SON DAKİKA
reklam
reklam

Kıbrıs unutulmasın

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 31 Mayıs 2019, Cuma - 10:16   Okunma Sayısı:

 

Avrupa, Afrika ve Asya arasında bir iskele oluşturan Kıbrıs, Akdeniz’in ortasında Anadolu’ya 40 mil, Yunan anakarasına 600 mil uzaklıktadır. Osmanlı devleti, Batılılar tarafından Anadolu’ya karşı bir üs olarak kullanılmasın diye 1571 yılında Ada’yı ele geçirmiştir.

1877-1877 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrasında Ruslar Osmanlı topraklarını işgale başlamış, bunu fırsat bilen İngiltere de sözde Osmanlı devletine yardım etmek gayesiyle Ada’nın geçici olarak kendisine devredilmesini istemiştir.

Ada’yı bu şekilde alan İngiltere, burada kendi kuvvetlerini konuşlandırmıştır. Bu şekildeki konuşlanma günümüzde de devam etmektedir.

 

Ben de yazdım

Kıbrıs konusunda ben de çok yazı yazdım. Osmanlı arşivinden çıkarttığım belge ve bilgileri sizlerle paylaştım. Ancak bu işin yılmaz savunucusu var. Kendisi hem de Kıbrıs gazisi olan ve iki üç kez kitaplarıyla size tanıtmaya çalıştığım E. Yarbay Atillâ Çilingir’dir. Hem 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Kıbrıs’ta görev yapmış, hem de emekli olduktan sonra bütün çalışmalarını Kıbrıs’a hasretmiş bir gazimizdir o…

Önce Vatan gazetesinde yazdığı yazılarını takip ediyorum. Barış Harekâtı’nın gerçekleştiği 20 Temmuz tarihi yaklaşmaktadır. Kıbrıs’ta olan bitenler nedir, diye merak edenlerimiz olacaktır. Bunlar arasında en belirgin olanı Kıbrıs güneyindeki petrol sondaj çalışmalarıdır. Türkiye’nin siyasetini de etkileyen bu konunun perde gerisindeki politik gelişmeleri Sn. Atillâ Çilingir’in yazılarından bazı alıntılar yaparak sizlere sunacağım:

 

KKTC’de yeni hükümet kurulurken…

“… 15 yıl önce 1 Mayıs 2004 tarihinde Rum tarafı, Kıbrıs sorununun çözümüne bilerek ve isteyerek engel olmuştur. Avrupa Birliğine tek yanlı olarak üye yapılmasının da ne kadar yanlış bir karar olduğu aradan geçen bunca yıl sonra çok daha net şekilde ortaya çıkmış, bu yanlış kararın bedelini Kıbrıs Türk halkı ödemiştir. 

Bu haksız AB üyeliği AB’nin kendi değerlerine ters düşmek pahasına yapmış olduğu adil olmayan bir davranıştır. Geçen 15 yılda bunun faturasını esasen biz Kıbrıslı Türkler ödedik. Bu öngörüsüzlük Kıbrıs sorununun çözümünden daha da uzaklaşmamıza neden oldu.

Kıbrıs Rum tarafının kendi konfor alanını daha da bir güvenceye almasına yol açtı. Kıbrıs sorunu çözülmeden de istediklerini elde edebileceği güvencesi kendisine AB tarafından verildiği için üyeliği ertesinde Kıbrıslı Türklerle ilgili her konuda ya engellemeyi ya da geciktirmeyi bir misyon haline getirmişlerdir.”

 

Yukarıdaki açıklama KKTC’deki HP Genel Başkanı, Sn. Kudret Özersay ’a ait olup bir önceki hükümetin koalisyon ortaklığı döneminde Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı görevini yürütürken AB icraatlarına yönelik görüşleridir.

Sn. Özersay’ı henüz partisini kurmadan önce İstanbul’da KTKD’de Kıbrıs müzakerelerinin çözüm sürecine yönelik vermiş olduğu konferansta tanımıştım. Müthiş bir sinerjiye sahip, konusuna hâkim ve mükemmel bir uluslararası ilişkiler uzmanı olduğunu gözlemlemiştim.

O süreçte henüz milletvekili değildi, ama Sn. Özersay 12 yıllık müzakere görevi sırasında üç farklı KKTC Cumhurbaşkanı, dört farklı Kıbrıs Rum lideri ve iki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile aynı müzakere masasında bulunmuştur.

Görevi sırasında Londra, Atina, Moskova, New York, Washington, Brüksel, Paris ve Berlin gibi dünya merkezlerinde KKTC Cumhurbaşkanlığı adına diplomatik faaliyetlerde bulunmuş ve Kıbrıs Türk tarafını temsil etmiştir. Bu müthiş tecrübe, bu gencecik profesörümüzü KKTC’nin siyaset arenasında hızla parlatmış, söz sahibi yapmıştır. Bir yerde de Kıbrıs Türk halkını uluslararası ilişkilerde başarıyla temsil edebilecek en nitelikli uzman seviyesine taşımıştır.

Halkın Partisi ile birlikte, KKTC’de en çok milletvekiline sahip Ulusal Birlik Partisi genel başkanı Sn. Ersin Tatar başkanlığında kurulacak olan yeni hükümetin, önümüzdeki süreçte birçok başarıya imza atacağını şimdiden söylemek oldukça gerçekçidir.

50 kişilik KKTC Meclisi’nde 30 sandalyeye sahip bu ortaklığın iki liderinden birisinin dış ilişkilerdeki tecrübesi, diğerinin maliye bakanlığı dönemindeki başarılı icraatları, adada yaşayan Türklere ekonomik yönden rahat bir nefes aldıracak ve hatta yeni bir çıkış noktası sağlayacaktır.

Başbakanlık görevini üstlenecek olan Sn. Ersin Tatar’a ayrı bir parantez açmak gerekirse; Sn. Tatar’ı Türkiye’de yaşadığı dönemde İstanbul’daki Kıbrıs Türk Kültür Derneğinde görev yaptığım yıllardan beri yakinen tanırım.

Müthiş donanımlı, sorun çözmeye odaklı, sıcakkanlı, güler yüzlü, hatırşinas, halkla iç içe olmayı seven, hesabını bilen, alçak gönüllü tam bir halk adamıdır. Türkiye’deki siyasi ilişkilerini hep sıcak ve dostane tutmuş olması da onun en önemli yanıdır. Yıllar önce adaya dönüp de Kanal T’nin başına geçtikten sonrasında UBP’den ilk milletvekili seçildiği 2009 yılında, Maliye Bakanıyken kendisine söylediğim cümle dün gibi hatırımdadır.

“Değerli Kardeşim, sen bir gün bu ülkenin Başbakanı, sonrasında da Cumhurbaşkanı olacaksın. Ve KKTC’nin dünyadaki tanınırlığını sağlamak da inşallah sana kısmet olacaktır.”

Bu cümleyi kuralı tam 10 yıl oldu ve ilk adımı gerçekleşti. Eminim ki, bundan sonra adadaki süreç çok daha farklı ama bir o kadar da Kıbrıs Türk Halkının lehine olacaktır.

Nedeni de; KKTC’de siyaset sahnesinin en önemli iki icraat makamına çok dürüst, çok donanımlı, ülkesinin menfaatlerini sonuna kadar savunmaya azimli, Türkiye ile ilişkileri mükemmel genç ve dinamik iki siyasetçi ile liyakatli bir kabine iş başına gelmiştir…

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam