Normandiya çıkarması
II. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren Normandiya Çıkarması, 6 Haziran 1944’te ABD, İngiltere ve Kanada’nın oluşturduğu 160 bin kişilik müttefik kuvvetleri tarafından Alman işgali altındaki Fransa’nın kuzey sahiline yapılmıştı.
Kasım 1918 I. Dünya Savaşı’nı bitiren “Ateşkes Günü”
Geçen yıl “Ateşkes Günü”nün 100’üncü yıl dönümü anma etkinlikleri için Fransa’da bulunan ABD Başkanı Donald Trump, başkent Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’la biraraya gelmişti.
Elise Sarayı’ndaki görüşmede Macron, “ABD’ye bağımlı olmayan, egemen bir Avrupa Birliği ordusu” görüşünü tekrarlamış ve “Avrupa güvenliğinin bugün sadece ABD tarafından güvence altına alınması adaletsizdir. Bu nedenle daha fazla Avrupa kapasitesine ve daha fazla savunmaya ihtiyaç var. Avrupa savunmasına dair önerilerimin son derece tutarlı olduğuna inanıyorum." şeklinde konuşmuştu.
Trump ise, “Güçlü bir Avrupa’dan yanayız. Bu bizim için çok önemli ve en iyi şekilde, her iki tarafın da istediği gibi olursa başarılabilir. Avrupa'ya yardım etmekten yanayız ancak bu adil olmalı, oysa şu anda yükün büyük kısmı ABD'nin omuzlarında.” şeklinde cevabi bir konuşma yapmıştı.
Avrupa güvenliği ve egemen Avrupa ordusu kurulması konusunda karşılıklı demeçlerle birbirlerini hedef alan iki lider, önceki görüşmelerine oranla birbirlerine daha soğuk davranmışlardı.
5-6 Haziran 2019… Normandiya Çıkarması törenleri
Bu yıl 5-6 Haziran günleri Normandiya Çıkarması’nın 75’inci yıldönümü dolayısıyla Macron’un ev sahipliğinde Fransa’nın kuzeybatısındaki Colleville-Sur-Mer yerleşim biriminde törenler yapılmıştır. Daha sonra Amerikan mezarlığında düzenlenen törene ABD Başkanı Donald Trump da katılmıştır.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin, Amerikan, İngiliz ve Kanadalı askerlerin fedakârlığını ve Normandiya Çıkarması’nda yaptıklarını hiçbir zaman unutmayacağını belirterek Fransa’yı Nazi işgalinden kurtaranlara hitaben “Biz size ne borçlu olduğumuzu biliyoruz. Ülkem adına size teşekkür ediyorum.” demiştir.
Ülkesinin ABD'ye ne kadar borçlu olduğunun bilincinde olduğunu belirten Macron, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra NATO, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler’in önemine değinen Macron, “Fransa halkı, insanlık tarihine çok şey katmış olan iki ulusumuz arasındaki dostluğu canlandırmaya hazır.” demiştir.
Nereden nereye gelindi?
Her iki lider arasında hem Avrupa ordusu konusunda soğukluk vardı hem de İran’ın nükleer silah ve tesislerini geliştirmesi konusunda görüş ayrılıkları yaşanıyordu. Nasıl oluyordu da 75 yıl önce yaşanan bir olay iki lideri bu kadar yakınlaştırıyordu?
ABD, İran ile arasındaki Nükleer Sözleşmeden çekilip İran’a karşı yaptırımlar uygulamaya başlamıştı. Bu tutumuyla Berlin’in politik ilişkilerini ve ekonomik genişleme planlarını bozmayı amaçlamıştı. Almanya, Fransa ve İngiltere’nin oluşturduğu Avrupa cephesi ise, nükleer sözleşmenin iptal edilemeyeceğini öne sürüyor ve ABD’nin önüne geçmeye çalışıyorlardı.
Yorumlama
ABD, biliyordu ki, Almanya İran’da kazanabileceklerine karşılı Meksika’daki Alman yatırımlarını engelleyebilirdi. Gümrük engelleri yanında Kuzey Amerika Ticaret Sözleşmesi (NAFTA) gereği Meksika’daki malların alıcısı ABD idi. Almanya’yı bu yönden vuracaktı. Almanya bunu görünce ABD ile didişmekten vaz geçti.
Fransa ile Almanya arasında süren gizli ekonomik rekabet, sürekli olarak Almanya lehine gelişme göstermektedir. Fransa’nın, bunun acısını çeken ülke olarak ABD ile ilişkilerini yeniden geliştirmek istemesi gayet doğaldır.
Törenlere Almanya’nın önceki Başbakanı Merkel de katılmıştı. Acaba içinden hiç geçmiş midir, şu soruları sormak?
- Fransa, AB’nin kurucu ve lider ülkesi olup Avrupa entegrasyonunun itici gücüdür.
Yeniden ABD’nin korumasını istemektedir.
- Törenler katılan bu kadar ülkenin lideri sözde barıştan bahsetmektedir. Böyle olmasına
rağmen bu ülkeler bütün çatışma bölgelerinde ve yer altı servetlerinin bulunduğu yerlerde hazır ve nazırdırlar. Daha doğrusu buralardaki zenginliklerden pay alma ve topraklara egemen olma sevdasındadırlar. Neden gerçek anlamda barışa hizmet etmezler?
ABD Başkanı’nın törende gazilere seslenmesinde, “Amerikan askerinin hiçbir ordunun yıkmayacağı bir gücü var” demesi ABD’nin hâlâ egemen olma sevdasını göstermiyor mu?
Rusya
Törenlerde Rusya’nın adının hiç geçmemiş olması Rus yönetiminde alınganlık yaratmış, Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova Hitler’in yenilgisinde eski Sovyetler Birliği’nin rolünün ise küçümsenmemesi uyarısında bulundu.
Zakharova, “Müttefiklerin zafere katkısı açık. Ancak bunu abartmamak ve aynı öneme sahip Sovyetler Birliği’nin devasa girişimlerinin etkisini küçük görmemek gerekir, Sovyetler Birliği’nin katkısı olmasa bu zafer kazanılmazdı.” demiştir.
Zakharova, Almanya’nın yenilgisinde ABD ve müttefiklerinin başrolü oynadığı konusunda çekilen filmler ve basında çıkan makalelerle tarihin yeniden yazılmaya çalışıldığı görüşünü dile getirmiş ve Hitler’in yenilmesinde belirleyici diğer bir faktörün Kızıl Ordu olduğunu belirtmiştir.
Sizce haklılık payı var mıdır?