SON DAKİKA
reklam
reklam

Halk fıkraları

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 6 Mayıs 2019, Pazartesi - 10:41   Okunma Sayısı:

 

Halk fıkralarımız, halkımızın mizah gücünden doğan anonim ürünlerdir. Halkımız en küçük olaylardan, en beklenmedik durumlardan bir fıkra yaratabilmek yeteneğini taşımaktadır. Bu küçük fıkralardan önemli sonuçlar çıkartılabilir.

 

Fıkraların özellikleri

Halk fıkralarımızın kusur düzeltici, eğitici ve öğretici yanları çoktur. Halkımızı güldüre güldüre düşündürürler. Sözlü halk edebiyatımızın en zengin kaynağı olan fıkralarımız, bugüne kadar gereği gibi işlenmemiştir. Çok sayıdaki halk fıkramız henüz yazıya geçirilmiş değildir. Halbuki yarınki edebiyatımız için eşsiz folklor zenginliğimizdir.

Sözlü olarak kalanların çoğu kitaplara geçemeyecek kadar açık saçık olduğu için halk bunları ancak ahbap topluluklarında anlatır. Uygunsuzlukları güldürerek, eğlendirerek ve az sayıdaki sözcükle anlatmak esastır.

 

Anlatım şekli

Halk fıkraları yoğun bir anlatı yeteneği taşır. Yeri geldiğinde bir düşünceyi güldürerek belgelemekte kullanılır. Halk bunları iyi anlatan masalcılar gibi ilgiyle zevkle dinler. Halk arasında en çok anlatılanlar en müstehcen olanlardır.

Bunlar yazıya geçirilemediği için ağızdan ağıza gezer durur. Genç erkekler için bunların eğitici, öğretici, zengin deneye dayalı bir gözlem yanı vardır. Halkımızın gerçek mizah dehası halk fıkralarımıza yansımaktadır.

Fıkralar, bilindiği üzere tuhaf, nükteli ve kısa hikâyeciklerdir. Tanınmış kimseler, hayvanlar veya başka şeyler için fıkralar üretilmiştir. Halk fıkralarının tuhaflığı onun anlatılış tarzındadır.

 

Halk fıkralarından örnekler

Köylünün biri arkadaşına sormuş:

 

    ---Ülen Memet, di bakayım paşa olan ni’derdin?

    ---Ni’decem soğanın sadece cücüğünü yirdim.  Öteki yine sormuş:

    ---E, sen di bahalım, sen olsan ni’derdin?  O da aynı samimiyetle cevap vermiş:

    ---Bana idecek bir şey komadın ki?

 

***                                 ***                              ***

Ormanın içinde eşeği öpen adamı gören birisi, adamın yanına sokularak;

    ---Yahu, eşeği ne diye öptün? O bundan ne anlar? demiş. Bu söze karşı köylü:

    ---Ben insanlığımı yapayım da, o anlamazsa anlamasın, demiş…

 

***                                  ***                             ***

İki şehirli kız yazı geçirmek üzere bir köye gitmişler. Kırda gezerlerken bir çobanın kucağında yeni doğmuş bir oğlak görmüşler. Bu keçi yavrusu çok hoşlarına gitmiş. Kızın birisi çobana;

     ---Aman ne kadar güzel! Fakat neden boynuzları yok?  diye sormuş. Bunun üzerine çoban gülerek;

     ---Boynuzları evlendiği zaman çıkar, demiş.

 

***                                  ***                             ***

Bir ağa, tanıdığı fakir bir köylüye;

     ---Sana bir çift kundura vereceğim, şimdi vereyim mi? Yoksa dursun mu? diye sormuş. Köylü de;

     ---Verirsen senin hakkında, vermezsen benim hakkımda hayırlı olur, demiş. Ağa sebebini sorduğunda;

     ---Verirsen sen bir iyilik etmiş olursun: Vermezsen ben minnet altında ezilmemiş olurum, demiş.

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam