SON DAKİKA
reklam
reklam

Paris 1919 (Kitap tanıtımı-Bölüm II )

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 27 Haziran 2019, Perşembe - 11:20   Okunma Sayısı:

 

Sa: 436

“… Dünya haritası üzerinde bir Kürdistan görmeye herkesten biraz daha fazla ilgi duyan tek güçlü ülke İngiltere’ydi. Amerika’nın sempatisi Ermenilere dönük olduğundan Kürtleri pek sevmezlerdi. Fransızlar bir manda talebi vermişlerdi; ama amaçları daha çok o talebi pazarlıkta kullanmaktı.

1919 sonbaharında İngiltere, Suriye üzerinde Fransızların haklarını kesin olarak tanıyınca Fransa artık manda talebine ilgi duyuyormuş gibi numara yapmaktan bile vazgeçti, İngilizlerin de Kürdistan mandasını almasına itirazını yine de sürdürdü.

Lloyd George’un danışmanları esas olarak Mezopotamya mandasını almak ve korumakla ilgileniyorlardı. Orada önemli petrol yatakları vardı. Hemen kuzeyindeki Osmanlı toprağından bir dilim alabilmeyi de elbet isterlerdi.

 

Kürdistan tampon bölge olabilir

Bir Kürdistan kurulursa Ermenistan’ın (eğer ayakta kalırsa) güney sınırlarının korunmasına da katkısı olur, ayrıca Bolşeviklerle İngiliz yatırımları arasına bir engel daha sokulmuş olur; ayrıca Bolşeviklerle İngiliz yatırımları arasına bir engel daha sokulmuş olurdu. Bütün bunlara ek olarak Fransızları Suriye ve Güney Anadolu’da bloke eder, etkilerini kuzeye doğru yaymalarını önlerdi.

İngilizler Kürdistan’ın Hindistan’daki kuzey sınır bölgesindeki modelinde olduğu gibi yerel ağalar eliyle ucuza yöneltilebileceği kanısındaydı. Kürtlerin de zaten İngiliz himayesi istediğini ileri sürüyorlardı. Kürtler ise tam tersine 1919 boyunca enerjilerini İngiliz işgal güçlerine karşı ayaklanmaya, İngiliz ajanlarını öldürmeye harcadılar.

 

Ajan faaliyetleri

1919-1920 boyunca İngilizler bir yandan Türkiye Anlaşması’nı hazırlamakla uğraşırken Kürtleri İngiliz koruması altına sokabileceklerini iddia eden birtakım Kürt gruplarına da fon aktardılar. Binbaşı Noel adında birine “Kürt Lawrence” adı yakıştırıldı.

Kendisi 1919 yazında esrarengiz bir görevle Kürt bölgesine gönderildi. Bir bağımsızlık hareketi başlatmaya çalıştı. Bu çabaları milliyetçi Türkleri ve kendi çalışma arkadaşlarını öfkelendirmekten başka işe yaramadı. İstanbul’daki İngiliz siyasi danışmanı şöyle yakınmaktaydı: ‘Türklere karşı entrika peşinde olmadığımızı ve Kürdistan’ın geleceği konusunda hiçbir şey vaat edemeyeceğimizi tekrar tekrar söyleyip çok açık şekilde ifade ettim’…”

 

Sa: 437

“… Kürtlerin kendilerine gelince, onlar aralarında yine her zamanki gibi bölünmüş durumdaydılar. Türklere mi güvenmeliydiler yoksa İngilizlere mi? Ermenilerle mi buluşmaya çalışmalıydılar? Bolşeviklerden yardım mı istemeliydiler?

 

Kürtlerin Türkler yanında yer alması

Yunan tehdidi birçoğunun karar vermesini sağladı. 1919 ilkbaharında Yunanlar İzmir’e çıkıp ardından da 1920 yazında içerilere, Atatürk’ün kuvvetleri üzerine yürümeye başladıklarında, genelde hayli dindar Müslüman olan Kürtler bunu İslamiyetle Hristiyanlık arasında bir savaş olarak gördüler. İngiltere’nin güneydeki Kürt topraklarını ele geçirmeyi planladığına ilişkin söylentiler Kürt milliyetçilerini bile Atatürk’ten yana olmaya iletti…”

“… Curzon ve Lloyd George belki de ilk defa aynı görüşteydiler. Bağımsız Kürt devleti olacak şey değildi. Lloyd George 1920 Nisan’ında San Remo’da gerçeği kabul etti. Kürt halkını genel olarak temsil edebilecek tipik bir Kürt bulmanın imkânsız olduğunu öğrendi. Her Kürt olsa olsa ancak kendi aşiretinin temsilcisi olabilirdi.

 

İngilizler istediklerini elde ettiler

Diğer yandan Kürtler kendilerini, sanki büyük güçlerden birinin yardımı olmazsa varlıklarını sürdüremeyeceklermiş gibi hissediyorlardı…”

“… Türkiye için hazırlanan anlaşmada Kürdistan’ın durumu havada bırakılmıştı. Ya Türkiye içinde özerk bir bölge, ya büyük güçlerden birinin koruması altında manda, ya da tam bağımsızlık olacaktı. Bir inceleme heyeti gidip bilgi getirecekti. (İngilizler kendi istedikleri bölgelerin yeni Irak devleti sınırları içinde olmasını sağlamışlardı.) Muğlak bir vaat vardı: Eğer kendilerinin bağımsızlığa hazır oldukları konusunda Milletler Cemiyeti’ni ikna edebilirlerse ve bağımsızlğı gerçekten istiyorlarsa günün birinde Irak’taki yakınlarıyla biraraya gelebilirlerdi…”

 

Yorumlama

Kitabın değişik sayfalarından yapılan alıntılar, İngilizlerin ve Fransızları hem Kürdistan hem de Kürtler konusundaki niyetlerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Amerika, Ermenistan’dan yana tavır koyarken bu iki Avrupa ülkesi sadece menfaatleri gereği petrol zengini Mezopotamya ve kuzeye uzanımını içeri alacak şekilde Kürt bölgesini düşünmekte –Kürdistan’ı değil- Türkiye sınırları içindeki Kürtleri dikkate almamaktadır.

Bu düşüncelerin ışığında Fransa, gerektiğinde silahlı güç oluşturacağını düşündüğü Kürtlere manda fikrini kabul ettirmek istemekte, İngiltere ise Musul ve Faw Yarımadası bölgelerinde İngiliz hâkimiyetini sağlama fikri peşinde koşmaktadır.

1990 yılında Amerika ve müttefiklerinin Irak üzerinde icra ettiği Körfez Harekâtı sırasında İngilizler yine Faw Yarımadası’na çıkmadılar mı?

(Paris 1919, Margaret Macmillan, Çeviren: Belkıs Dişbudak, ODTÜ Yayıncılık Ankara, Ekim-2004)

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam