Bir ramazan ayını daha idrak ediyoruz. Bana da ramazanlarla ilgili yazı yazmamı isteyenler bu taleplerini şahsen de ilettiler. Bugün size dünyanın en soğuk yeri sayılan Sibirya’da İslam’ın yayılma aşamasını çok ilginç örneklerle anlatacağım. Öncelikle; Sibirya, 12.800.000 km2 alana sahiptir ve hayal edilemeyecek genişlikte orman ve tayga (özellikle sivri yapraklı ağaçlardan oluşan Sibirya’ya has bir tür orman) alanlarını kapsar. Burada yaklaşık bir milyon göl, 53.000 nehir ve engin bir doğal kaynaklar deposu vardır. Her ne kadar kışın sıcaklık sıfırın çok altına düşse de, yazları gayet sıcak olabilmektedir. Sibirya ’yı bir baştan öbür başa aşan Trans-Siberian Demiryolu, dünyanın en uzun demiryoludur. Hat, kurak kutup alanlarını, tundra ve stepleri aşarak Batı Avrupa’dan daha büyük bir araziyi ikiye böler. Buranın adı da Tatarca “Uyuyan Topraklar” anlamına gelmektedir. Ne yazık ki Müslümanlar, İslâm’ı kuzey kutbuna kadar taşıyan kahramanlarının, onların faaliyetlerinin ve tarihlerinin bilgilerinden uzak kalmışlardır. Üstelik uzun süren bu cabalar pek bilenmemiştir. İslâm tarihçileri, Sibirya’dan ilk defa 14. yüzyılda söz etmeye başlamışlardır. Tarihçi Reşidüddin et-Tabib, bilim çevrelerince ilk dünya tarihi kabul edilen ve miladî 1312 yılında tamamlanan Cami’u- ’t-tevarih adlı eserinde Sibirya’dan söz eder. O zamanlarda Rusların Sibirya’dan haberleri bile yoktur. Sibirya ismini ilk defa yaklaşık yüzyıl sonra 1407’de duyacaklardır.
İslâm’ın Sibirya’da ne zaman yayılmaya başladığı ise bugüne kadar tam olarak tespit edilememiştir. Fakat Batı Sibirya’nın, 9. asrın başlarından beri İslâm ülkesi olan Bulgar Hanlığı ve daha 7. asırda Müslüman olmuş Harizm ile ilişki içinde olduğu bilinmektedir. Karadeniz’in kuzeyini vatan edinen ve Karahanlılarla eş zamanlı kabul eden İdil (İtil, Volga Bulgar) Hanlığı ülkemizde maalesef yeterince tanınmamaktadır. 10 bin civarında mescit ve medreseye sahip bu devlet bölgeye yüzyıllarca hükmetmiştir. Sibirya, samur, kara tilki, sansar ve tiyin kürkleri sağlayan bir ülke olarak çok eski zamanlardan itibaren Orta Asya ve Bulgar tüccarlarının ilgisini çekiyordu Bu yüzden; Harizm ve Buhara tüccarları büyük kervanlarla Kıpçak bozkırlarını aşarak Batı Sibirya’daki İrtiş, Tobol ve İşim (İçim) ırmakları boyundaki şehirlere ve göçebelerin kaleler yakınında kurdukları panayırlara giderlerdi. Bu panayırlarda kürklerin yanı sıra mors ve buzların altından çıkarılan mamut dişleri de önemli ticaret emtiası arasında yer alırdı. Ticaret amacıyla gelen tacirler bölge halkını etkilemekteydi. İşin ilginç tarafı, o devre ait paraların bir yüzünde “lâ ilâhe illallah”, diğer yüzünde de Meryem Ana resimleri yer alıyordu.
İslâmiyet, Maveraünnehir ve Harizm’e yerleştikten sonra, onuncu yüzyılda kuzeye doğru Taraz (Talas) ve aşağı Sırderya’da Yenikent (Cend) şehirlerine ulaşmıştı. İslamiyet’in yayılmasında etkili olan Türk kavimlerinden Sâmânoğulları’ndan İsmail Han, 280/894 yılında Taraz şehrini fethedip Kilise-i Buzurg’u (büyük kilise, dom) camiye dönüştürmüştü. Yerli yöneticiler daha o zaman Müslüman olmuşlardı. Fakat yine de 13. asır başlarına kadar Cend ve Çu Irmağı Suğur-ı İslâm (İslâm serhat boyu) olarak kalmıştır. Ne var ki; Karahanlılar ve Harizmşahlar zamanında İslâm’ın kuzey sınırları Sâmânoğulları devrindeki hattan ileri gidememişti. Ancak Yedisu’da önemli kazanımlar olmuştu. Kazakistan’ı ya da Kazan’ı şöyle ya da böyle az çok bildiğinize eminiz. Peki ya; Ohotsk Denizi ile Sahalin’i de bilir misiniz? Ya Yakutsk ve Tobol’u? Omsk ve İşil (İç İl?) isimleri sizce bir anlam ifade ediyor mu? Öyleyse bir atlas açın veya önünüze bir dünya haritası serin. Lütfen bir kez daha dikkatlice bakın. Japon Denizi’nin üstündeki Sahalin’i ve Ohotsk Denizi’ni gördünüz mü? Dünyanın öbür ucu... Şimdi biraz batıya kayın. İşte Yakutsk. Biraz daha batıya, hafif güneye gelin; işte İrkutsk da orada.
Batıya kaymaya devam edin. Önce Tomsk, sonra da Omsk ve Tobolsk çıkacak karşınıza. En son da Kazan. Sibirya’yı en doğusundaki Ohotsk Denizi’nden, en batısındaki Finlandiya’ya kadar boydan boya geldiniz demektir. Müslümanlar yukarıda isimlerini sıraladığımız bu büyük şehirlerde daha kalabalık sayıda olmak üzere, daha başka irili ufaklı yerleşim birimlerine dağılmış durumdadırlar. Ve bu müslümanlar şu veya bu şekilde 770’ten 1656’ya kadar bu topraklara hakim olmuşlardır. Bütün bunları öğrendikten sonra içinizden bir “vay be” değdiğinize eminim . Tabi; İslâm’ın kuzeye doğru yayılması, esas olarak Moğol istilasından sonra olmuştur. Cengiz, istila ettiği toprakları oğulları arasında paylaştırdığında, Batı Sibirya Çuçi’nin payına düşmüştü. Bu dönemde müslüman Bulgar ve Harizm tüccarları Sibirya’yı bir baştan öbür başa dolaşmaya başlamışlardı. İşte bu ticari kervanlarla Harizm’den gelen İslâm mürşitleri ( önderleri ) de bozkırlarda ve Batı Sibirya’da halkı İslâm’a davet ediyorlardı. Hafız olan bu kimselere yöre sakini Türkler “abız” diyorlardı.
(Devamı Yarın)...