SON DAKİKA
reklam
reklam

Kısa süreli gezilerden notlar

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 29 Haziran 2019, Cumartesi - 10:51   Okunma Sayısı:

 

Ege gezisinden

Ege bölgemizde ilçe nitelikli tatil yörelerimizin nüfusu pek kalabalık olmamakla birlikte yaz tatili, bayram tatili veya diğer uzun tatil günlerinde gelenlerin sayısı ilçe nüfusunun 15-20 katına ulaşabilmektedir. Bu durumu her gittiğim yerde gözlemleyebiliyorum. Gelen bu geçici nüfusun barınacak yer bulması, yeme içme ihtiyacını karşılaması başlı başına problem oluyor.  Bununla bağlantılı olarak;

Ekmek başta olmak üzere ihtiyacı karşılayacak gıda maddesi bulmak ya güçleşiyor, ya da mümkün olmuyor. Karaborsa anlayışı yer etmeye başlıyor

Otel ve pansiyon gibi yerlerde oda bulmak zorlaşıyor. Bazı tesis sahipleri yerli turiste yer vermektense yabancı turisti tercih ediyor. Burada da karaborsa anlayışı ortaya çıkıyor

Bodrum'u ele alırsak; iki milyona varan tatilci grubun küçücük ilçeyi kalkındırırken fosseptik sisteminin şapka atacak duruma gelmemesi mümkün değildir. Atıklar, en fazla kıyıdan 300-500 m. ileriye kanal veya büyük çaplı borularla denize veriliyordur. Bu kadar geliri olan bir ilçenin özel arıtımlı tesislerinin olması gerekir.

***                                 ***                           ***

Unkapanı Plakçılar Çarşısı

Bugün Unkapanı’nda “Plakçılar Çarşısı”nı gezdim. Çocukluktan gençliğe geçiş yıllarımdı. Anadolu’dan elinde küçücük tahta bavullarıyla İstanbul’a gelen gencecik insanları hatırlıyorum. Bir heyecan ve umut arayışı içinde gurbet ellerine düşerlerdi.

Bugün topluma mal olmuş nice ünlü oralardan geçmişti. Bir simiti iki kişi bölüşüyor belki de birer bardak çayla paylaşıyorlardı. Çoğunun akşamları kaldıkları yer, yarım kalmış bir inşaat, yıkık baraka veya terk edilmiş bir kulübeydi...  İki üç kişi birarada. Ekmeklerini paylaşır, katıklarını bölüşürlerdi.

Başarılı olup olamayacakları konusunda hiçbir fikre sahip değillerdi. Sadece dua ederek geldiklerini ve aile büyüklerinden dua etmelerini istediklerini anlatırlardı. Yaradan'a ve yanık seslerine güveniyorlardı.

Her sabah ayakları titreyerek geldikleri “Plakçılar Çarşısı”nda kimisi uzun hava okumuş, kimisi gazel atmış; Kimisi şiir seslendirmiş, kimisi saz çalmıştı. Hepsinde ortak olan, aynı heyecan ile çarpan kalplerdi...

Zaman geçmiş bu gayretkeş insanların bir kısmı topluma mal olmuş, ünlenmişti... Çırpındığı halde başaramayanlar isim olamamış, küllenmişti. Onlar bugün nerelerdeydi acaba? Bir kısmı da güven telkin ederek ve itaat etmek suretiyle o mağazalarda teknik adam olarak yetişmiş, işadamı olmuşlardı.

Gezerken o heyecanlı insanların, o yanık seslilerin musikimize  ve edebiyatımıza sonradan eserler kattıklarını, belki farklı müzik türleri ürettiklerini düşünüyordum. Plak, kaset, CD, teyp ve eski plakçalar satışı yapılan bir mağazanın önüne geldiğimde kendimi bir anda içeride buldum. Evet, belki demin saydığım özelliklerde bir sanatçıya rastlayamamıştım, ama  yıllarını bu uğurda harcamış tecrübeli bir işyeri sahibiyle konuşmaya başlamıştım.

Tanışma ve hatır sormadan sonra şimdi yazdıklarımı bu yaşlı tecrübeli beyle paylaşmaya başlamıştım. İşlerin hiç de o yıllardaki gibi gittiğini söyleyemiyordu. Teknoloji ilerledikçe eski güzellikleri sildiğini anlatıyordu…

… Bir zamanlar şöhreti yakalamak için Anadolu’nun dört bir yanından gelen insanların hikâyeleriyle öykülere, filmlere konu olan çarşı, diğer adıyla İMÇ Plakçılar Çarşısı, müzik piyasasındaki dijital devrimle birlikte hareketli günlerini geride bırakmış.

İçerisindeki birçok dükkânın boş olduğu göze çarpan çarşıda, müzik dünyasının büyük isimlerinin albümlerine imza atmış olan yapım şirketleri, kaset satış rakamlarının milyonlarla ifade edildiği günlerin artık geride kaldığını anlatıyordu…

***                                 ***                           ***

Değerlendirme kapasitesi

Değerlendirme kapasitemiz, tahammül sınırımız, abartı gücümüz o kadar ölçüsüz ki... Milli takım Fransa’yı 2-0 yendi diye yere göğe sığdıramadık. Milli takım İzlanda havaalanında bekletildi ve arandı diye, futbol bilgisi olmayandan tutun da Dışişleri Bakanına kadar herkes laf etti. Şimdi yenik durumdayız. Yenilgiyi havaalanında bekletmenin yarattığı moral bozukluğuna sayanlar da vardır eminim.

***                                 ***                           ***

Fransa Cumhurbaşkanı

Macron Türkiye-Fransa milli maçı öncesinde söylenen Fransız Milli Marşı ile alay edildiğini söylemişti. Bu da Fransız aklı… Galiba sonradan ortaya çıkıyor; ama pazarlıkçı bir tavır. Pek bizden farkları yok galiba. Şimdi ne oldu bilmiyorum, ama herhalde bizi resmi kanaldan protesto etmemişlerdir.

Zavallım, iç siyasette başı dertte… Belki zevahiri kurtarırım diye böyle bir çıkış yapmış olabilir. İnsan acıyor doğrusu…

türk filmlerinde evden kaçıp meşhur olmak isteyen genç kızların plak çıkarttığı yer. Yine aynı filmlerde saf, temiz ve yanık sesli türkücülerin yolu da bazen düşermiş buraya :) :

Yıllardır değişmeyen çaycısı simitcisi kapının önünde oturanları avludan birbirine seslenenleriyle arada uğrayan sanatcılarıyla her zaman renkli istanbulun güzel yerlerinden 

Bir zamanlar şöhreti yakalamak için Anadolu'nun dört bir yanından gelen insanların hikayeleriyle öykülere, filmlere konu olan çarşı, diğer adıyla İMÇ Plakçılar Çarşısı, müzik piyasasındaki dijital devrimle birlikte hareketli günlerini geride bıraktı.

İçerisindeki birçok dükkanın boş olduğu göze çarpan çarşıda, müzik dünyasının büyük isimlerinin albümlerine imza atmış olan yapım şirketleri, kaset satış rakamlarının milyonlarla ifade edildiği günlerin artık geride kaldığını anlatıyor.

Yaklaşık 30 yıldır Unkapanı'nda yapımcılık yapan Mavi Deniz Müzik'in sahibi Aydın Keyf, kaset devrinde 100 bin rakamlı bir albüm satışının kötü sayıldığını belirterek, artık 20 bin satış yapan albüme ödül verildiğini söyledi.

Teknoloji üzerindeki denetimsizliğin müzik piyasasını olumsuz etkilediğini düşünen Keyf, "Teknoloji değişmiş olabilir, teknolojiye ayak uydurursun. Teknoloji değişikliği, insanlar için kötü amaçlı değildir ki. Teknolojinin kötü tarafı ne? Ben burada 3 ay, 5 ay, stüdyolarda çocuklarımın nafakasını kazanmaya çalışıyorum, insanlar 2 saniyede kaseti indirip, alıp gidiyor" diye konuştu.

Keyf, günümüzde sanatçıların artık sahneden para kazandığını kaydederek, "Şu anda para kazanmıyoruz. Diyeceksin ki neden buradasınız? Kalmışız burada. Sanatçı festivalden, konserden kazanıyor. Biz de onlara menajerlik yapıyoruz istisna olarak" ifadelerini kullandı.

- "Artık parası olan sanatçı oluyor"

Aynı zamanda bir halk ozanı olan ve 4 şiir kitabı bulunan Ekberi Müzik'in sahibi Aşık Ekberi, eskiden yetenekl kişilerin sanatçı olduğunu, günümüzde ise bu durumun değiştiğini dile getirdi.

Ekberi, "Eskiden sanatçılar parasız gelirdi ve yeteneği olan keşfedilerek, yapımcı tarafından bütün masrafları karşılanıp piyasaya çıkardı. Artık parası olan albüm yaptığı için kalite de düştü. Bugün bir sanatçının yeteneği olsa bile parası yoksa kaybolup gidiyor. Parası olansa, yeteneği yoksa bile sanatçı oluyor" şeklinde konuştu.

Korsancıların dahi internetten şikayetçi olduğunu aktaran Ekberi, müzik piyasasının yeniden eski günlerine dönmesi içinse kafe ve alışveriş merkezleri gibi yerlerde çalınan müzik eserlerine telif ödenmesi gerektiğini vurguladı.

- "Unkapanı'nın dünyada örneği yok"

Babasının Doğubank İş Hanı'ndaki plak firmasında 60'lı yıllarda mesleğe adım atan Mega Müzik'in sahibi Ethem Zeytinkaya, Unkapanı'nın sanatçıların bütün firmaları tek noktada bulabilmesi açısından önemli olduğuna dikkati çekerek, "Dünyada bütün müzik sektörünün aynı iş merkezinde toplandığı başka bir örnek yok" dedi.

Zeytinkaya, son yıllarda plak satışlarının sektöre hareket getirdiğini söyleyerek, analoğa karşı ciddi yönelimin olduğunu ifade etti.

 

- Çarşı bestekarlara da ev sahipliği yaptı

Unkapanı Plakçılar Çarşısı, sadece yapım şirketlerine değil, aynı zamanda sektörün en önemli unsurlarından söz yazarı ve bestekarlara da ev sahipliği yaptı.

Orhan Gencebay'ın da aralarında bulunduğu sanatçılara şarkı sözü veren ve yaklaşık 700 şarkısı bestelenen Vural Şahin, İMÇ'de meskun son şarkı sözü yazarlarından.

Onlarca plaketi, ödülü ve İMÇ'nin neredeyse tek yeşil alanı olan bahçesiyle 21 yıldır 6-7 metrekarelik dükkanında bulunan Şahin, "Eskiden burada müzisyenler vardı, daha sonra maddi sebeplerle yavaş yavaş terk ettiler. Geçmişte şarkı sözü yazarları, 'Benim şiirim hangi bestekara yakışır', bestekarlar da 'Ben kimden şiir alabilirim', bunu bilirlerdi. Artık bu yok. Sadece yapımcılar kaldı" değerlendirmesinde bulundu.

- "Müzik demek, Unkapanı demek"

Köksal Bütün ise Erzurum'dan gelerek Unkapanı sayesinde hayallerine kavuşanlardan.

İstanbul'a 2000 yılında geldiğinde Beyoğlu'ndaki bir mekanda ara sıra türkü söylediğini belirten Bütün, burada kendisini dinleyen bir yapım şirketi sahibi tarafından keşfedilmiş.

Bütün, daha sonra 4 ayrı plak şirketinin tüm masrafları karşılayarak kendisine albüm çıkardığını anlatarak, "Anadolu'daki bir adam için müzik demek, Unkapanı demek. İşin duayenleri burada. Hayat devam ettikçe müzik devam edecek. Müzik oldukça da burası yaşayacak" ifadelerini kullandı.

Çarşının girişindeki dükkanında 35 yıldır satış yapan Kasetçi Naci de artık satışların neredeyse tamamıyla durduğunu söyledi.

Günde 500 kaset sattığı zamanların geride kaldığını anlatan Naci Bey, "Son 5 senedir, 30 senede biriktirdiğimi yiyorum. Sattığım kaset sayısı, artık günde 3-4 taneyi geçmiyor. Bunlar da yeni çıkan albümlerden çok eski arşiv satışları oluyor" şeklinde konuştu.

İMÇ'nin 30 yıllık çaycısı Nafiz Kayacan'ın elinden ise Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses dahil çay içmeyen sanatçı kalmamış.

Eskiden 6 kişinin çay servisine yetişemediği dükkanında artık tek başına çalışan Kayacan, kaset döneminde günde onlarca kişinin meşhur olma umuduyla plakçılar çarşısına geldiğini, günümüzde ise bu rakamın ayda 1-2 kişiyi geçmediğini kaydetti.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam