11 ayın sultanı Ramazan ayı yaklaştı. Bugün ramazanlarda hatırlanan bir geleneği yazacağız. Günümüzde ise ; Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan,Ata Demirer,Tolga Çevik ile son dönemde ön plana çıkan İlker Gümüşoluk,Doğu Demirkol gibi isimler için bu geleneği modernleştirerek sundukları da kamuoyunca belirtilen bir gelenektir aslında meddahlık. Yıllar önce televizyonda merhum Tekin Akmansoy ve merhum Erol Günaydın çok güzel örneklerle anlatılardı.
Olayları karikatürize ve esprili dille anlatan meddahlar, yüzyıllar boyu yaşamış, Türk halkı arasında da yoğun ilgi görmüştür. Meddahlık, yalnızca Türkiye’de değil Doğu ve İslam ülkelerinde de yayılmış olan çok sevilen bir sanattır. Meddaha Arap’lar “Kassas”, İranlılar “Kıssahan” demektedir.
Kelime anlamı methedici (övücü) olan meddahlığa , taklitler yaparak Tiyatro sahnesinde ya da dört tarafı açık meydanda halkla göz, göze temas kurmayı becerebilen, canlandırma ve benzetme öğelerinden yararlanarak öykü anlatma sanatına sahip tiyatro oyuncusu ve yönetmenine denmektedir. Meddahlar iyi bir ses yapısına, müzik kulağına ( hanende ) iyi bir hafızaya ve sesini ve mimiğini çok iyi kullanan oyuncular olmalı ve yani anlattığı hikâyeyi oynamalıdır.
Meddahlık için tek adamlı tiyatro diyebiliriz. Meddah, tiyatronun bütün kişilerini varlığında birleştiren bir aktördür. Yüksekçe bir yerde oturarak bir öyküyü başından sonuna kadar, canlandırdığı kişileri ağız özelliklerine göre konuşturarak anlatır. Perdesi, sahnesi, elbiseleri, dekoru, kişileri bulunmayan bu tiyatronun her şeyi meddah denilen o tek adamın zekâsına, bilgisine, söz söylemedeki başarısına bağlıdır.
Meddah öncelikle bulunduğu ortamı ( gösteri yapacağı topluluk ) iyi etüt eder. Ortamın bulunduğu ahaliye onların sorunlarını, acılarını, sevinçlerini konu alan hikâyeleri seçer ve onlara uygun hikâyeleri anlatırdı. Geleneksel meddahların genellikle yanlarında bir bavul muhakkak olurdu..Bavulunda Zilli tefi , fes ve şapka çeşitleri, peştamalı, pastavı olmazsa olmazlarıdır.
Yanında taşıdığı bastonu ve bavuldan çıkardığı peştamalı omuzuna atarak genellikle yüksekçe bir sandalyeye oturarak karşısında bulunan seyircilerin teker, teker gözlerinin içine bakarak dikkatlerini toplamak için bastonu güçlü şeklide yere vurarak, hikâyesine başlardı. Hikâyesinin ilk adımında beyit biçiminde geleneksel bir girişle başlayıp, sonucu anlatacağı hikâyeye bağlardı.
"Haak dostum Haak!" diyerek konuşmasına başlayan meddahlar; önce hikâyesin içindeki yeri ve kahramanları anlatır, hikâyenin eskiliğinden dem vurarak o güne ilişkin hiçbir kişiye ve olaya atıfta bulunmadığını özellikle vurgulayarak dinleyenlerin kırılmaması için tenzih ederdi. Arkasından hikâyesini coşkuyla anlatır ve anlatımını. Taklit ve tiplemelerle, çeşitli mimiklerle destekler. Meddahların çoğu, klasikleşmiş beyitlerle öykülerine başlarlar.
Bitişte özür dilerler, oyundan çıkan sonucu (kıssa) bildirir. Daha sonra anlatacağı öykünün adını ve öyküyü nerede anlatacağını söylerler. Meddah, hikâyesi bittikten sonra onun sorumluluğunu, hikâyenin kaynağına bırakıp özür diler.
Meddah hikâyelerinin konularını; gelenekten gelen konular ile , ( Köroğlu, Dede Korkut vb.) İslam geleneğinden gelen dinsel konular, Seyit Battal Gazi, Kerbela vb. olaylar ve efsaneler, destanlar, şehnameler oluşturur.
Meddahlık bir anlatı türü olmasından dolayı Karagöz ve Ortaoyunundan ayrılır. Ancak anlatı bölümlerinin aralarındaki söyleşmeli, taklitli, kişileştirmeli bölümler nedeniyle dramatik türdendir. Bununla birlikte meddahlar; güldürmekle kalmazlar aynı zamanda düşündürürler.