İstanbul’un tanıtımı
Vapurda yanımda oturan iki kişiden çokbilmiş olanı arkadaşına İstanbul’u anlatıyor. İstanbul ancak bu kadar güzel anlatılabilir (!).
---Şincik vapurdayıh. Vapurla Kadıköy’den çıktıh, Karaköy’e gidiyo’z. Üsküdar arhamızda galdı. Ben vapurun kenarında oturuyo’m lan. Vapur hareket ettiği için sular beyazlaşıyo. Ara sıra da buraya sıçrıyo. Yukarıda oturan herifler, kuşlara ekmek atıyo, kuşlar da bağırıp çığrışıyo…
* * *
Toplumsal ilgi
Kapitalist anlayışla şehirlerin çehresi hızla değişiyor, birey ve toplumlar bağlı bulunduğu medeniyet değerlerinden uzaklaştırılıyormuş. Yok efendim, gökdelen ve rezi(L)danslarla komşuluk ve mahalle kültürü yok ediliyormuş, ya da her gün bir yenisi açılan AVM’lerle alışveriş alışkanlıkları kökünden sarsılıyor ve çarşı kültürü siliniyormuş.
Güya mahalle bakkalı olgusu sona ermiş, ayaküstü sohbetler aranır olmuş… Hadi oradan! Kedi uzanamadığı ete murdar der. Senin içinde selam verme, sohbet etme, çevreye, insana ve hayvana sevgi saygı yoksa bunlardan yakınırsın. Aynı apartmanın cümle kapısından girip çıkan insanlara sen selam veriyor musun?
* * *
Lâf ebesinden hastaya teselli
Otobüste en öndeki koltukları sağında karı-koca soldakilerde ise bir yabancı hanımla başörtülü yaşlı ama çenesi kuvvetli bir hanım oturuyordu. Trafikte gördükleri disiplinsizliklerden etkilenmiş olacaklar ki, ortak frekanstan yayına (!) başladılar…
Bir süre sonra karı-koca aile yaşlı hanımın adını ve nereye gittiğini sordu. O da Kadıköy’e gittiğini anlattı. Adam bu kez yabancı hanıma sordu. Yok denecek kadar az Türkçesiyle yabancı hanım bir şeyler söyledi ve kendi dilinden (muhtemelen Bulgarca idi) adama soru sordu. Etraftakiler yardımcı oldular. Kadıköy’e gidiyormuş. Telefondan Türk arkadaşını aradı ve beyle konuşturdu.
Yaklaşık üç buçuk dakika kadar süren telefon görüşmesi sonunda adam Türkçe bilmeyen kadına,
---Sen var Kadıköy’de inmek, açıklamasını yaparken ön tarafta bulunanlar gülüyordu. Yaşlı hanım da adamcağızın yanındaki hanımla konuşmaya başlamıştı. Hastaneden geliyorlarmış, ölümcül bir hastalık teşhisi konmuş kadıncağıza… Çokbilmiş yaşlı hanım teselli ediyordu (!):
--- Korkma kızım, nasıl olsa bir gün hepimiz öleceğiz!
* * *
Sergi fareleri
Resim sergisinin açılışında kokteyl varsa midesine üç gram alkol, biraz çerez ve kurabiye indirmek için gelenler, çoğunlukla resimle ilgisi olmayan kişilerdir. Parmaklarıyla da kimseye çaktırmadan dişlerinin diplerini temizler ve giderler.
Profesyonelleşmiş olanlar telefonla dışarıdan adamlarını çağırıyor: “Gelin hepiniz burası verimli!”
* * *
Trafik Canavarı fıkrası
İki adam ölür ve cennetin kapısına gelirler. Cennetin kapısında sorgu meleği ve diğer görevliler beklemektedir. Sorgu meleği ilk adama sorar:
---Hayatta iken ne iş yapardın?
---İmamdım, ömrümü Allah yoluna verdim, her gün dua ettim, insanlara yardım ettim, harama el uzatmadım, vaazlar verdim.
---Çok iyi. İmam Efendiyi cennetin kıyısında bir yere yerleştirin. İkinci adama sorar:
---Sen ne iş yapardın?
---İstanbul’da taksi şoförüydüm.
---Çok iyi, beyefendiyi de cennetin başköşesine yerleştirin. İmam bunu duyunca öfkelenir:
---Olamaz! Bu işte bir yanlışlık olmalı. Nasıl oluyor da benim gibi ömrümü Allah'a adamış bir insana cennetin kıyısında bir yer gösterirken, bir taksi şoförünü başköşeye yerleştiriyorsunuz? Melek gülerek:
---Bak oğlum, sen vaaz verirken herkes uyuyordu, bu adam araba kullanırken herkes dua ediyordu!