SON DAKİKA
reklam
reklam

Yeni bir süreç mi?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 27 Mayıs 2019, Pazartesi - 11:38   Okunma Sayısı:

Terör örgütü mensubu caniler, Güneydoğu Anadolu bölgemizin yoksul insanının ekmek derdini can derdine dönüştürdüler. Şiddet yine arttı ve gün geçmez oldu ki, şehit haberi gelmesin…

Geçmişte çözüm sürecini yaşadık. Kişiler veya yöneticiler ise rehavet dönemi yaşadı. Askeri taşlayanlara, polise tokat atanlara, jandarmaya küfredenlere hoş görüyle bakan; bayrak açmak isteyenlere, karşı tarafı tahrik edeceği düşüncesiyle müsaade etmeyen mahalli yöneticiler gördük. PKK’nın teröre ve yıkıma tavan yaptırdığı durumu irdelersek;

 

1.Yurt içindeki faaliyetler

PKK’nın Suriye kolu PYD, binlerce TIR’lık silahla donatıldı. PYD,  kendisini meşrulaştırma yoluna itildi. Legal siyasi parti ve kuruluşlar kanalıyla söylemlerini sürdürmek suretiyle hâlâ söz sahibi olduğunu anlatmaya çalıştı…

Devletin yürüttüğü amansız operasyonlar karşısında terör örgütü, ağır kayıplar vermesine rağmen fırsat bulduğu yer ve zamanda eylemlerini yapabilmektedir. Siyasi durumun ve seçim ortamının çok nazik olmasını kendisi için avantaj kabul etmiştir.

 

2. AB içindeki faaliyetler

Almanya’da PKK’nın yapmak istediği gösterilere müsaade edilmektedir. Buna paralel olarak diğer Avrupa ülkeleri de destekleyici faaliyetlerde bulunmaktadır. Önceki Alman Başbakanı Merkel, Türkiye’deki siyasi durumun AB’ye giriş için engel teşkil ettiğini söylemekte ama ilişkileri bozmamak amacıyla menfaatlerini kollamak düşüncesini ortaya koymaktadır.

Avrupa ülkeleri, yine eskiden olduğu gibi PKK üzerine operasyon yapmaya niyetli olmadıklarını göstermektedirler. Devletin en yetkili ağızları Batılıların PKK terör örgütüne maddi destek sağladıklarını defalarca dile getirmişlerdir. Hele ABD’nin son zamanlarda PYD’ye toz kondurmayan demeçler vermeleri ve ortak harekât icra etme girişiminde bulunmaları tam da ittifak mensubu olduklarını yansıtmaktadır.

 

3. Şehir yapılanmaları

İçişleri Bakanının son günlerdeki açıklamaları, DEAŞ terör örgütünün Türkiye içinde faaliyetlere yönelebileceği izlenimini vermektedir. Terör örgütleri için en kıymetli faaliyet, şehirlerde yuvalanmayla başlayan yapılanmalardır. Halkın içinde saklanarak farklı kisvelerle çeşitli eylemlere yönelebilirler. Sivil toplum kuruluşlarının savunduğu ilkeleri, halkın rahatsızlık duyduğu hususları ve sistem tıkanıklıklarını paravan yaparak eyleme geçebilirler.

Ülkemizde son birkaç yıldan beri gözlemlediğimiz ve adeta kalkışma olarak addedebileceğimiz tırmanışlar gördük. Bu yapılanmalar nedeniyle ülkemiz nerdeyse Türk-Kürt çatışmasına varacak seviyelere çekilmek istendi. Alınan tedbirler Batılı dostlarımız (!) tarafından eleştirildi, basına yansıyan görüntüler, Avrupa resmi kuruluşlarının raporlarına geçti.

 

Uluslararası camia yekvücut olmalı

PKK terör örgütü ve diğer terör örgütleri, her şekilde birbirleriyle işbirliği yaparken ne yazık ki, devletler “senin teröristin, benim teröristim…” derdine düştüler. Özellikle 11 Eylül, teröre karşı mücadeleye farklı bir anlayış getirmişti.

Bu konu üzerinde yoğunlaşma başlamışken dünyada yeni gelişmeler ortaya çıkıyor, Afrika’dan Fransa ve İtalya’ya; Suriye’den Türkiye ve Yunanistan yoluyla Avrupa’ya kitlesel geçişler başlıyor ve istihbarat kanalları daralıyordu. Bu kanalları açmak ve işletmek her ülkenin karşısına yeni maliyetler, yeni önlem ve yapılanmalar çıkarıyordu…

Bu olgularla bazı Avrupa ülkelerinde –Almanya ve Fransa-  toplu saldırılar meydana gelmişti. Diğer ülkelerde teröre karşı söylem birliği gerçekleşse de eylem birliği gerçekleşemiyordu. Örneğin; PKK ve PYD’ye Türkiye’nin bakışıyla başka ülkelerin bakışı arasında fark vardı. Bir ülkedeki terör eylemine duyulan tepki başka ülkelerde de aynı şekilde duyulamıyordu. Uluslararası camia, teröre karşı ortak mücadele çizgisinde buluşamıyordu.

 

Kısır süreç

Bu kısır süreç seçim döneminde hassasiyetini korumaktadır. Terörü lânetleyen eski anlayışa hoşgörü getirmeye çalışan bir tutum sergilenmek istenmektedir. Bu durum toplumun kafasını karıştırmaya yetmektedir.

Terör örgütü liderinin avukatlarıyla görüşmesinin sağlanması muhtemeldir ki, Avrupa insan hakları örgütlerinin yarattığı baskıyla, AB kriterlerinin yeniden ele alınmasıyla ve yapılacak siyasi hamlenin oy kaybına neden olmasını önleme çabasıyla olmaktadır. Yapılacak seçimin sadece İstanbul’da olacak olması Türkiye genelinde olacakmışçasına ele alınmaktadır.

Konunun sadece bu yönden alınması değildir elbet düşünülen. Bekle-gör politikası yeni bir süreç başlatacaktır. Bekleyelim görelim.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam