Dünyadaki silahlanma hiçbir zaman durmayacak gibi… 2012 yılında New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Teşkilatı’nın ‘Konvansiyonel Silah Ticareti’nin Kontrolü’ konulu konferansı yapılmış, dünya devletleri için bağlayıcı olan bir antlaşmayla sonuçlandırılması amaçlanmıştı. Almanya, küçük el silahlarıyla bunlara ait mühimmatın da müzakere kapsamına alınmasını istemişti.
Birleşmiş Milletler (BM) Silah Ticareti Anlaşması
60 ülkenin anlaştığı ve onayladığı Silah Ticareti Anlaşmasına Çin ve Rusya katılmamış ve imzalamamıştı. Ayrıca aralarında ABD ve İsrail’in de bulunduğu 70 ülke ise henüz onaylamamıştır.
Çin ve Rusya’nın başını çektiği silah ihracatçısı ülkeler arasında Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya da bulunmaktadır. Anlaşma, hafif ateşli silahlardan tank ve roketlere kadar tüm konvansiyonel silahları kapsamaktadır. ATT’ye taraf ülkeler, yasadışı silah ticaretinin önlenmesi çerçevesinde katılımcı ülkelere uymaları gereken düzenlemeleri getirmişlerdir.
Dünya çapında askeri harcamalar dört yıllık gerilemeden sonra tekrar yükselmeye başlamış, ABD 596 milyar dolarla toplam askeri harcamaların yaklaşık dörtte birini gerçekleştirmiştir. 2014’te en çok harcama yapan ülkeler arasında 15’inci sıraya giren Türkiye ise 2015’te ilk 15 ülke arasında yer almamış olmasına rağmen deniz kuvvetleri için ürettiği gemileri Pakistan’a satma anlaşmalarına girmiştir.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI)
SIPRI’nin açıkladığı rapora göre 2015 yılında dünyada askeri amaçlı 1 trilyon 471 milyar euroluk harcama yapılmıştır. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 1’lik artış anlamına gelmektedir.
Türkiye, en çok askeri harcama yapan ilk 15 ülke arasındaki yerini kaybetmiştir. 2013’te en çok askeri harcama yapan 14’üncü ülke olan Türkiye 2014’te 15’inci sıraya inmiştir.
Askeri harcamalarda en fazla artışın Doğu Avrupa ve Ortadoğu’da olduğu belirtilmiştir. Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da ise askeri harcamalar hafif gerileme eğilimini 2015 yılında da sürdürmüştür. Raporda Batılı ülkelerin Rusya ile yaşadığı gerilim ve terör tehdidi nedeniyle askeri yatırımları artıracakları beklentisine yer verilmiştir.
Hangi ülkelerde askeri harcamalar artmış
SIPRI’nin 17.4.2012 tarihli raporuna göre ekonomik krizin yaşandığı 2011’de askeri harcamalar neredeyse durağan hale gelmiş, tasarrufa giden Batılı ülkelerin göre Rusya ve Çin silahlanmaya milyarlarca dolar ayırmıştır.
Geçen yıl Afrika, Latin Amerika ve Karayipler’de askeri harcamalar azalırken ABD, Avrupa, Asya ve Ortadoğu’da artmıştır. ABD, 596 milyar dolarla toplam askeri harcamaların yaklaşık dörtte birini gerçekleştirmiş, bu ülkeyi, askeri harcamalarını yüzde 7,4 arttırarak 215 milyar dolara çıkaran Çin izlemiştir. Suudi Arabistan ise, 2011’den bu yana askeri harcamalarını iki katına çıkarak 87,2 milyar dolara ulaşmıştır.
Rusya’nın askeri harcamaları, 2015’te yüzde 7,5 artışla 66,4 milyar dolara yükselmiş, ABD askerlerinin geri çekilmesi ve DAEŞ’in bölgede güç kazanması üzerine silahlı güçlerini yeniden yapılandıran Irak'ın askeri harcamaları da 13,1 milyar dolara çıkmıştır.
Raporda, petrol fiyatlarında 2014’ten bu yana devam eden düşüşün petrol ihraç eden ülkelerde askeri harcamaların düşmesiyle sonuçlandığına işaret edilmiştir. Buna göre Venezuela’nın askeri harcamaları yüzde 64 azalırken Angola’nın askeri harcamalarında yüzde 42 düşüş kaydedilmiştir.
Bahreyn, Brunei, Çad, Ekvador, Umman ve Güney Sudan’ın askeri harcamaları da düşmüş; ama petrol ihracatçısı ülkelerden Cezayir, Azerbaycan, Rusya, Suudi Arabistan ve Vietnam’da artış kaydedilmiştir. Rusya ve Ukrayna’nın sınır komşuları Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya, Romanya ve Slovakya’nın da askeri harcamalarında da artış gözlenmiştir.
Yeni üretim ve silah satışlarında artış yeni yaralı bölgeler yaratıyor
Görülüyor ki, dünya ne kadar ekonomik kriz yaşarsa yaşasın silahlanmayı elden bırakmıyor. Ekonomik gelişmesini tamamlamış ülkeler, gelişmekte olan ülkeleri birtakım savaş senaryolarıyla uyuşturmakta ve ürettikleri savaş makinelerini satın almaları için teşvik etmekte ve “savaş bağımlısı” haline getirmektedir.
Herkesin kendine göre bir gerekçesi olduğu da kesin… ABD, dünyanın jandarmasıdır ve kendisini dünyanın her yerine demokrasiyi götürmekle yükümlü (!) görmektedir. Rusya, Amerikan yayılmasına karşı mücadele verdiğini; Çin, nüfusunu geçindirmek zorunda olduğunu söylemektedir.
Bunları anlamak mümkün de Suudi Arabistan gibi bir ülkenin dünya sıralamasında üçüncü veya dördüncü sırada yer almasını anlamak mümkün değil…