.

Amerikan menfaatleri demek ki Sudan’da da var. Mevcut yönetime verdiği destek, görev değişikliği, demeçler vb çıkışlar apaçık bunu göstermiyor mu?

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam