SON DAKİKA
reklam
reklam

Beyazperdenin Kızılı Ken Loach (II)

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 25 Haziran 2019, Salı - 11:51   Okunma Sayısı:

Söz konusu kitaptan bir bölüm aktaralım; Anthony Hayward ile Ken Loach yönetmenin Britanya Bağımsız Film Ödülleri’nden birçoğunu kazandığı bir gecenin ertesinde, sabah boyunca söyleşirler ve ardından yönetmenin yapımevine gitmek üzere bir otobüse binerler. Otobüs bir metro istasyonun önünden geçerken, dışarıda gösteri yapmakta olan bir kalabalık görürler ve o anda “Eyvah!”, der Ken, “Benim burada olmam gerekiyordu.” Otobüsten iner, gösteri yapan kalabalığa karışırlar. Yazar o sırada çantasına göz kulak olurken, Ken bir de konuşma yapar Irak işgaline karşı düzenlenen bu gösteride. Ken Loach filmlerinden birini dahi izlemiş olanların mutlaka dikkatini çekmiş olan önemli bir özellik, konuların insanı kuşatan yalın gerçekçiliği kadar bu gerçeklik duygusunu iyice inandırıcı hale getiren üstün oyunculuk performanslarıdır. Aynı kitap; kimi kez, perdede rol yapan oyuncular değil de kameraya alındığının bile farkında olmayan herhangi bir insan kadar aşinalık hissettiren bu oyunculuk performansını çeşitli açılardan ayrıntılı olarak anlatılıyor. Örneğin yönetmenin İspanya iç savaşını anlattığı ve en iyi filmlerinden biri olan, Ülke ve Özgürlük’teki başrol oyuncularından Iciar Bollian, yönetmeni şu sözlerle tarif ediyor: “Onun beklediği oyunculuk tarzı, her ayrıntıda ‘gerçek hayat’taki gibi oynamamızdı .Mirambel’de büyük bir çarpışma yaşadık, hepimiz içimizden birilerinin öleceğini biliyorduk, çünkü savaştaydık ve etrafımızda silahlar atılıyor, bombalar patlıyordu. Ve herkes çok korkuyordu, öleceğim diye. Çünkü kimse ölmek istemiyordu. Ölmek demek, filmden ayrılmak demekti. Ken Loach bizi öyle bir etkiyle sarıp sarmalamıştı, hepimizde öyle bir yoldaşlık bağı yaratmıştı ki, kimse, ‘Filmden ayrılmak istemiyorum,’ demiyordu. ‘Ölmek istemiyorum!’du, herkesin ağzındaki söz.” Ken Loach’ın sinema severlere buluşan en son çalışması olan Ben Daniel Blake(I,Daniel Blake) de köşemize konuk olmuştu ve şu satırları paylaşmıştık film hakkında ; “Sinemaya özgünlük katan bir yönetmen olarak kabul edilir Ken Loach ve bu nedenle Ken Loach sinemasında özgünlüğe dair pek çok şey bulabilmekteyiz. Bu filmde ise özgünlük olarak filim içinde keskin mesajların verildiği bu mesajların da izleyiciyi rahatsız etmeyecek net bir tarzda verildiğini söyleyebiliriz. Peki; yönetmen son filminde ne gibi mesajları veriyor ? Bir kere Ken Loach sade vatandaşın bürokrasi çarkları karşında ezilmesini hoş karşılamıyor ve bu durumun değişmesi için caba gösterilmesi gerektiğini(ki bunun en iyi örneği Daniel Blake’in duvara yazdığı “I Daniel Blake yazısıdır) iletiyor. İkincisi de son 30 senede sosyal devlet anlayışından şirketleşmiş devlet mantığına geçiş yapmış devletlerin(İngiltere filime konu olan ülkedir.) sosyal devlet anlayışına geri dönmesi gerektiğini söylüyor. Şunu da söylemek lazım Ken Loach politik olarak Marksist bir dünya görüşüne sahip ve daha çok sosyal demokratların(Merkez Sol) ve merkez sağın 1950 ve sonrasında savunduğu “Sosyal Devlet” anlayışının ;çünkü Marksist dünya görüşü bilindiği üzere daha çok ekonomide ve sosyal yaşamda devletin kontrolünü savunulmaktadır Ken Loach tarafından savunulması yönetmenin ülkesindeki ve dünyadaki gidişattan çok da memnun olmadığını ancak çok da karamsar olmadığını göstermektedir. Çünkü “Sosyal Devlet” anlayışı, işlediği ve düzgün bir şekilde uygulandığı takdirde vatandaşın büyük yararına olan bir anlayıştır. Tabi bir de yönetmen son yıllarda Avrupa’daki aşırı sağ söylemlerin yükselmesinden rahatsız ve bir iki sahnede vurgulamış.” Giderek daha popüler bir alan haline gelen sinemada Ken Loach, piyasaya, popülerliğe ve bunların kaçınılmaz sonucu olan yalana hiç itibar etmeden, kendi bağımsız çizgisinde ve bağımsız çizgide film yapmaya olmaya devam ediyor.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam