Tarihte Fransa ile karşı karşıya geldiğimiz ve yan yana olduğumuz dönemleri bu gazetede birçok kez yazmıştım. Geçmişte güçlü veya söz sahibi olan ülkelerle Türkiye’nin arası bozulunca, Fransa’nın bunu kendi lehine avantaja çevirmeyi başardığını ve ilk planda Fransız iktisadi menfaatlerinin ağır bastığını görüyoruz. Kanuni döneminden beri elde ettikleri kapitülasyonlar bunun en belirgin örneğidir.
İsterseniz şu sorulara cevap arayalım
1. Yıllarca PKK’ya kol kanat germek suretiyle Türkiye’nin 30 yıl sancılar içinde kıvranmasına neden göz yummuştur?
2. Neden Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı kemikleşmiş bir tavır içinde bulunmuş ve bu tutumunu sürdürmüştür?
3. Sözde soykırımı kendi parlamentosunda kabul ederek, Türkiye’nin çağrılarına neden kulaklarını tıkamıştır?
Ne diyeceğiz, tabii ki hiçbir şey! Fransa, Türkiye ve Japonya’nın oluşturduğu üçlü konsorsiyum kollarını sıvamış ve koca bir nükleer santralın yapımına girişmişti. Fransa şimdi yukarıdaki konularla mı uğraşacaktı? Gelin görün ki, Japonya, maliyetlerin artmasını öne sürerek projeden çekilme gibi bir tavra düşünce Fransa başını iki eli arasına alarak düşünmeye başlamıştı.
Fransa’nın zikzakları
AB içinde kurucu üye Fransa, daha düne kadar Sarkozy yönetiminde Türkiye’ye karşı en kışkırtıcı çıkışları yapıyor ve Birlik’e girişimize adeta takoz oluyordu. Türk- Japon, Fransız ortalığıyla yapılacak olan nükleer santral proje ve çalışmaları öncesi ve sırasında Türkiye’den yana tavır aldığını görüyorduk. Samimiyetini gördük elbette. AP’nin Türkiye’ye yönelik “Rum kesimini tehdit etme!” uyarısına bir diyeceği de olmadı ama…
Fransız aşırı sağı Rusya ile dirsek temasında
Fransa’da aşırı sağ FN’nin Rusya ile ilişkileri kuruluşundan beri sürekli gelişmiştir. FN’nin kurucusu Jean-Marie Le Pen, 1991 yılında ilk kez gittiği Moskova’da milliyetçi Vladimir Jirinovski’yle yakın ilişkiler kurmuş olması, sonrasında ise düzenli olarak gerçekleştirdiği Rusya ziyaretlerinde ülkenin önde gelen siyasetçileri tarafından ağırlanması dikkatlerden kaçmamıştır.
Rusya ile FN arasındaki ilişkiler, Jean-Marie Le Pen döneminde gizli kalsa da kızı Marine Le Pen’in partinin başına geçmesiyle resmiyet kazanmaya başlamıştır. 2011’de partinin başına geçen Marine Le Pen, “Avrupa'nın yaşadığı krizden ötürü Amerika’ya sırtını dönüp Rusya’ya yönelmesi gerektiğini” kaydetmişti.
Maddi destek
Kremlin, Rusya’nın Fransa Büyükelçisi Aleksandr Orlov’un tavsiyesine uyarak 2012’de FN’in eski üst düzey kadrolarıyla Fransızca olarak Rusya propagandası yapan “ProRussia.tv” adlı siteyi kurdurmuş hatta para yardımı da yaparak desteklemişti.
Basındaki haberlerden derlenerek oluşturulmuş bu açıklamalar ele alındığında Rusya’nın dünyanın hiçbir yerinde boş durmadığı görülmektedir. Rusya sadece bununla kalsa iyi… Dış ülkelere silah ve mühimmat satışı, terör örgütlerine açıktan destek vermek, taciz ve tehditlerde bulunmak, propaganda yapmak gibi davranışlar, Rusya’nın 17’nci yüzyıldan itibaren vaz geçemediği davranışlardır.
Medet ummak
Terör örgütlerini yaratarak onlardan medet uman, karşı tarafta kaygı ve şüphe uyandıran ülkeler safında yer almıştır çoğu kez. Gün gelmiş girdaba düşmüştür. Avrupa’da korkularla beslenen aşırı sağ, merkez sağ ve merkez sol partilerin halkın bu korkularını azaltacak politikalar belirlememesi nedeniyle Avrupa’da İslamofobinin tavan yapmasına da sebep olmuştur. Gündemde en çok korku, son olayların sahnelendiği Fransa’da yaşanmaktadır.
Fransa'nın AB’den güvenlik konusunda yardım talep ettiğine dikkat çekilerek, bunun Alman Anayasası’nda “Kolektif güvenliğe katılma” başlığı altında yapılan düzenlemeye uygun olduğu vurgulanmıştı.
Terörün her türlüsüyle bir asırdan fazla zaman içinde gönüldaş olan Fransa, şimdi kendi iç işleri ve siyasetindeki huzursuzluklarla uğraşıp dururken kulağına fısıldanan “1915 Tehciri” konusunu yüksek sesle söylemeye kalktı. Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşması Fransa’ya “gaz yaptı” diyebiliriz. Bu tavır ilk değildir. Tarihte Osmanlı Devleti’nin Rusya ile her yakınlaşmasında Fransa karşımızda yer almıştır.
Geçmişte ne olursa olsun ama bugün olayları önleyemeyen bir hükümet işbaşındadır. Bizim ülkede en ufak şeyde “hükümet istifa!” diye bağırırlar… Macron bir kez daha düşünmeli galiba?