Finlandiya’da aşırı sağcılık
Finlandiya’da aşırı sağcı bir milletvekili adayı Kur’an-ı Kerim’i havaya kaldırıyor, sayfalarını yırtıp yere atıyor. Hz. Muhammed’e yakışıksız sözler söylüyor. Polis olayı izliyor. Orada bulunan bir Türk, polise durumu bildiriyor; ama polis hiç müdahale etmiyor.
Ey meczup!
- Senin bu uç hareketin İslam fanatiklerden bazılarının defterine geçmiştir. Umarım bir
gün “özür dilemek” durumuna düşmezsin?
- Çok değil daha 1995 yılında katıldığınız AB üyeliği 24 yıl geçmesine rağmen sana
bazı şeyleri hâlâ öğretememiş. İnanç özgürlüğü, AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) Md. 9’da ve Sözleşme Organları İçtihatlarında iki boyutta ele alınmaktadır. Birinci boyut, vicdan özgürlüğü olarak ifade edilmekte ve kişilerin içsel alanlarında varlık bulan inançlarını konu alarak, bu inançlara yönelik derin bağlılığa koruma sağlamaktadır.
Finlandiya laik bir devlet sistemine mi sahiptir? Evetse, o zaman laik sistem, din veya inanç özgürlüğünü korumak amacıyla tüm inançlara eşit uzaklıkta ve yakınlıkta durarak, dini inançların ve mensuplarının hassasiyetlerini zedelememeye özen göstererek ve onlara eşit özgürlükler vererek devleti din ile açık bir çekişme içine düşmekten korur.
- Laikliğin cari olduğu liberal ya da anayasal demokrasilerde, din, toplumsal bir olgu
olarak kabul edilir, kamusal alan, dini temelli kurallara terk edilemez. Bu tür demokrasilerde, din ve vicdan hürriyetinin de içinde yer aldığı insan hakları teminat altındadır. Burada maksat, gerek dini gerek felsefi ve siyasi olsun bütün düşünce ve inançların kendi farklılıkları ile bir arada yaşamalarını güvence altına almak; birinden diğerine olabilecek baskılara mani olmaktır.
- Finlandiya Anayasası Bölüm 11 Din ve Vicdan Özgürlüğü: Herkes, din ve vicdan
özgürlüğüne sahiptir. Din ve vicdan özgürlüğü, bir dini ya da inancı uygulamayı ve yaşamayı, birinin kanaatlerini açıklama hakkını, bir dini cemaat üye olma ya da bir dini cemaatten ayrılma hakkını kapsar. Kimse kendi inancına aykırı olan bir dini uygulamaya zorlanamaz.
John Davenport’un Hz. Muhammed’e bakışını okumalısın. İskoçyalı bilim adamı Thomas Carlyl (1795-1881)’in yazdıkları arasında,
“Kur’an’ı okudukça, onun sıradan edebi bir eser olmadığını hemen hissedersiniz. Kur’an-ı Kerim, kalpten gelen ve diğer bütün kalplere nüfuz eden bir eserdir. Diğer bütün eserler, bu muazzam eser yanında çok sönük kalırlar. Kur’an’ın göze çarpan ilk karakteri, onun doğru ve mükemmel yol gösterici ve dürüst bir rehber olmasıdır. Bence, Kur’an’ın en büyük meziyeti budur. Bu meziyet diğer birçok meziyetlere de yol açmaktadır.” sözlerini dinlemelisin.
- Gaston Care: Fransa’nın en maruf müsteşriklerinden (doğu bilimci, oryantalist) Gaston
Care, 1913 senesinde Le Figaro gazetesinde, yeryüzünden Müslümanlık kalkacak olursa, müsalemetin (iki tarafın barış içinde olması) muhafazasına imkân olup olmadığı hakkında makaleler silsilesi yazmış ve o zaman bu makaleler Şark gazeteleri tarafından tercüme edilmiştir. Fransız müsteşriki diyor ki:
“Yüz milyonlarca insanın dini olan Müslümanlık, bütün sâliklerine (Allah yolunda gidenlere) nazaran, dünyanın kıvamı olan bir dindir. Bu aklî dinin menbaı (kaynağı) ve düsturu (ilkeleri) olan Kur’ân, cihan medeniyetinin istinat ettiği temelleri içerir.
O kadar ki, bu medeniyetin, İslâmiyet tarafından neşrolunan esasların imtizacından (bağdaşma, kaynaşma, uyuşma) vücut bulduğunu söyleyebiliriz.
Kısacası bu yüce din, Avrupa’ya, dünyanın imar ve gelişmesi için lâzım olan en esaslı kaynakları temin etmiştir. İslamiyetin bu üstünlüğünü teslim ederek, ona medyun olduğumuz şükranı tanımıyorsak da, hakikatin bu merkezde olduğunda şüphe yoktur.”
- Alman Joachim Bolf: Kur’an bu noktadan bakıldığında bütün dini kitaplara göre
üstündür. Kur’an’ın tarif ettiği basit fakat mükemmel ahlâki kuralları dikkate alırsak, bu kutsal kitap sayesinde bütün dünyanın bazı kısımları haşerat meşheri olan Asya’nın ne müthiş bir tehlike olmaktan kurtulduğunu görürüz. Müslümanlık temizliği ve nezahati bütün mensuplarına farz etmekle çok tahripkâr mikropları imha etmiştir.
Avrupa’da aşırı sağ ve İslam karşıtlığı
İslam karşıtlığının Avrupa’da arttığı açıktır. 7 Ocak 2015 Charlie Hebdo saldırısında 12 ölü; 13 Kasım 2015 Paris saldırısında 130 ölü olması üzerine Fransa Başbakan’ı Manuel Valls, televizyon programında bir açıklama yapmış ve, “Fransızlara söylemek istediğim, ‘savaştayız’. Evet, savaştayız ve eyleme geçip bu cihatçı düşmanları vuracağız. Onları Fransa’da, Avrupa’da, Suriye’de ve Irak’ta yok etmek için bu savaşı kazanacağız.” demişti.
Başbakan’ın bu sert tavırları Fransa’nın günlük işleyişine yansımıştı, Ülkede olağanüstü hal ilan edilmiş, askerler sokaklara inmişti. Müslüman derneklere polis tarafından baskınlar düzenlenerek Müslüman kimlikli olanlar hedef gösterilmeye başlanmıştı.
Finlandiyalı meczup, sen birkaç oy uğruna pirim yapmak ve sivrilmek istiyorsun. Bence gerek yok, yeteri kadar sivrilmişsin fanatik olmuşsun zaten. Dikkat et bir başka fanatiğin azizliğine uğrama! Batı’nın medya aracılığıyla yarattığı düşmanlık, İslamofobi adıyla geniş kitlelere yansıtılmak istenmektedir.